Uçar gelir göğün mavisi On beşine giren ay’ı Bulutlar güz akşamları Takar koluna giderdi
Sanat bahçesine gelişi Utangaç çocuk gibi Mor gülüşü, leylim bakışı
Büyütürken kucaklaya kucaklaya Kopardılar meyvelerini Gülüşünü devşirmeli şairler Dolaşıp bin bir çiçeği
Dağ yeliyle soğumuş Buğulu testinin suyunu Döke saça içmesi bir hoyratın Gibi imgeler uyandırıyor O üzgün, o kırılmış hali Koklanmadan atılan Solgun bir gül dalı
Laf atsa bir delikanlı Ah nasıl da sevinir Görenler var diye hala Kadınca güzelliğini
Güz aylarına benziyor dalgınlığı Uçup gitmiş rengi Dökülmüş gül kokuları