Ana Sayfa  Sohbet  Oyunlar  Chat  Fıkralar  Arama İletişim

Menü

 
   Ana Sayfa
 Ask
 Bayanlara Özel
 Bilmeceler
 Cinsellik
 Diziler
 Filmler
 Fıkralar
 Gerekli Siteler
 Güzel Sözler
 Hikayeler
 Msn Messenger
 Ortaya Karışık
 Programlar
 Radyo ve Televizyon
 Rüya Tabirleri
 Sağlık
 Videolar
 Yemek Tarifleri
 İlginç Bilgiler
 Üniversiteler
 Özel gün ve haftalar
 Şaka Gibi
 Şarkı Sözleri
 Şiirler
  İletişim

 Kalp ve Dolaşım Sağlığı

Okunma

481

Akciğer Hipertansiyonu
Yaklaşık 50 milyon Amerikalıda, kanın, vücuttaki atardamarlardan sağlıklı bir insan için fazla yüksek bir basınçla dolaştığı bir rahatsızlık olan yüksek tansiyon (hipertansiyon) bulunmaktadır. Yüksek tansiyonun çok daha az yaygın olan bir türü sadece akciğerlerdeki atardamarları etkiler. Akciğer hipertansiyonu olarak bilinen bu ciddi hastalık, gitgide daha vahim hale gelir ve nihai anlamda öldürücü olabilir.

Akciğer hipertansiyonu, akciğerleriniz içerisindeki minik atardamarların daralması veya tıkanması ile meydana gelir. Bu durum, akciğerlerinizde kan akışına karşı direncin artmasına yol açar, bu da akciğer atardamarları içerisindeki basıncı yükseltir. Basınç biriktikçe, kalbinizin sağ karıncığının, akciğerleriniz içerisinden kan pompalaması için daha çok çalışması gerekecek,buda en sonunda kalp kasının zayıflamasına, zaman zaman da bütünüyle durmasına neden olur.

Birincil akciğer hipertansiyonu için şu anda hiçbir tedavi yoktur, ancak ilaç tedavileri semptomların azaltılmasına yardımcı olabilir ve bu rahatsızlığı taşıyan kişilerin yaşam kalitesini iyileştirebilir.

*

Angina Pektoris
Birdenbire başlayan, göğsün orta yerinde, bazı kere kalp bölgesinde duyulan ve daha çok sol koldan boyuna doğru yayılan şiddetli ve bunaltıcı bir ağrı. Bu ağrı, ilkin hafif başlar, ve kısa zamanda en yüksek şiddetini bularak birdenbire geçer

*

Aritmi
Normalde kalp atımı, sağ kulakçıktan başlar. Sağ kulakçıkta elektrik uyaranlar çıkaran sinüs düğümü adı verilen özel hücre grupları vardır (doğal kalp pili). Uyaran kulakçıktan atriventriküler düğüme gelir. Atrioventriküler Düğüm, uyaranı karıncıklara taşıyan yollarla (sağ dal, sol dal) bağlantılıdır.

Uyaranın bu yollar aracılığı ile bütün kalpte dolaşması sonunda önce kulakçıklar kasılarak kan karıncıklara pompalanır. Saniyeden kısa bir süre içinde kasılan karıncıklar yardımıyla kan tüm vücuda dağıtılır. Bu işlem normalde dakikada 60-100 kez tekrarlanır.

Gerek uyaranın sinüs düğümünden başka yerlerden çıkması, gerek iletim yollarındaki aksaklıklar (blok) ve gerekse sinüs düğümünün anormal çalışması bu normal süreci bozar ve aritmi denilen kalp atım bozukluklarına neden olur. Kalp atımlarının düzeninin değişmesine aritmi denir.

Ritmi, atımlar arasındaki aralıkların kısalıp uzaması ve atım sayısının anormal ölçüde artmış (takikardi) veya azalmış (bradikardi) olması halidir.

Değişik kalp hastalıkları (koroner kalp hastalıkları, kalp kası hipertrofisi, kalp kasının iltihabi hastalıkları, kapakçık hastalıkları, elektrofizyolojik anormallikler) aritmiye neden olur. Bunun dışında metabolik bozukluklar, elektrolit denge bozuklukları, tütün, alkol, stres, cafein, diyet ilaçları, soğuk algınlığı ilaçları da aritmi nedeni olabilir.

Aritmiler, kalp atımına neden olan elektriksel odağın bulunduğu kalp bölgesine göre, Atrium (kulakcık) kökenli aritmiler ve Ventriküler (karıncık kökenli) aritmiler olarak ikiye ayrılır.

Atrium (Kulakçık) Kökenli Aritmiler

Sinüs Aritmisi: Solunuma bağlı olarak kalp hızındaki değişmedir.

Sinüs Takikardisi: Sinüs düğümü alışılmıştan hızlı eletriksel uyaran çıkartır ve kalp hızı artar.

Prematüre Supraventriküler Kontraksiyon: Zamanından önce ortaya çıkan karıncık üzeri bölge kökenli kalp kasılması.

Prematüre Atrial Kontraksiyon: Zamanından önce ortaya çıkan kulakçık kökenli kalp kasılması.

Supraventriküler Takikardi: Karıncık üzeri bölgeden köken alan kalp hızı artması.

Paroksismal Atrial Takikardi: Nöbetler halinde gelen kulakçık kökenli kalp hızı artması.

Ventriküler (Karıncık Kökenli) Aritmiler

Prematüre Ventriküler Kompleks: Zamanından önce ortaya çıkan karıncık kökenli elektiriksel uyarana bağlı, karıncık kasılması.

Ventriküler Takikardi: Karıncık kökenli elekriksel uyaranlara bağlı kalp hızı artmasıdır. Hastada çarpıntı, göğüs ağrısı, solunum güçlüğü, hırıltılı solunum yakınmaları ortaya çıkar. Tansiyon düşüktür. Komaya kadar gidebilen şuur bozuklukları olur. Hastanın en kısa zamanda hastaneye yetiştirilmesi gerekir.

Ventriküler Fibrilasyon: Karıncığın kontrolsuz ve çok hızlı kasılmalarıdır. Bu durum kanın pompalanmasından ziyade karıncığın titremesine sebep olur. Nabızsız aritmi adı da verilir. Kalbin pompalama yeteneğinin kaybı ile ani ölüme neden olur.

Kalp Bloğu

Elektriksel uyaranın normal yollardan karıncıklara geçememesidir.

Uyaranların tamamı gecikerek geçer.

Uyaranların bir kısmı gecikerek geçer.

Uyaranların hiçbiri geçemez. (Kalp atımları karıncıklardan köken alır, kalp hızı çok yavaştır.)

Sadece Sağ Dal'da iletim bozulmuştur (Sağ Dal Bloğu).

Sadece Sol Dal'da iletim bozulmuştur (Sol Dal Bloğu).

Aritmi Tanısındaki Testler

Elektrokardiyografi (EKG)

Kalbin elektriksel aktivitelerinin kaydedilmesidir. Göğsün üstüne, el ve ayak bileklerine çeşitli diskler yerleştirilir ve kaydedici cihaza kablolarla bağlanır. Kalbin elektriksel sinyalleri bir kağıda yazdırılır. Doktor kalbin ritminde değişiklik olup olmadığını kontrol eder. Türleri:

İstirahat EKG'si: Hasta EKG çekilirken hareketsiz olarak birkaç dakika yatar.

Egzersiz EKG'si: Hasta EKG'ye bağlıyken bisiklet ve koşu bandında efor yapar. Bu test, egzersizin aritmiye neden olup olmadığını veya aritmileri artırıp artırmadığını veya kalp kaslarına kan akımının bozulduğuna dair bir belirti çıkıp çıkmadığını (iskemi) gösterir.

Holter Testi (24 saatlik EKG takibi): Hastanın günlük hayatı sırasındaki EKG değişikliklerini kaydeden bir cihazdır. Bu test sayesinde diğer EKG testlerinde görülemeyen ritm bozuklukları veya iskemik bulgular saptanır.

Transtelefonik İzleme: Hasta kaydedici cihazı, 24 saatten daha uzun süre taşır. Hasta aritmi hissedince bu bilgiyi, izleme istasyonuna ya anında ya da kaydederek daha sonra telefon yardımıyla iletir. Bu test daha çok nadir gelen aritmileri saptamakta yararlıdır.

Elektrofizyolojik Çalışma (EPS)

Genellikle kasık toplar damarından girilerek, ince ve esnek bir tüp (katater) yardımıyla sağ kulakçık ve karıncığa ulaşılır. Kalbin elektriksel aktivitesi izlenir. Bu test, doktorların aritminin tipini ve tedaviye nasıl cevap verdiğini saptamalarına yardım eder.

Aritmilerin Tedavisi

İlaçlar: Dikkatli seçilmelidir. Yan etkileri fazladır. Aritmiyi artırabilir. Dozun tesbitinde sürekli doktor kontrolu ve EKG testleri kullanılmalıdır.

Kardiyoversion: Kalbi normal ritmine döndürmek için acil durumlarda, doktorlar tarafından göğüs duvarına uygulanan elektirik şokudur.

Kalp içi defibrilatör (ICD): Ani ölümlere sebep olacak ciddi ventriküler aritmiler (ventriküler fibrilasyon öyküsü, sık tekrarlayan ventriküler takikardi atakları) söz konusu olan vakalarda kullanılır. Cihazın gövdesi göğüs kasının içinde oluşturulan yuvaya, elektrotları kalp içine yerleştirilir. Bu cihaz, kalp ritmini izler. Önemli ve tehlikeli aritmileri ayırdeder. Gerektiğinde elektrik şoku vererek ölümcül aritmileri düzeltir. Kalp hızının yavaşlamasına bağlı ölüm riski taşıyan hastalarda ayrıca pacemaker fonksiyonundan da yararlanılmaktadır.

Kalp pili (Pacemaker): Sinus düğümünün düzgün çalışmadığı durumlarda veya kalp içi elektriksel iletim yollarında blok varsa, bu cihaz elektiriksel uyaranlar göndererek kalbin düzgün çalışmasını sağlar.

Elektrofizyolojik araştırma ile aritmiye sebep olan odak bulunabildiği taktirde bu odağın radyo-frekans dalgaları yardımıyla susturulması yöntemi de kullanılmaktadır

*

Ateroskleroz
Ateroskleroz, atardamarları ( arterleri) etkileyen bir hastalıktır.Yaygın olarak "damar sertleşmesi" olarak adlandırılanarteriosklerozun bir türüdür.Orta boy ve büyük arterlerde görülen " aterom" veya "plak" olarak adlandırılan yapısal bozukluklardan (lezyonlardan) oluşur. Aterom, hangi safhada olduğuna bağlı olarak çeşitli yapılar barındırabilir:

Aterom, damarın yüzey tabakası kalınlaşmış büyük bir alanının ortasında bulunan, yumru gibi, yumuşak sarımsı bir birikimdir. Arter lümenine yakın noktalardamakrofajlardan oluşur. Bunun altında bazenkolesterol kristalleri ve ilerlemiş lezyonların tabanında kireçlenme (kalsifikasyon), hatta bazen kemikleşme de olabilir. ''Ateroskleroz'', ateromların, içi yumuşak, dışı sert yapısından dolayı Yunanca ''athero-'' (lapa) ve ''-sclerosis'' (sertleşme) sözcüklerinden türetilmiştir.

Ateroskleroz iki patolojik sorun oluşturur. Birincisi, aterom zaman içinde yırtılabilir ve içinden çıkan parçalar akıntıyla gidip daha dar damarları tıkayabilir ( tromboz). İkincisi, aterom yırtılmasa da büyümesi sonucunda damarın daralmasına ( stenoz) yol açabilir. Her iki durumda da damar tarafından beslenen organa yetersiz kan gitmiş olur. Hastalığın izleyebileceği alternatif bir yol iseanevrizma olarak adlandırılır; bu durumda ateromun kalınlaşmasının telafisi için damar genişler ama bunun sonucunda damar duvarı zayıflar, en zayıf noktasından balon gibi şişip patlar ve iç kanamaya varır.

En yaygın görülen süreç,hassas plak olarak adlandırılan yumuşak plakların yırtılmasıdır. Bunun sonucunda oluşan kan pıhtısı, kanı 5 dakika gibi kısa bir sürede yavaşlatır veya durdurur ve ölüme yol açabilir. Bu olayaenfarktüs denir. Bunun en yaygın senaryosu kalp krizidir, yani trombozun birkoroner arterin içinde meydana geldiğimiyokardiyal enfarktüstür.İlerlemiş aterosklerozda görülen başka bir yaygın senaryo isekladikasyon olarak adlandırılır, bu durumda stenoz ve anevrizmanın birleşimi sonucu bacaklara yeterli kan gitmez ve bunun sonucu hasta topallar. Böbrek,bağırsak ve diğer organlardaki arterler de aterosklerozdan etkilenebilir.

Semptomlar

Ateroskleroz genelde erken ergenlik çağında başlar, çoğu büyük arterde bulunur ancak kendini belli etmez ve çoğu tıbbi tanı yöntemiyle de farkedilmez.Kalp|Kalbi besleyenkoroner dolaşıma veyabeyin|beyni besleyenserebral dolaşıma etki ettiği zaman hastalık ciddi anlamda ortaya çıkar. Kalp krizi, akut inme, kalp yetmezliği ve genel olarak çoğu kalp hastalığının altında yatan neden aterosklerozdur. Kol ve bacak arterlerinde ateromlar yüzünden dolaşım yetmezliğineperiferik tıkayıcı arter hastalığı denir.

ABD 2004 yılı verilerine göre erkeklerin %65'i ve kadınların %47'sinde aterosklerotikkardiyovasküler hastalık | kardiyovasküler hastalığın ilk belirtisi bir kalp krizi veyaani kardiyak ölüm (ilk belirtilerden sonraki bir saat içinde ölüm) olmuştur.

Arterde kan akışını bozan olayların çoğu lümen tıkanmasının %50'den az olduğu yerlerde olur. Bu olaylarda ortalama stenoz oranı %20'dir. Dolaşım sorunlarını test etmek için kullanılan en yaygın test olanKardiak stres testi ancak %50'den fazla tıkanmayı algılayabilmektedir.

Aterojenez

''Aterojenez'', aterom plaklarının gelişme sürecidir.

Aterosklerozun mikroskop altında görülebilen ilk aşaması "yağ çizgileri" oluşumudur. Bunlar endotelin altında bulunan, içi lipit dolu hücre topluluklarıdır; yağ çizgileri gelip geçici olabilir.Arter damarlarında hücrelerin (özelliklemonosit türevimakrofaj gibi lökositler) ve değişime uğramış lipoprotein birikmesine paralel olarak arter yapısı değişime uğrar. Bunu izleyen yangı ( enflamasyon), arterin ''intima'' tabakasında aterom plaklarının oluşumuna yol açar. İntima, damardaendotel ilemedia veadventitia arasındaki kısımdır. Bu plaklar aşırı yağ, hücreler, kollajen ve elastinden oluşur. Lümen diye adlandırılan arter boşluğunda başlangıçta herhangi bir daralma ( stenoz) oluşturmazlar.
Resim:Aterorojenez-hucresel-tr.JPG|Right|thumb|400px|LDL'nin damar intima matrisinde oksitlenmesi (oxLDL) aterom oluşumunun ilk adımıdır. Endotel hücrelerinin oxLDL tarafından uyarılması kandaki monositlerin seferber olup damar duvarına girmesine neden olur. Monositlerin makrofajlara değişimi ve kümelenmiş oxLDL'nin Avcı Reseptör (Scavenger receptor') tarafından bu hücrelerin içine alınması sonucu köpük hücreler meydana gelir. Damar düz kas hücrelerinin uyarılması bunların harekete geçmesine ve çoğalmasına neden olur. Doku Faktörü (Tissue Factor, TF), düz kas hücreleri ve makrofajların yüzeyinde belirir ve birikmiş fibrin'in fibrinojene dönüşmesine neden olur.

Aterosklerozun nasıl başladığına dair iki hipotez vardır. Bu iki hipotezi de destekleyen bulguların varlığına bakılırsa muhtemelen ikisi de en azından kısmen doğrudur.

Lipit hipotezi

Kan plazmasında bulunanLDL endotelin içine sızıp yükseltgendiği (oksitlendiği) zaman kalp hastalığı için risk oluşturur. LDL oksidasyonuna etki eden karmaşık biyokimyasal reaksiyonlar zinciri vardır, bunlar en çok, endotelde bulunan serbest radikallerden kaynaklanır.

Damar duvarının hasar görmesi, bir yangı tepkisi doğurur. Birakyuvar türü olanmonositler kandan gelip arter duvarının içine girer, ayrıcatrombositler de duvara yapışır. Ardından, monositler değişime uğrayıpmakrofaj olur, bunlar da oksitlenmiş LDL'yi içlerine alarakzamanla "köpük hücre"lere dönüşür. Böyle adlandırılmalarının nedeni sitoplazmaların içinde çok sayıda kesecik (vezikül) ve yüksek miktarda lipit birikmesidir. Mikroskop altında lezyon artık bir yağ çizgisi olarak görünür. Köpük hücreler sonunda ölür ve bu yangı sürecini daha da yaygınlaştırır.

Ateromdakikolesterolün kaynağıLDL'dir. Dokulardaki kolesterolü karaciğere geri taşıyanHDL miktarı az ise bu LDL birikiminin başlattığı süreç daha da hızlanır. Köpük hücreleri ölünce içlerindeki kolesterol ve diğer lipitler ateromda birikmeye başlar.

Köpük hücreleri ve trombositler düz kas hücrelerinin hareketini ve çoğalmasını teşvik eder; düz kas hücrelerinin yerine kollajen gelir ve bu hücreler de köpük hücrelerine dönüşür. Lipit birikintileri ile damarın intima tabakası arasında koruyucu bir fibröz örtü oluşur.

Kronik endotel hasar hipotezi

Russell Ross veJohn Glomset tarafindan öne sürülen (İngilizce ''Response to Injury'' olarak adlandırılmış olan) bu hipoteze göre endotel tabakaya hasar veren herhangi bir etmen, trombositlerin endotel altına girip yapışmasına neden olur, ardından monosit veT lenfositler gelir, bu hücrelerin salgıladığı büyüme faktörleri düz kas hücrelerinin mediadan intimaya geçip orada çoğalmasına,bağ dokusu veproteoglikan imal etmesine ve fibröz plak oluşturmasına neden olur.

Bu iki hipotez birbirini dışlamaz. Oksitlenmiş LDL endotel hücrelerine toksik olduğu için bir hasar unsuru sayılabilir. Ayrıca yenilenen endotel hücreler tamamen normal olmaz ve plazmanın LDL'nin endotel tabakada alıkonmasına neden olabilir.Ancak kronik endotel hasar hipotezi lipit kökenli olmayan (örneğin enfeksiyon sonucu) aterom oluşumlarına açıklama getirir.

Yeniden yapılanma ve kalsifikasyon

Yukarda belirtilen süreçtevasküler düz kas|damardaki düz kas tabakasında, özellikle ateromun hemen yanındaki düz kas hücrelerinde, mikroskopik kireçlenmeler ( kalsifikasyonlar) başlar. Zaman içinde bu hücreler ölünce kas tabakası ile ateromun dış kısımları arasında kalsiyum birikimleri meydana gelir.

Bu örtülü yağ birikintileri (bu aşamada artık aterom olarak adlandırılırlar) arterin zaman içinde genişlemesine neden olan enzimler salgılarlar. Arterin genişlemesi ateromun fazladan kalınlığını telafi ettikçe damar boşluğunda bir daralma ( stenoz) olmaz. Arterin kesiti yumurta şekilli olarak genişlemeye devam eder. Ancak eğer bu genişleme aterom kalınlığıyla orantısız olursa biranevrizma meydana gelir Glagov S, Weisenberg E, Zarins CK, Stankunavicius R, Kolettis GJ. Compensatory enlargement of human atherosclerotic coronary arteries. '' N Engl J Med'' 1987;316:131-1375. PMID 3574413

Görünür özellikler

Mikroskopla bakıldığında iki plak türü ayırt edilebilir:
# ''Fibro-lipit plak'' intimanın altında biriken lipit yüklü hücrelerle tanımlanır ([
http://www.pathologyatlas.ro/Coronary%20ATS.html resim]). Kas tabakası genişlediğinden dolayı lümen daralmamıştır. Endotelin altında bir "fibröz örtü" plağın merkezindeki çekirdeği kaplar. Çekirdekte lipit yüklü hücreler (makrofajlar ve düz kaslar), hücrelerin dışındaki dokuda kolesterol ve kolesteril ester oranı yüksektir, ayrıcafibrin,proteoglikanlar,kollajen,elastin ve hücre kalıntıları vardır.İlerlemiş plaklarda çekirdek bölgesinde ölü hücrelerden salınmış kolesterol birikimleri bulunur. Bu birikimlerde iğne şekillikolesterol kristallerinden oluşmuş kısımlar görülür. Bu plakların kenarlarında yeni "köpüğümsü" hücreler ve kılcal damarlar bulunur. Yırtıldıkları zaman kişiye en çok zarar veren plaklar bunlardır.

# ''Fibröz plak'' da (
http://www.pathologyatlas.ro/Coronary%20ATS%20Calcification.html resim) intimanın altında yer alır, damar duvarının kalınlaşıp genişlemesine yol açar. Bazen kas tabakasının kısmen zayıflamasıyla beraber lümende ufak bir daralma olarak da görülür. Fibröz plakta kollajen lifleri ( eosinle boyanan) ve kalsiyum çökeltileri ( hematoksin ile boyanan) ve ender olarak da lipit yüklü hücreler bulunur.

Damarın kas tabakası ateromu tutmaya yetecek büyüklükte küçük anevrizmalar oluşturur.Aterom plağının varlığını telafi edecek şekilde yapısını değiştirmesine rağmen kas tabakası genelde dayanıklılığını sürdürür.

Ancak, damar duvarının içindeki ateromlar yumuşak ve yırtılmaya müsaittir, fazla bir esneklikleri yoktur.Arterler kalp atışlarıyla sürekli genişleyip büzülürler, yani nabız atarlar.Ayrıca ateromun dış kısmıyla kas duvarı arasındaki kireçlenme de, aterom ilerledikçe esneklik kaybına ve damarın sertleşmesine yol açar.

Kireç birikimleri yeterince ilerlediğindebilgisayarlı tomografi (BT) veya elektron demet tomografisi (''electron beam tomography'') ile koroner arterlerde görüntülenebilir.Bu yöntemlerle bakıldığında kalsifikasyonlar ateromları çevreleyen yüksek radyografik yoğunluklu halkalar olarak görünür.BT tekniği ileHounsfield skalasında 130 birimden fazla (bazılarınca 90 birimden fazla) bir radyografik yoğunluk, arterlerde açıkça kalsifikasyon olduğunun bir belirtisi sayılır. Anjiyografi veyaintravasküler ultrasonla bakılıp arter lümeninde bir daralma görülmese dahi bu kalsifikasyonlar hastalığın, üstelik ileri bir aşamada olduğunun tartışmasız delili sayılırlar.

Yırtılma ve stenoz

Hastalık onlarca yıl yavaşça ilerlemesine rağmen, arterin bir aterom tarafından tıkanmasına kadar farkedilmez. Tipik olarak şöyle meydana gelir: Aterom yırtılması, yırtığın üzerinde pıhtılaşma ve fibröz yapılanma ve bundan kaynaklananstenoz. Bu süreç bir kere veya tekrar tekrar olabilir.Stenoz yavaş ilerleyebilir, buna karşılık plak yırtılması ani bir olaydır. Yırtılma, ince ve zayıf fibröz örtülü "hassas" ateromlarda olur.

Lümenin tamamen tıkanmasına neden olmayan ama yinelenen plak yırtılmalarının üzerindeki pıhtı örtüsü ve pıhtıyı sabitleştirici fizyolojik tepki, çoğu stenozu meydana getiren süreçtir. Stenozlu bölgelerde akış hızının yüksek olmasına rağmen bunlar sağlamdır, genelde parçalanmazlar. Kan akışını durduran yırtılma olayları genellikle az daralma yapmış büyük plaklarda meydana gelir.

Klinik araştırmalarda, yırtıldıktan sonra arterin tamamen tıkanmasına neden olan plaklardaki stenoz miktarının ortalama %20 oranında olduğu bulunmuştur. Yüksek oranda stenoz oluşturmuş plaklar çoğunlukla ciddi sonuçlar doğurmaz. Klinik araştırmalarda, %75'ten fazla oranda daralma olan plakların yalnızca %14'ünün kalp krizine neden olduğu bulunmuştur.

Eğer yumuşak ateromu kandan ayıran fibröz örtü yırtılırsa, alttaki doku parçaları kanın içine saçılır, kan ateromun içine girer ve bunun sonucunda ateromun hacminde ani bir büyüme meydana gelebilir. Doku parçalarındakollajen vedoku faktörü bulunduğu için trombositleri uyarıpkan pıhtılaşması|kan pıhtılaşma sistemini harekete geçirirler. Sonuç, ateromu kaplayan ve kan akışını ileri derecede engelleyen bir kan pıhtısı, yani '' trombus''dur. Kan akışının engellenmesiyle daralma noktasının ötesindeki dokular oksijen ve gıdadan mahrum kalır.Eğer bu doku kalp kası (miyokardiyum) ise göğüs ağrısı (anjina) veya kalp krizi ( miyokardiyal enfarktüs) meydana gelir.

Plakla ilintili hastalık tanısı

Kalp hastalıkları için kullanılananjiyografi vekardiak stres testi teknikleri damarlarda ciddi daralma ( stenoz) noktalarını belirlemeyi amaçlar.Bu teknikler aterosklerozu doğrudan farketmeye yaramaz. Oysa klinik çalışmalar, ciddi olayların meydana geldiği yerlerin büyük plaklı ama az daralmalı olduğunu göstermiştir. Plak yırtılması saniyelerle dakikalar arasında bir sürede arter lümeninin tıkanmasına ve potansiyel olarak hastanın daimi sakatlanmasına veya ölümüne yol açabilir. Bu yüzden 1990'lardan beri tedavinin hedefi olarak daha ölümcül olan "hassas plak"lara odaklanılmıştır.

Vücuttaki her arterde plak oluşabilse de, hayatî organları besleyen arterlerdeki tıkanmalar özellikle farkedilir. Kalp kaslarını besleyen damarların tıkanmasıkalp krizine, beyni besleyen damarların tıkanmasıinmeye yol açar.Bu dokular zarar gördüğü zaman sadece %2 oranında yenilendikleri için meydana gelen hasarların sonucu hastayı öldürmese dahi kalıcı bir etki bırakır.

Risk artırıcı fizyolojik faktörler

Aterosklerozla ilişkili çeşitli anatomik, fizyolojik ve davranışsal risk faktörleri bilinmektedir:

  • yaşlanma|İleri yaş
  • Erkek cinsiyet
  • Şeker hastalığı|diyabet veyabozulmuş oral glikoz toleransı (IGT) +
  • Dislipidemi (yüksek serumkolesterol veyatrigliserit düzeyleri)
  •  
  • Serumda yüksekLDL ("kötü kolesterol"), " lipoprotein küçük a" (bir LDL çesiti) veyaVLDL konsantrasyonu
  •  
  • Serumda düşükHDL ("iyi kolesterol") konsantrasyonu.
  • Sigara kullanımı
  • Hipertansiyon|Yüksek kan basıncı +
  • Obezite|Şişman olmak (Özellikle ''sentral'', ''abdominal'' veya ''erkek-tipi'' tabir edilen obezite) +
  • Hareketsizlik
  • Yakın akrabalarda ateroskleroz komplikasyonu ( kalp krizi veyaakut inme) olması
  • Serumda yüksekhomosistein seviyesi
  • Serumda yüksekürik asit seviyesi
  • Serumda yüksekfibrinojen konsantrasyonu +
  • Kronik, sistemikyangı (enflamasyon) belirtileri (yüksekakyuvar,hs-CRP ve başka işaretler sayılabilir, bunlar rutin klinik testlerde henüz bakılmamaktadır). [http://circ.ahajournals.org/cgi/content/full/circulationaha;106/1/136 Deepak L. Bhatt, MD; Eric J. Topol, MD] ''Need to Test the Arterial Inflammation Hypothesis'', 2002, referenced on 4/1/06 .
  • Stres veyaklinik depresyon
  • Hipotiroidizm (yavaş çalışantiroid bezi)

    Yukardaki listede '+' işaretli maddeler " metabolik sendrom"un belirtisi sayılır.

    Tedavi

    Eğer ateroskleroz semptom gösterirse semptomlar (örneğinanjina pektoris) tedavi edilebilir. Önce sigrayı bırakmak veya düzenli egzersiz gibi ilaçsız tedavi yöntemleri denenir.Bu yöntemler fayda etmezse kardiyovasküler hastalıkların tedavisinde ilaç kullanımına geçilir.Yeni ilaçlar keşfedildikçe bu yaklaşım daha etkili olmaktadır. Ancak ilaçlar patent kontrolünde, pahalı ve bazen de yan etkili olmalarından dolayı eleştirilmektedir.

    Klinik araştırmalarda yararlı olduğu bulunan tedavi hedefleri şunlardır:dislipidemi|lipoprotein dengesizlikleri, yüksek kan şekeri (yanidiyabet), yüksek kan basıncı,homosistein, sigara terki, pıhtı faktörlerini hedefleyen pıhtıönler (antikoagulan) almak, tuzlu su kaynaklı balık eti yiyerek Omega-3 yağlar almak, egzersiz yaparak kilo kaybetmek.Hedef serum kolesterol düzeyi 4 mmol/L'nin altıdır (trigliseritler için de 2 mmol/L'nin altı).

    Statinler olarak adlandırılan ilaç grubu, aterosklerotik hastalıkla ilişkili olayların önüne geçmekte çok başarılı olmuştur.Ancak fizyolojik risk faktörlerinde önemli bir azalma elde etmek için birden fazla ilacı birlikte kullanmak ve gündelik ve süresiz olarak almak gerekmektedir. Karmaşık ve etkili tedavi rejimleri izleyen hastaların fizyolojik özelliklerinin damarlarda yağ çizgilerinin görülmesinden evvelki çocukluk dönemine benzediği gözlemlenmiştir.

    LDL'nin bir kalıtsal çeşidi olanLipoprotein küçük a'nın azaltılması gündelik yüksekvitamin B3 (niasin) dozları almakla mümkündür. Niasin aynı zamanda LDL taneciklerin daha büyük olmasını ve HDL işlevinin artmasını sağlar.Statinlerle niasin'in, bağırsak kolesterol emilme inhibitörleri ('' ezetimibe'' ve daha az etkili olan '' fibrat''ların)hastanındislipidemi|dislipipidemik özelliklerini iyileştirdiği ve klinik olayların tekrarını azalttığı bulunmuştur. Koruyucu tedavide kolesterol azaltıcı ilaçların ölüm oranlarını azaltmıştır (örneğin AFCAPS/TexCAPS denemesinde).Aynı sonuçlara ulaşmak için beslenme değişikliği yapmak genelde ilaç tedavisinden çok daha az etkili olmuş ve kişilerin sağlıklı bir diyeti sürdürme başarıları düşük olmuştur.

    Halen aterosklerozu olmayandiyabetli kişilerin aterosklerozlu diyabetsizlere kıyasla uzun vadede aterosklerozdan çok daha kötü etkilendikleri bulunmuştur.Bu yüzden diyabet, ileri ateroskleroz dengi olarak görülmektedir.

    Homosistein seviyelerinin normal düzeye düşürülmesi, özellikle bunun beslenmede Omega-3 yağ kullanımı ile yapılmasının koruyucu etkileri olduğu altı klinik çalışma tarafından gösterilmiştir.

    Aerobik egzersiz, kilo kaybı ve beslenme değişiklikleri de faydalı olmakla birlikte genelde daha az etkilidir ve çoğu kişi için uzun süre devam ettirilmesi sorunludur.

    Tibbi tedaviler genelde semptomlara odaklıdır.Ancak uzun dönemde hastalığın nedeni olan süreçleri düzeltme yönündeki tedavilerin daha etkili olduğu gösterilmiştir.

    Kısa dönemde yararlı olan cerrahi müdaheleler arasında, daralmış damarları genişletmek içinanjiyoplasti ve daralmış damarların etrafından yeni bağlantılar oluşturanbaypas ameliyatı sayılabilir.

    Antioksidan korumayı artırmak amacıyla yüksek dozluE vitamini|E veyaC vitamini kullanımının bir faydası olduğuçift kör bir klinik çalışmada gösterilememiştir. Ancak bu çalışmalar, etkili olduğu iddia edilenden daha düşük dozlar kullanılarak yapılmıştır.

    Statin ilaçlarının başarısının arkasında yatan, kullananların ölüm oranlarında gözlemlenen azalmalardır.Bu ilk olarak "4S" olarak adlandırılan, kalp krizi geçirmiş ve ilerlemiş hastalığı olan kişilerde yapılmış olan ilk geniş çaplı, plasebo kontrollü, randomize klinik denemede gösterilmiştir.4S'de statin kullananların mortalite oranı plasebo alanlara kıyasla %30 daha düşük olmuştur. Bu çalışmaya katılanlar arasında dıyabetli olan bir alt grup için statin ile plasebo arasındaki mortalite farkı %54 olmuştur. 4S'den sonra yapılan diğer klinik denemelerde mortalite oranında daha da büyük düşüşler bulunmuştur. ASTEROID denemesinde (ref. 3) plak hacminde gerileme görülmüştür.

    Özetle, hastalığın en etkili tedavisi için, çok yönlü ve sinsi yönlerini anlayıp bir veya birkaç tedavi yöntemi yerine birçok ve
    farklı tedavi stratejisini birleştirmek etkili olmaktadır.Kan lipitlerinin lipoproteinler tarafından taşınma özelliklerini değiştirmek gibi başarılı olmuş yaklaşımlarda, semptomlardan hem önce hem de hemen sonra saldırgan tedavi kombinezonları kullanmak daha iyi sonuç vermiştir. Aterosklerozla ilişkin risk taşıyan hastalara koruyucu olarak düşük dozaspirin ve birstatin verme uygulaması yaygınlaşmaktadır. Ancak, semptomsuz kişilerin tedavi edilmesi tıp camiasında tartışmalıdır.
  • *

    By-pass
    By-pass yeterli beslenemeyen kalp adalesine köprü damarlar ile sağlam damarlardan kan akıtma usûlü. Kolesterol ve yağlardan, lipoprotein bakımından zengin gıdâlarla beslenmek ve çok yemek; hareketsizlik, tembel hayat, stres, yüksek tansiyon, sigara içmek ve şeker hastalığı sebebiyle kalb atardamarlarının (koroner arterlerin) daralması veya tam tıkanması sonucu o damarın beslediği kalp adalesine yeterli kan akımı sağlanamaz. Bu da koroner yetmezliğine; eğer adale hiç beslenmezse enfarktüse yol açar. Yâni kalp adalesi o yörede yeterli beslenemez veya ölür. Kalp adalesini korumak için by- pass yapılır.

    By-pass, tıkalı bir damarın uç kısmına şu veya bu damarı kullanarak yeni kan akımını sağlamaktır. Bu yeni kan akımı, hastaların fazla çalıştığı zaman artan kan akımı ihtiyaçlarını bile karşılayabildiği için, ameliyattan sonra hastalar ağrı olmadan günlük hayatlarını geçirir, hattâ ekzersiz yapabilirler. Ancak by-pass, ölü kalp adalesini besleyemez, onun çevresinde hâlâ canlı ama beslenmesi sınırlı olan bölgeleri besler.

    By-pass yapılınca kalp yenilenmiş olmaz. Çünkü hasta bölge, yâni enfarktüslü bölge yerinde durmaktadır. O bölgede kalp kasılması ya azalmıştır, ya durmuştur veya ters çalışma göstermektedir. By-pass bu bozukluğu tamâmen düzeltemez. Bâzı hastalarda kısmen faydalı olabilir. Aynı zamanda damar sertliği, ilerleyici bir hastalıktır. By-pass bu hastalığın ilerlemesini önleyemez. Damar sertliğinin ilerleyici karakterini değiştirmek, ancak risk faktörlerini azaltmakla mümkün olur. (Bkz. Atardamar Sertliği)

    By-passın hastalara sağladığı en önemli şey, kaliteli ve ağrısız hayattır. By-pass yapılmadan önce koroner anjiografi denilen, kalp damarlarının filminin çekilmesi ve tıkanan damarın ortaya koyulması, ayrıca sol karıncığın yeterlik durumunun tetkik edilmesi gerekir. (Bkz. Angiografi)

    *

    Çocukluk Çağı Kalp Hastalıkları
    Çocukluk Çağı Kalp Hastalıkları

     Çocukluk çağında en çok görülen doğumsal hastalıkların başında kalp rahatsızlıkları geliyor. Doğan her bin bebekten 8’i doğuştan kalp hastası. Ancak gerek doğumsal gerekse sonradan görülen kalp hastalıklarının tedavisi yüz güldürüyor.

    Kalp hastalıkları sadece yetişkinleri değil çocukları da tehdit ediyor. Bugün ülkemizde her yıl 15.000 kalp hastası bebek dünyaya geliyor. Rakamlar insanı ürkütüyor. Ancak tanı ve tedavideki önemli gelişmeler çocukların kalp hastalıklarını yenmesinde büyük rol oynuyor. Her ne kadar başarılı sonuçlar alınsa da anne ve babalar – haklı olarak - bu konuda büyük endişeler taşıyorlar. Oysa hastalıklar hakkında yeterince bilgiye sahip olup, gerekli önlemler en baştan alındığında çocukluk çağı kalp hastalıklarında yüzde 90’dan fazla başarı sağlanıyor. Çocukluk dönemindeki kalp hastalıkları hakkında bilinmesi gereken tüm ayrıntıları Acıbadem Sağlık Grubu Pediatrik Kardioloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ayşe Sarıoğlu anlattı.

    1. Doğuştan Gelen Kalp Hastalıkları 

    Çocuklarda en çok görülen kalp hastalıkları doğuştan gelenlerdir. Halk arasında “kalbi delik çocuk” olarak bilinen doğumsal kalp hastalıklarının yüzlerce değişik şekli bulunuyor. Bu hastalıkların bazıları hafif, bazıları orta derecede, bazıları çok ağır ve karmaşık olabiliyor. Anne karnında 4. haftada kalp olarak sadece bir tüp mevcut. 6 haftada bu tüp büyüyerek kalp odacıkları oluşuyor. Daha sonraki haftalarda kapaklar gelişiyor, kalbe gelen damarlar oluşuyor. İşte 8 -9 . haftalardaki gelişme sırasında kalbe ait bozukluklar oluşuyor. Nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte bazı faktörleri bu olasılığı artırıyor. Ülkemizde akraba evliliğinin ve enfeksiyonlara yakalanma riskinin daha fazla olması nedeniyle bu bozukluklar daha sık görülüyor. Bunun dışında hamileliğin ilk 3 ayında röntgen ışınlarına maruz kalma, gebelikte kullanılan bazı ilaçlar, gebelik sırasında geçirilen bazı enfeksiyonlar ve henüz bilinmeyen bazı genetik nedenler ile gebelik sırasında alkol ve sigara kullanımı en önemli sebepler arasında yer alıyor. Tanı noktasında iki önemli gösterge dikkate alınıyor: Birincisi bebeğin mor olması veya solunum zorluğu, ikincisi ise kalbinde 'üfürüm' denilen normalde duyulmaması gereken bir sesin duyulması. Detaylı bir muayene yaptıktan sonra ekokardiografi uygulanıyor. Böylece bebekteki kalp patolojisi saptanıyor. Daha sonra çocuğun durumuna göre gerekliyse anjiyo yapılıyor. Acil vakalar derhal ameliyata gönderiliyor.

    2. Edinsel Kalp &nbspHastalıkları

    Sonradan gelişen kalp hastalıkları arasında kalp kası hastalıkları, kalp enfeksiyonları, akut romatizma ateşi nedeniyle oluşan kalp hastalıkları, kalp tümörleri ve diğer sistem hastalıklarına eşlik eden kalp hastalıkları ve kalp aritmileri (kalp atımının hızlı, yavaş ve düzensiz olması) en önemli yeri tutmaktadır.  Bu hastalıkların bir bölümü kendi aralarında birbirleri ile bağlantılı olup neden sonuç ilişkisi ile bir hastada birkaç kalp hastalığı beraber olarak görülebiliyor. Edinsel hastalıklarının tanısında kalp ultrasonu yani ekokardiografi önemli bir yer tutuyor. Ekokardiografiye ek olarak kalp ve damarlarının bilgisayarlı tomografi, MR veya MR anjiyo ile gösterilmesi gerekiyorsa kalp anjiyosu yapılması da tanıda yardımcı oluyor.
    Daha çok ailesel olan ve bazı tiplerinin genetik tanısı günümüzde de yapılabilen hipertrofik kardiyomiyopati, kalp kası hastalıklarından en önemlisi olarak biliniyor. Bu hastalıkta kalp kası anormal olarak artıyor, kalpten kanın vücuda pompalanmasını engelliyor ve ölümcül olabilen aritmiler ortaya çıkabiliyor. Çocuklarda görülen kalp aritmilerinin bir bölümü kalıtımsalken bir bölümü de altta yatan bir kalp hastalığına işaret ediyor. Kalp atım düzensizliklerinin tanısında elektro kardiyogram ve 24 saat boyunca kalp atımlarını kaydedebilen holter ve elektrofizyolojik çalışma gibi metotlar kullanılıyor.
     
    Akut Romatizma Ateşi Nedir? Kalbi Etkiler mi?

    Ülkemizde sıklıkla görülen ve kalbi etkileyen en önemli hastalıklardan biri akut romatizma ateşidir. Akut romatizma ateşi, beta streptokok denilen bakterilerin neden olduğu bir üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben yani anjinin tedavi edilmemesi ye da geç tedaviye başlanması sonucunda oluşmaktadır. En çok etkilenen yerler kalp kapakçılarıdır.  

    Her Anjin Kalp Hastalığı Yapar mı?

    Uzmanlar bu soruyu hayır olarak yanıtlıyor.  Anjin ya da başka bir deyimle üst solunum yolu enfeksiyonlarının büyük bir bölümünün nedeni virüsler olduğu için kullanılan antibiyotikler bu mikroorganizmalara etki etmiyor. Uzmanlara göre fazla ve yersiz antibiyotik kullanımı ileride dirençli mikroplara neden olacağı için anjin geçirilirken ilk yapılması gereken boğazdaki enfeksiyonun nedeninin araştırılması. Yapılan streptokok antijen testi ile yarım saat içinde sonuç alınabiliniyor. Bu test pozitifse yani boğazda zararlı bakteri üremişse hemen ilaç alınımına başlanıyor. Test negatifse ve doktorunuz uygun görürse o zaman iki gün sonra alınacak boğaz kültürünün cevabı bekleniyor. Boğazda enfeksiyona neden olan virüsler için bir antibiyotik ile tedaviye gerek yok aslında.. Virüslerin yalnızca çok az bir bölümü çok nadir olarak bazı kişilerde miyokardit yani kalp kası enfeksiyonuna neden olabiliyor.

    Çocuklarda Kolesterol Olur mu?

    Kolesterol çocukları da etkiliyor. Deney hayvanlarında yapılan araştırmalar, küçük yaşta alınan gıdanın ve dolayısıyla yağ oranının ileri yaşlarda kalp damarlarında yağ plaklarına neden olduğunu ortaya koyuyor. Bu yüzden dengeli beslenmeye çocukluktan itibaren başlamak gerekiyor. Ailesel olarak geçen ve yüksek kolesterol ile seyreden kan yağ mekanizması bozuklukları da çocuklarda görülebiliyor. Bunların ağır olanları çok sık görülmemekle beraber tanı edildiklerinde mutlaka tedavileri gerekiyor. ABD Pediatri Birliği ve Kalp Derneği, ailelerinde (anne, baba veya onların anne ve babaları) 55 yaşın altında enfarktüs geçiren, kalp damarlarında tıkanıklığı anjiyo ile gösterilen ve damarlarına stent veya balon yapılan, by pass ameliyatı olan, felç geçiren, veya 55 yaşın altında aniden ölen anne veya babanın kolesterolü 240 mg/dl veya daha yüksek olan çocukların kolesterol düzeylerine bakılmasını ve sonuca göre bir tedavi izlenmesini öneriliyor.

    Dikkatli Olmam Kızımı Çabuk İyileştirdi...

    Beta mikrobunun kalbe yerleşmesiyle görülen kap hastalıklarına ülkemizde sıklıkla rastlanıyor. Bu hastalığa yakalananlardan biri de Yasemin Halıcı. Yasemin henüz 8 yaşında. Bu ufacık yaşına karşın önemli bir kalp hastalığını ailesinin ve doktorlarının desteği ile yenmeyi başarmış. Elbette bunda annesinin dikkatli ve de bilinçli olması büyük rol oynamış.
    Eklemlerde ağrı ile başladı

    Yasemin, kalp romatizması tanısı konulana kadar son derece sağlıklı bir çocuk. Zaten o sebeple – her ihtimale karşı – doktora götürdüklerinde herhangi bir hastalığa ihtimal dahi vermemişler. Peki neden doktora görünme ihtiyacı hissettiniz? sorusuna anne İnci Halıcı şu yanıtı veriyor: "Bir gün okula gitmek üzere Yasemin evden çıkarken kol ve bacaklarında ağrıdan söz etti. Ben çok endişeli bir anneyim. Bunu duyunca hemen doktora götürmek istedim. Çocuk doktoruna muayene için gittiğimizde bazı şüpheleri olduğu için bizi bir kalp doktoruna yönlendirdi. İnanın kalp doktoruna giderken bile bir hastalık çıkacağına inanmıyorduk. Arabada doktora giderken güle oynaya gittik ama dönüşte ailece hepimiz çok üzüntülüydük." Yapılan birçok tetkikten sonra konulan tanı, beta mikrobunun Yasemin’in kalbine yerleştiğini göstermiş. Ancak yine de Yasemin şanslı bir çocuk. Çünkü hastalığı son derece erken bir dönemde tanısı konulmuş.

    Kısa Ama Yoğun Bir Tedavi

    Her ne kadar erken fark edilse de Yasemin’i yoğun bir tedavi dönemi beklemiş. 45 gün boyunca bazen günde 10 tane ilaç alarak ve sıkı bir şekilde dinlenerek hastalığı atlatmış. Yasemin’i soracak olursanız o hayatından memnun! Neden mi? Bakın kendisi ne diyor: "Okula gitmediğim için hastalığıma o kadar üzülmedim!" Yasemin ne kadar çocukça yaklaşsa da ailesi için her şey o kadar kolay olmamış. İnci Hanım o günleri şöyle anlatıyor: "Son derece telaşlandım. Tüm ilaçlarını saati saatine alabilsin diye geceleri saati kurup ona ilacını veriyordum. Bir yandan hastalığına üzülürken diğer yandan erken tanı konmasına seviniyordum. Bu sayede çok iyileşti, çok şükür."

    Yaşantısı Değişmeyecek

    Yasemin’in kısa vadedeki tedavisi sona ermesine rağmen 21 yaşına kadar olması gereken bir iğne var.  İnci Halıcı devam edecek bu tedavinin Yasemin’in yaşantısını engellemeyeceğini belirterek şunları söylüyor: "Bugünlerde son derece hassas davranıp, onu korumaya özen gösteriyoruz. Ancak yaşamı boyunca bu hastalığın etkilerini yaşamasını istemiyoruz. Elbette dikkatli olmakla beraber onu yaşıtlarından farklı yetiştirmeyeceğiz

    *

    Doğumsal Kalp Hastalıkları

    Doğumsal kalp hastalıklarının tanısı, hamileliğin 18., 20. ya da 22. haftalarında yapılan fötal ekokardiyografiyle, bebek anne karnındayken konulabiliyor. Ses dalgaları yardımıyla bebeğin kalbinin incelendiği yöntem, anne ya da bebeğe zarar vermiyor.

    DOĞUMSAL KALP  HASTALIKLARI...

    Kalp odacıklarında delikler, damar terslikleri gibi pek çok anormallikle kendini gösteren doğumsal kalp hastalıklarına, anne karnında tanı konulabiliyor. Annenin alkol kullanması, ateşli bir hastalık geçirmesi, genetik yatkınlık ve hamileliğin ilk 12  haftasında bebeğe zarar verecek ilaçların alınması hastalıkların bilinen nedenleri arasında…

    Drtalama her canlı yüz doğumdan biri kalp hastası bebek olarak doğuyor ve tedavi edilmezlerse hastaların yarısı ilk yıl içinde yaşamını yitiriyor. Bebek daha anne karnındayken hastalığın tanısı mümkün. Bunun için iyi bir ekip çalışması gerekiyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sarıoğlu, doğumsal kalp hastalıklarını anlatmaya kalbin yapısıyla başlıyor. Normal bir kalp dört odacıklı; kulakçık adı verilen iki üst odacığı ve karıncık denilen iki alt odacağı bulunuyor. Kulakçık ve karıncıkları birbirinden ayıran bölmelere de septum deniyor. Vücuttan kirli kanı getiren damarlar sağ kulakçığa geliyor, oradan kapak yoluyla sağ karıncığa geçiyor. Akciğer atardamarıyla akciğerlere giderek temizleniyor. Temiz kan, akciğerlerden sol kulakçığa dönüyor. Oradan sol karıncığa geçiyor ve aort ana atardamarıyla bütün vücuda yayılıyor. Anormallikler de kalbin odacıklarında kalpten çıkan damarlada kalp kapaklarında ya da  septumda oluyor. En sık görülenleri de karıncıklar arasında ya da septumdaki delikler (bunlara ASD, VSD deniyor), damarlarda anormallikler, kulakçık ve karıncıklar arasındaki kapakçıklarda darlıklar.

    Doğumsal kalp anomalilerinin nedenleri

    Hastalığın nedenlerine gelince… Daha hamileliğin 15. gününde kalp hücre topluluğu oluşuyor. Sonrasında birtakım değişikliklere uğruyor ve tek bir tüp meydana geliyor. Bu tüpten kalp boşlukları ve damarlar oluşuyor. Bu kompleks gelişim hamileliğin ilk 12 haftasında tamamlanıyor. İşte bu süre içerisinde, bazı etkenler kalpteki anomalilere sebebiyet veriyor. Yine de kalp anormalliklerinin yüzde 90'ının nedeni bilinmiyor. Geriye kalan yüzde 10'luk grupta ise hamileliğin ilk 12 haftasında annenin alkol kullanması, ateşli ve döküntülü bir hastalık geçirmesi, akne tedavisinde kullanılan retinoik asit içerikli vitaminler ya da epilepsi ilaçları alması yer alıyor. Annenin diyabet hastası olması doğumsal kalp hastalığı riskini üç-beş kat artıran etmenlerden biri. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özlem Pata, böyle bir durumda bebeklerin kalbinde ufak bir delik olabileceği gibi büyük damarların ters çıkışı gibi ciddi bir sorunla dünyaya gelebileceğini söyleyerek, diyabetli anne adayının kan şekerini iyi kontrol etmesi gerektiğini vurguluyor. Annede “sistemik lupus eritematosus” gibi kollajen doku hastalıklarının bulunması da ritim bozukluklarına neden olabiliyor.

    Anne ya da babada veya ailesinde doğumsal kalp hastalıklarının bulunmasının riski beş kat artırdığına değinen Prof. Dr. Sarıoğlu şöye devam ediyor: “Kardeşlerden ya da yakın akrabalardan birinde bu hastalıklardan varsa yakalanma riski artıyor. Önemli nedenlerden biri de akraba evliliği. Bir de bu hastalıklar, Down ve Turner sendromları gibi kimi rahatsızlıklarla birlikte görülüyor.”

    Anne karnında tanı

    Doğumsal kalp hastalıklarının bebek henüz anne karnındayken tanısı mümkün. “Bunun için bize büyük görev düşüyor” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özlem Pata, şöyle devam ediyor: “Risk grubunda olmayan annelerin çocuklarında da bu hastalıklara rastlanıyor. O nedenle anne adayı bize geldiğimde öyküsünü çok iyi almamız gerekiyor. Zararlı bir şey yapmadığını düşünüyor ama ayrıntılı öyküsü alınınca masum olduğunu düşündüğü bir ilacı kullandığı ortaya çıkıyor.”

    Doç. Dr. Pata'nın üzerinde durduğu bir nokta da, kızamıkçık hastalığını geçirmeyenlerin Rubella aşısını hamile kalmadan önce yaptırması, diyabet ya da epilepsi gibi hastalıklar nedeniyle düzenli ilaç kullananların doktora başvurarak bebeklerine zarar vermeyen ilaçları alması. Anne adaylarının hamileliğin 6-7. haftasında bir kadın doğum uzmanına başvurması önemli. Bebeğin kalp atışlarının hamileliğin 5. haftasının altıncı gününden itibaren izlenebildiğini anlatan Doç. Dr. Pata, “Çocuğun kardiyak atımlarının başladığı dönemde anne adayını görmek istiyoruz. Gebelik normal olması gereken yere yerleşmiş mi? Sağlıklı gebelik mi? Bu dönemde anlayabiliyoruz. 6 haftadan sonraki gebeliklerde kardiyak atım bizim için fetus sağlığı açısından çok iyi bir gösterge.  O dönemde biz normalde, dakikada 110-115 atım bekliyoruz. 8. hafta civarı ise 144-159 arasında değişiyor” diyor.

    Hamileliğin ilerleyen döneminde 11-13. haftalar arasında da bebeğin ense kalınlığı ölçülüyor. Doç. Dr. Pata, “Bir bebekte ense kalınlığı var ise bu, bebeğe fötal eko yapılması gerektiğini gösterir” diyerek, durumu pediatrik kardiyologlarla birlikte değerlendirdiklerini belirtiyor. Kalp anormalliği gördüklerinde, bebekte başka hastalıkların olup olmadığına da baktıklarını anlatan Doç. Dr. Pata, şöyle devam ediyor: “Biz kadın doğumcu olarak önce ‘bu anomaliye başka anomali eşlik ediyor mu, fetus kromozomal olarak normal mi?’ sorularına cevap arıyoruz ve pediatrik kardiyologlarla konsülte ediyoruz. Çünkü, anormalliğin düzeyini tespit eden ayrıca doğduktan sonra bu hastaları izleyen onlar.”

    Prof. Dr. Ayşe Sarıoğlu, fötal ekokardiyografi yöntemi sayesinde kalp hastalıklarının bebek henüz anne karnındayken görülebildiğini belirtiyor. Kadın doğum uzmanlarının yönlendirdiği hastaların hamileliklerinin 18, 20 ya da 22. haftalarında fötal ekokardiyografi yapılıyor. Ses dalgaları yardımıyla bebeğin kalp atışlarının izlenebildiği yöntem anne ya da bebeğe zarar vermiyor. Çok kullanılmamakla birlikte riskli gebeliklerde 11-14. haftalarda uygulanan transvajinal yöntemler de tanıya olanak sağlıyor. Erken tanının tedavinin planlanması açısından büyük önem taşıdığını anlatan Prof. Dr. Sarıoğlu, şunları söylüyor:

    “Doğumsal kalp hastalıklarının yaklaşık üçte birine ilk bir ay içinde müdahale etmek gerekiyor. Erken tanı önemli. Böyle bir bebeği tespit ettiğimizde, hastalık doğar doğmaz müdahaleyi gerektiriyorsa doğumun nerede yapılacağını organize ediyoruz. Belirli aralıklarla bebeğin kalp performansını kontrol ediyoruz. Her sağlık kurumunda bebek kalp cerrahisi olmayabiliyor. Bu nedenle doğumun belli merkezlerde yapılması gerekiyor. Bu da  ölüm riskini ve birtakım komplikasyonları önlüyor.”

    Son yıllarda dünyada uygulanan kimi yöntemlerle anne karnında da bu hastalıklara müdahalelerin gerçekleştirildiğini söyleyen Prof. Dr. Sarıoğlu, “Kapak darlıklarının balonla açılması ya da pil takılması gibi girişimler var. Ne yazık ki sonuçları çok parlak değil. Ancak tanı arttıkça tedavi yöntemleri de gelişecek” diyor. Bazı ritim problemleri ise, anneye ya da kordon aracılığıyla bebeğe ilaç verilerek tedavi ediliyor.

    Doğumdan sonra fark edilen anomaliler

    Bazen bu anormallikler doğumdan sonra fark edilebiliyor. Bebekte ani morarma, kilo alamama ve gelişme geriliği, aşırı terleme, çok hızlı kalp atışı, hızlı soluk alıp verme, meme emerken çok çabuk yorulma hastalığın belirtilerinden. Prof. Dr. Sarıoğlu, daha önce tanısı yapılmayan durumlarda ekokardiyografi yöntemiyle bebeğin kalbinin incelendiğini anlatarak, “Eko probumuz var, jel sürerek göğsün üzerinden kalbin yapısını inceliyoruz. Bu bize kalbin yapısı, kasılma gücü, damar darlıklarının ne kadar olduğu gibi pek çok konuda bilgi veriyor” diyor. Sadece eko yöntemiyle bile ameliyat planlayabildiklerini anlatan Prof. Sarıoğlu, kimi zaman röntgen ya da EKG çekildiğini söylüyor. Uygulanan yöntemlerden biri de kateter anjiyo. Kateter adı verilen ince bir plastik boru, anestesi ile uyutulan bebeğin kasığındaki damarlardan kalbine kadar sokuluyor ve boya maddesi veriliyor. Kalbin sinefilmleri çekiliyor. Büyük çocuklarda ise 24 saatlik ritim takibi ya da efor testi yapılıyor. Prof. Dr. Sarıoğlu, her kalp hastalığının tedavisinin farklı olduğunu belirterek, “Kiminde bebeğe doğar doğmaz müdahale etmek gerekiyor, kiminde ilk altı ay içinde” diyor. Ancak damar tersliği gibi ciddi problemlerde acil müdahale hayat kurtarıyor.

    Prof. Dr. Sarıoğlu, tedavi yöntemlerine ilişkin şunları söylüyor: “Her zaman ameliyat şart değil. Bazen ilaçla tedavi ettiğimiz hastalar oluyor. VSD dediğimiz kalp deliklerinin ilk 2-5 yaş içinde kapanma olasılığı var. Ama ciddi kalp problemlerinin esas tedavisi cerrahi bazen de kateter yöntemiyle oluyor.” Damarları ters olan yenidoğanda, damarların yerleri değiştiriliyor ve koroner damarlar da değiştirilerek tam bir düzeltme yapılabiliyor ve bebek normal kalbe sahip oluyor.

    Hastalığa göre değişmekle birlikte ameliyat olan çocukların normal günlük aktivitelerini yerine getirmeleri öneriliyor. Prof. Dr. Sarıoğlu, “Ailelere çocukların oyun oynaması gerektiğini söylüyoruz. Biz bu ameliyatları çocuklar oyun oynasın, normal yaşasın diye yapıyoruz. Zaten kalp hastası çocuklar, genellikle yorulduklarında dinlenirler. Böyle olmasa bile annenin 'Dur, senin kalbin hasta' demesini istemiyorum” diyor.

    Doğumsal kalp hastalıklarının girişimsel kalp kateterizasyonu ile tedavisi

    Doğumsal kalp hastalıklarında görülen kalpten çıkan büyük damarların, kapakçıkların  darlıkları ya da kalbin odacıkları arasındaki açıklıkların tedavi edilmesinde öne çıkan girişimsel yöntemler, her yaştan hastaya uygulanabiliyor. Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Arda Saygılı, “Girişimsel kardiyolojide, kalp kateterizasyonu rutin uygulamaya girdiğinden bu yana, açık kalp ameliyatına ihtiyaç azaldı” diyor.

    Doğumsal kalp hastalıklarının tedavisinde cerrahi müdahalelerin yanı sıra girişimsel yöntemler de ön plana çıkıyor. Hastalığın türüne bağlı olarak, kalp damarlarındaki darlıklar açılabiliyor ya da açıklıklar “delikler” kapatılabiliyor. Tedavinin esası, kateter adı verilen ince bir plastik borunun kasıktan salınarak kalbe gitmesi ve bu yolla ajiyografilerin yapılması sonra balon ya da başka bir aygıtın yerine ulaştırılmasına dayanıyor. Acıbadem Bakırköy, Acıbadem ve International Hospital hastaneleri Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Arda Saygılı, özellikle yenidoğan döneminde aort ya da pulmonerde arter kapak darlığının hayati tehlike içerdiğini belirtiyor. Doğumsal kalp hastalıklarının yüzde 20'sinin acil müdahale gerektirdiğini ifade eden Doç. Dr. Saygılı, girişimsel kardiyoloji yöntemini şöyle anlatıyor:

    “Hiçbir girişimsel işlem çocuklar için ağrılı olmamalı, kötü bir anı olarak hatırlamamalı. Bu nedenle önce ağrı ve anestezi kontrolünü pediatrik anestezi uzmanı eşliğinde gerçekleştiriyoruz. Sonra  kasıktaki bir damara önce klavuz kateter yerleştiriyoruz. Anjiografik ölçümlerin ardından saptanan sorun örneğin kapakta darlık ise, uygun çaplı balonu darlık bölgesinde şişiriyoruz. Bu işlem bir saatten az kısa süreli oluyor. Temel girişimsel yöntemlerden ilki damar darlıklarının balonla açılması, anjioplasti; ikincisi kapakta darlık varsa, yine balonla valvüloplasti dediğimiz yöntemler. Eğer damar darlığı açılmıyorsa, stent uygulaması yapıyoruz. Üçüncü yöntem kompleks doğumsal kalp hastalıklarında kulakçıklar arasındaki bölmenin, açılması yani septestomi. Dördüncü işlem ise PDA, ASD, VSD gibi kalpteki açıklıkların girişimsel yöntem ile kapatılması.”

    Doç. Dr. Saygılı, yöntemin uygulanabilirliği ve başarısının yaşla ve kiloyla ilgili olmadığını vurguluyarak, “Kalp hastalığının yerleşim yeri, çapı, morfolojisi ve biçiminin detaylı analizi sonrası uygun tedavi şekline karar verilmesidir. Örneğin kalpteki açıklık küçükse ve damarlar arasında ise girişimsel kateter yöntemiyle kasıktan girilerek yaylı tel şeklindeki bir aygıtla kapatılıyor. Daha büyük açıklıklarda mantar şeklindeki farklı boyutlardaki aygıtlar kullanılıyor” diyor. Doğumsal kalp hastalıklarına bütünsel olarak yaklaşmak gerekiyor. Merkezin özellikleri, ekip çalışması önemli rol oynuyor. Anne karnından doğuma ve çocukluk çağından ileri yaşlarda da görülebilen bu hastalıklar, riskli gebelik uzmanından yenidoğan uzmanına, yoğun bakım uzmanından kardiyoloğa, anestezi uzmanından cerraha bir ekip çalışması ile başarıya ulaşıyor.

    Yöntemin avantajları

    “Avrupa'da ya da dünyada doğumsal kalp hastalıklarının cerrahi veya girişimsel tedavisinde ne yapılıyorsa biz de onu uyguluyoruz” diyen Doç. Dr. Saygılı, girişimsel kateter yöntemine ilişkin şu bilgileri veriyor:

    “Kalp kateterizasyonu çıktığından bu yana açık kalp ameliyatlarına ihtiyaç azaldı. Çocuklarda girişimsel tedavi yöntemleri 1980'lerde başladı son on yıllık bir süreçte yeni aygıtların da çıkması binlerce hastadaki başarısı rutinleşmeyi sağladı.” Yöntemin avantajlarından biri de açık kalp ameliyatlarından sonra göğüste kalan cerrahi kesi izlerinin bıraktığı izlerin kalmaması.

    Doğumsal kalp hastalıkları genellikle bebeğin ilk günlerinde fark edilse de kimi zaman ileriki yaşlarda da tanı konulabiliyor. Kalpte üfürüm, morarma, bayılma, gelişme geriliği ya da sık üst solunum yolu enfeksiyonu gibi şikayetlerle gelen hastalarda doğuştan kalp hastalığı bulduklarını anlatan Doç. Dr. Saygılı, şöyle devam ediyor: “Kalpteki açıklıklar PDA veya ASD gibi delikler 20, hatta 80 yaşında ortaya çıkabiliyor. Biz hastalarımızı hemen ameliyata göndermiyor, önce girişimsel yöntemi öneriyoruz
    *
    Doğumsal Kalp Hastalıkları

    Doğumsal kalp hastalıklarının tanısı, hamileliğin 18., 20. ya da 22. haftalarında yapılan fötal ekokardiyografiyle, bebek anne karnındayken konulabiliyor. Ses dalgaları yardımıyla bebeğin kalbinin incelendiği yöntem, anne ya da bebeğe zarar vermiyor.

    DOĞUMSAL KALP  HASTALIKLARI...

    Kalp odacıklarında delikler, damar terslikleri gibi pek çok anormallikle kendini gösteren doğumsal kalp hastalıklarına, anne karnında tanı konulabiliyor. Annenin alkol kullanması, ateşli bir hastalık geçirmesi, genetik yatkınlık ve hamileliğin ilk 12  haftasında bebeğe zarar verecek ilaçların alınması hastalıkların bilinen nedenleri arasında…

    Drtalama her canlı yüz doğumdan biri kalp hastası bebek olarak doğuyor ve tedavi edilmezlerse hastaların yarısı ilk yıl içinde yaşamını yitiriyor. Bebek daha anne karnındayken hastalığın tanısı mümkün. Bunun için iyi bir ekip çalışması gerekiyor. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sarıoğlu, doğumsal kalp hastalıklarını anlatmaya kalbin yapısıyla başlıyor. Normal bir kalp dört odacıklı; kulakçık adı verilen iki üst odacığı ve karıncık denilen iki alt odacağı bulunuyor. Kulakçık ve karıncıkları birbirinden ayıran bölmelere de septum deniyor. Vücuttan kirli kanı getiren damarlar sağ kulakçığa geliyor, oradan kapak yoluyla sağ karıncığa geçiyor. Akciğer atardamarıyla akciğerlere giderek temizleniyor. Temiz kan, akciğerlerden sol kulakçığa dönüyor. Oradan sol karıncığa geçiyor ve aort ana atardamarıyla bütün vücuda yayılıyor. Anormallikler de kalbin odacıklarında kalpten çıkan damarlada kalp kapaklarında ya da  septumda oluyor. En sık görülenleri de karıncıklar arasında ya da septumdaki delikler (bunlara ASD, VSD deniyor), damarlarda anormallikler, kulakçık ve karıncıklar arasındaki kapakçıklarda darlıklar.

    Doğumsal kalp anomalilerinin nedenleri

    Hastalığın nedenlerine gelince… Daha hamileliğin 15. gününde kalp hücre topluluğu oluşuyor. Sonrasında birtakım değişikliklere uğruyor ve tek bir tüp meydana geliyor. Bu tüpten kalp boşlukları ve damarlar oluşuyor. Bu kompleks gelişim hamileliğin ilk 12 haftasında tamamlanıyor. İşte bu süre içerisinde, bazı etkenler kalpteki anomalilere sebebiyet veriyor. Yine de kalp anormalliklerinin yüzde 90'ının nedeni bilinmiyor. Geriye kalan yüzde 10'luk grupta ise hamileliğin ilk 12 haftasında annenin alkol kullanması, ateşli ve döküntülü bir hastalık geçirmesi, akne tedavisinde kullanılan retinoik asit içerikli vitaminler ya da epilepsi ilaçları alması yer alıyor. Annenin diyabet hastası olması doğumsal kalp hastalığı riskini üç-beş kat artıran etmenlerden biri. Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özlem Pata, böyle bir durumda bebeklerin kalbinde ufak bir delik olabileceği gibi büyük damarların ters çıkışı gibi ciddi bir sorunla dünyaya gelebileceğini söyleyerek, diyabetli anne adayının kan şekerini iyi kontrol etmesi gerektiğini vurguluyor. Annede “sistemik lupus eritematosus” gibi kollajen doku hastalıklarının bulunması da ritim bozukluklarına neden olabiliyor.

    Anne ya da babada veya ailesinde doğumsal kalp hastalıklarının bulunmasının riski beş kat artırdığına değinen Prof. Dr. Sarıoğlu şöye devam ediyor: “Kardeşlerden ya da yakın akrabalardan birinde bu hastalıklardan varsa yakalanma riski artıyor. Önemli nedenlerden biri de akraba evliliği. Bir de bu hastalıklar, Down ve Turner sendromları gibi kimi rahatsızlıklarla birlikte görülüyor.”

    Anne karnında tanı

    Doğumsal kalp hastalıklarının bebek henüz anne karnındayken tanısı mümkün. “Bunun için bize büyük görev düşüyor” diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Özlem Pata, şöyle devam ediyor: “Risk grubunda olmayan annelerin çocuklarında da bu hastalıklara rastlanıyor. O nedenle anne adayı bize geldiğimde öyküsünü çok iyi almamız gerekiyor. Zararlı bir şey yapmadığını düşünüyor ama ayrıntılı öyküsü alınınca masum olduğunu düşündüğü bir ilacı kullandığı ortaya çıkıyor.”

    Doç. Dr. Pata'nın üzerinde durduğu bir nokta da, kızamıkçık hastalığını geçirmeyenlerin Rubella aşısını hamile kalmadan önce yaptırması, diyabet ya da epilepsi gibi hastalıklar nedeniyle düzenli ilaç kullananların doktora başvurarak bebeklerine zarar vermeyen ilaçları alması. Anne adaylarının hamileliğin 6-7. haftasında bir kadın doğum uzmanına başvurması önemli. Bebeğin kalp atışlarının hamileliğin 5. haftasının altıncı gününden itibaren izlenebildiğini anlatan Doç. Dr. Pata, “Çocuğun kardiyak atımlarının başladığı dönemde anne adayını görmek istiyoruz. Gebelik normal olması gereken yere yerleşmiş mi? Sağlıklı gebelik mi? Bu dönemde anlayabiliyoruz. 6 haftadan sonraki gebeliklerde kardiyak atım bizim için fetus sağlığı açısından çok iyi bir gösterge.  O dönemde biz normalde, dakikada 110-115 atım bekliyoruz. 8. hafta civarı ise 144-159 arasında değişiyor” diyor.

    Hamileliğin ilerleyen döneminde 11-13. haftalar arasında da bebeğin ense kalınlığı ölçülüyor. Doç. Dr. Pata, “Bir bebekte ense kalınlığı var ise bu, bebeğe fötal eko yapılması gerektiğini gösterir” diyerek, durumu pediatrik kardiyologlarla birlikte değerlendirdiklerini belirtiyor. Kalp anormalliği gördüklerinde, bebekte başka hastalıkların olup olmadığına da baktıklarını anlatan Doç. Dr. Pata, şöyle devam ediyor: “Biz kadın doğumcu olarak önce ‘bu anomaliye başka anomali eşlik ediyor mu, fetus kromozomal olarak normal mi?’ sorularına cevap arıyoruz ve pediatrik kardiyologlarla konsülte ediyoruz. Çünkü, anormalliğin düzeyini tespit eden ayrıca doğduktan sonra bu hastaları izleyen onlar.”

    Prof. Dr. Ayşe Sarıoğlu, fötal ekokardiyografi yöntemi sayesinde kalp hastalıklarının bebek henüz anne karnındayken görülebildiğini belirtiyor. Kadın doğum uzmanlarının yönlendirdiği hastaların hamileliklerinin 18, 20 ya da 22. haftalarında fötal ekokardiyografi yapılıyor. Ses dalgaları yardımıyla bebeğin kalp atışlarının izlenebildiği yöntem anne ya da bebeğe zarar vermiyor. Çok kullanılmamakla birlikte riskli gebeliklerde 11-14. haftalarda uygulanan transvajinal yöntemler de tanıya olanak sağlıyor. Erken tanının tedavinin planlanması açısından büyük önem taşıdığını anlatan Prof. Dr. Sarıoğlu, şunları söylüyor:

    “Doğumsal kalp hastalıklarının yaklaşık üçte birine ilk bir ay içinde müdahale etmek gerekiyor. Erken tanı önemli. Böyle bir bebeği tespit ettiğimizde, hastalık doğar doğmaz müdahaleyi gerektiriyorsa doğumun nerede yapılacağını organize ediyoruz. Belirli aralıklarla bebeğin kalp performansını kontrol ediyoruz. Her sağlık kurumunda bebek kalp cerrahisi olmayabiliyor. Bu nedenle doğumun belli merkezlerde yapılması gerekiyor. Bu da  ölüm riskini ve birtakım komplikasyonları önlüyor.”

    Son yıllarda dünyada uygulanan kimi yöntemlerle anne karnında da bu hastalıklara müdahalelerin gerçekleştirildiğini söyleyen Prof. Dr. Sarıoğlu, “Kapak darlıklarının balonla açılması ya da pil takılması gibi girişimler var. Ne yazık ki sonuçları çok parlak değil. Ancak tanı arttıkça tedavi yöntemleri de gelişecek” diyor. Bazı ritim problemleri ise, anneye ya da kordon aracılığıyla bebeğe ilaç verilerek tedavi ediliyor.

    Doğumdan sonra fark edilen anomaliler

    Bazen bu anormallikler doğumdan sonra fark edilebiliyor. Bebekte ani morarma, kilo alamama ve gelişme geriliği, aşırı terleme, çok hızlı kalp atışı, hızlı soluk alıp verme, meme emerken çok çabuk yorulma hastalığın belirtilerinden. Prof. Dr. Sarıoğlu, daha önce tanısı yapılmayan durumlarda ekokardiyografi yöntemiyle bebeğin kalbinin incelendiğini anlatarak, “Eko probumuz var, jel sürerek göğsün üzerinden kalbin yapısını inceliyoruz. Bu bize kalbin yapısı, kasılma gücü, damar darlıklarının ne kadar olduğu gibi pek çok konuda bilgi veriyor” diyor. Sadece eko yöntemiyle bile ameliyat planlayabildiklerini anlatan Prof. Sarıoğlu, kimi zaman röntgen ya da EKG çekildiğini söylüyor. Uygulanan yöntemlerden biri de kateter anjiyo. Kateter adı verilen ince bir plastik boru, anestesi ile uyutulan bebeğin kasığındaki damarlardan kalbine kadar sokuluyor ve boya maddesi veriliyor. Kalbin sinefilmleri çekiliyor. Büyük çocuklarda ise 24 saatlik ritim takibi ya da efor testi yapılıyor. Prof. Dr. Sarıoğlu, her kalp hastalığının tedavisinin farklı olduğunu belirterek, “Kiminde bebeğe doğar doğmaz müdahale etmek gerekiyor, kiminde ilk altı ay içinde” diyor. Ancak damar tersliği gibi ciddi problemlerde acil müdahale hayat kurtarıyor.

    Prof. Dr. Sarıoğlu, tedavi yöntemlerine ilişkin şunları söylüyor: “Her zaman ameliyat şart değil. Bazen ilaçla tedavi ettiğimiz hastalar oluyor. VSD dediğimiz kalp deliklerinin ilk 2-5 yaş içinde kapanma olasılığı var. Ama ciddi kalp problemlerinin esas tedavisi cerrahi bazen de kateter yöntemiyle oluyor.” Damarları ters olan yenidoğanda, damarların yerleri değiştiriliyor ve koroner damarlar da değiştirilerek tam bir düzeltme yapılabiliyor ve bebek normal kalbe sahip oluyor.

    Hastalığa göre değişmekle birlikte ameliyat olan çocukların normal günlük aktivitelerini yerine getirmeleri öneriliyor. Prof. Dr. Sarıoğlu, “Ailelere çocukların oyun oynaması gerektiğini söylüyoruz. Biz bu ameliyatları çocuklar oyun oynasın, normal yaşasın diye yapıyoruz. Zaten kalp hastası çocuklar, genellikle yorulduklarında dinlenirler. Böyle olmasa bile annenin 'Dur, senin kalbin hasta' demesini istemiyorum” diyor.

    Doğumsal kalp hastalıklarının girişimsel kalp kateterizasyonu ile tedavisi

    Doğumsal kalp hastalıklarında görülen kalpten çıkan büyük damarların, kapakçıkların  darlıkları ya da kalbin odacıkları arasındaki açıklıkların tedavi edilmesinde öne çıkan girişimsel yöntemler, her yaştan hastaya uygulanabiliyor. Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Arda Saygılı, “Girişimsel kardiyolojide, kalp kateterizasyonu rutin uygulamaya girdiğinden bu yana, açık kalp ameliyatına ihtiyaç azaldı” diyor.

    Doğumsal kalp hastalıklarının tedavisinde cerrahi müdahalelerin yanı sıra girişimsel yöntemler de ön plana çıkıyor. Hastalığın türüne bağlı olarak, kalp damarlarındaki darlıklar açılabiliyor ya da açıklıklar “delikler” kapatılabiliyor. Tedavinin esası, kateter adı verilen ince bir plastik borunun kasıktan salınarak kalbe gitmesi ve bu yolla ajiyografilerin yapılması sonra balon ya da başka bir aygıtın yerine ulaştırılmasına dayanıyor. Acıbadem Bakırköy, Acıbadem ve International Hospital hastaneleri Pediatrik Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Arda Saygılı, özellikle yenidoğan döneminde aort ya da pulmonerde arter kapak darlığının hayati tehlike içerdiğini belirtiyor. Doğumsal kalp hastalıklarının yüzde 20'sinin acil müdahale gerektirdiğini ifade eden Doç. Dr. Saygılı, girişimsel kardiyoloji yöntemini şöyle anlatıyor:

    “Hiçbir girişimsel işlem çocuklar için ağrılı olmamalı, kötü bir anı olarak hatırlamamalı. Bu nedenle önce ağrı ve anestezi kontrolünü pediatrik anestezi uzmanı eşliğinde gerçekleştiriyoruz. Sonra  kasıktaki bir damara önce klavuz kateter yerleştiriyoruz. Anjiografik ölçümlerin ardından saptanan sorun örneğin kapakta darlık ise, uygun çaplı balonu darlık bölgesinde şişiriyoruz. Bu işlem bir saatten az kısa süreli oluyor. Temel girişimsel yöntemlerden ilki damar darlıklarının balonla açılması, anjioplasti; ikincisi kapakta darlık varsa, yine balonla valvüloplasti dediğimiz yöntemler. Eğer damar darlığı açılmıyorsa, stent uygulaması yapıyoruz. Üçüncü yöntem kompleks doğumsal kalp hastalıklarında kulakçıklar arasındaki bölmenin, açılması yani septestomi. Dördüncü işlem ise PDA, ASD, VSD gibi kalpteki açıklıkların girişimsel yöntem ile kapatılması.”

    Doç. Dr. Saygılı, yöntemin uygulanabilirliği ve başarısının yaşla ve kiloyla ilgili olmadığını vurguluyarak, “Kalp hastalığının yerleşim yeri, çapı, morfolojisi ve biçiminin detaylı analizi sonrası uygun tedavi şekline karar verilmesidir. Örneğin kalpteki açıklık küçükse ve damarlar arasında ise girişimsel kateter yöntemiyle kasıktan girilerek yaylı tel şeklindeki bir aygıtla kapatılıyor. Daha büyük açıklıklarda mantar şeklindeki farklı boyutlardaki aygıtlar kullanılıyor” diyor. Doğumsal kalp hastalıklarına bütünsel olarak yaklaşmak gerekiyor. Merkezin özellikleri, ekip çalışması önemli rol oynuyor. Anne karnından doğuma ve çocukluk çağından ileri yaşlarda da görülebilen bu hastalıklar, riskli gebelik uzmanından yenidoğan uzmanına, yoğun bakım uzmanından kardiyoloğa, anestezi uzmanından cerraha bir ekip çalışması ile başarıya ulaşıyor.

    Yöntemin avantajları

    “Avrupa'da ya da dünyada doğumsal kalp hastalıklarının cerrahi veya girişimsel tedavisinde ne yapılıyorsa biz de onu uyguluyoruz” diyen Doç. Dr. Saygılı, girişimsel kateter yöntemine ilişkin şu bilgileri veriyor:

    “Kalp kateterizasyonu çıktığından bu yana açık kalp ameliyatlarına ihtiyaç azaldı. Çocuklarda girişimsel tedavi yöntemleri 1980'lerde başladı son on yıllık bir süreçte yeni aygıtların da çıkması binlerce hastadaki başarısı rutinleşmeyi sağladı.” Yöntemin avantajlarından biri de açık kalp ameliyatlarından sonra göğüste kalan cerrahi kesi izlerinin bıraktığı izlerin kalmaması.

    Doğumsal kalp hastalıkları genellikle bebeğin ilk günlerinde fark edilse de kimi zaman ileriki yaşlarda da tanı konulabiliyor. Kalpte üfürüm, morarma, bayılma, gelişme geriliği ya da sık üst solunum yolu enfeksiyonu gibi şikayetlerle gelen hastalarda doğuştan kalp hastalığı bulduklarını anlatan Doç. Dr. Saygılı, şöyle devam ediyor: “Kalpteki açıklıklar PDA veya ASD gibi delikler 20, hatta 80 yaşında ortaya çıkabiliyor. Biz hastalarımızı hemen ameliyata göndermiyor, önce girişimsel yöntemi öneriyoruz
    *
    Göğüs ağrısı
    Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin ilk nedeni kalp hastalıklarından kaynaklanır. Kalp hastalıklarının büyük bir kısmı daha önce ciddi bir belirti vermeksizin aniden ortaya çıkar. En tipik belirtisi göğüs ağrısıdır. Bu nedenle göğüs ağrısı ile ilgili şikayetlerin kaynağı iyice araştırılmalıdır.

    Göğsünüz mü ağrıyor? Ağrı ile birlikte yanma, sıkışma, ağırlık hissi de mi var? Ağrı kola, boyuna, mide ve sırta yayılıyor mu? Yoksa siz bir kalp hastası mısınız? Göğüs ağrısı herhangi bir yaşta, herhangi bir yerde ve herhangi bir işi yaparken görülebilir. Gelip geçici olabileceği gibi, bazen sık sık da görülebilir. Öyle ki sıradan bir ağrı gibi alışkanlık yaptığı zannedilebilir. Ancak göğüs ağrısı kendi başına değerlendirilmesi gereken önemli bir ipucudur. "Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" gibi sorularınız için...

    Göğüs ağrısı kalp krizinin habercisi olabilir

    "Psikolojik sebeplerden akciğer, göğüs duvarı, kemik ve kas hastalıkları, yemek borusu ve göğüs kafesi büyük damarlarına kadar birçok sebepten göğüs ağrısı oluşabilmektedir. Ancak tüm bunların dışında kalbe ait sebepler ayrı bir önem arzetmektedir. Kalp kası kanlanma eksikliğinin en önemli belirtisi göğüs ağrısıdır. Göğüs ağrısının bu açıdan değerlendirilmesi önemlidir.

    Göğüs ağrıları kalbin kanlanma eksikliği sonucu oluşabildiğine göre, bu durum kalp kasını besleyen koroner damarların daralmasının, dolayısıyla olası bir kalp krizinin habercisi olabilir.

    Hangi tip göğüs ağrısı daha uyarıcı olmalı

    Herşeyden önce sigara içen, şeker hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı olan, ailesinde özellikle genç yaşta kalp krizi hikayesi bulunan şahıslarda göğüs ağrısını dikkatle değerlendirmek gerekir.

    Kalbe ait göğüs ağrısı genellikle yürümekle (özellikle yokuş yukarı ve yemekten sonra) ortaya çıkar. Göğüste ağrı, baskı veya sıkışma hissi olarak tanımlanır. Çoğunlukla göğsün üst kısmında hissedilmesine rağmen bazen orta, alt kısmında ve sıklıkla sol tarafta hissedilir. Göğsün sol tarafından sol kola doğru yayılımı olabilir. Angina pektoris dediğimiz bu tip göğüs ağrısı kararlı ve sabit olup, eforla ortaya çıkmışsa 5-10 dakika dinlenmekle geçer.

    Uzun süren (saatlerce) göğüs ağrıları kalp krizinin belirtisi olabilceğinden uyanık olmak gerekir. Bu durumda bir kardioloji uzmanına müracaat edilmelidir.

    Ağrının özellikleri

    Kalp ağrısı göğsün orta hat kemiği arkasında ve orta hattın hafif sol tarafında hissedilir. Ancak göğüs boyunca iki taraflı, daha çok sol taraf olmak üzere kollara, boyun ve çeneye yayılma eğilimindedir. Daha az sıklıkla sol kürek kemiği ve omuz bölgesine yayılabilir. Bazen başlama noktası mide bölgesi de olabilir. Nadir de olsa koldan başlayıp göğse yayılır ya da sadece kolda hissedilebilir.

    Efor göğüs ağrısı

    Efor ile gelen ağrı kalp ağrılarının en sık görülen şeklidir. Ağrı kalp kasının kan ihtiyacını arttıran herhangi bir sebeple ortaya çıkabilir. Ağır bir yemekten sonra, heyecan, gerilim, öfkelenme, soğuk-sıcak havada rüzgara karşı yürürken veya ağır bir yük taşımakla kolayca oluşabilir.

    Herhangi bir iş yapmakla gelen ağrı dinlenmekle geçmiyorsa işte o zaman korkulan kalp krizi yaklaşmış olabilir. Göğüs ağrısı, kalbi besleyen damarlarda ciddi daralma varsa, çok ufak eforlarda, heyecanlanma ve streste, bazen rüya görme ile uykudan uyandırma şeklinde olabilir.

    İstirahat göğüs ağrısı

    Göğüs ağrısı istirahatte geliyorsa, alışılmışın dışında uzuyorsa, dil altı ilacı almakla geçmiyorsa, daha düşük seviyeli eforlarla geliyorsa, koroner damarda daralan bölgede ülsereleşme ve pıhtı oturma işi başlamışsa tedaviye hemen başlanmazsa kalp krizinin yaklaştığını haber verir.

    Sözünü ettiğimiz belirtiler ihmal edilmemelidir. Artık, modern cihazlar kullanılarak göğüs ağrılarının kalp ilişkisi çok kolay çözümlenebilmektedir.

    Risk faktörleri fazlaysa ve göğüste ağrı oluyorsa zaman kaybedilmemelidir. Aklı kurcalayıp duran "Bende gizli kalp var mı?" ya da "Göğsümdeki ağrı kalp ile ilişkili mi?" sorularına kalp elektrosu, eforlu kalp elektrosu, kalp ekosu ve diğer daha ileri tetkikler sayesinde cevap bulabilmek mümkündür.
    *
    Hipertansiyon nedir
    Hipertansiyon basit olarak yüksek kan basıncı demektir. Kan basıncı ya da daha doğru söylemek gerekirse kanı kalpten dokulara taşıyan damarların kan basıncı, hastaya ait özellikler (yaş, cinsiyet, ırk gibi) ve fiziksel durumdan (istirahat, efor gibi) etkilenen bir parametredir. Bu nedenle de normal kan basıncı değerlerini belirlemek gerçekte oldukça güçtür.

    Bugün kabul edilen kan basıncı değeri istirahat halindeki normal bir yetişkinde 120/80 mmHg'dır(milimetre civa). Herhangi bir kişide kan basıncı uyku sırasında düşük, sinirli ya da heyacanlıyken yüksektir. Genellikle de normalin üst sınırı olarak kabul edilen değer 140/90 mmHg'dır (milimetre civa). Kanı kalpten dokulara taşıyan damar kan basıncı devamlı olarak 140/90 mmHg üzerinde seyrediyorsa hipertansiyondan bahsedilir.

    Kan basıncı aynı birey içinde ve bireyler arsında farklılık gösterir. Bu nedenle bireyin kan basıncı (kan basıncının sfigmomanometre ile ayrı ayrı zamanlarda en az 3 kez ölçülmesi) yapılıp ortalaması alınarak belirlenmelidir.

    Hipertansiyon kalp hastalıkları için ana bir risk faktörüdür. Eğer tedavi edilmezse beyin dolaşımı, kalp, damar ve böbrek hastalıkları için ciddi hastalık ve ölüm oranlarında artışa sebep olur. Bir kez teşhis yapılıp tedavi başlanırsa artan kan basıncı düşürülebilir, kalp ve kalp dolaşım sistemindeki hastalık riski azaltılabilir.


    Hipertansiyonun Yaygınlığı Nedir?

    Sanayileşmiş ülkelerdeki yetişkin nüfusun %10-20 kadarında hipertansiyon bulunduğu hesaplanmaktadır. Sınırda hipertansiyon vakaları da katılırsa bu oran kuşkusuz daha yüksektir. Kişinin yaşı, cinsiyeti ve ırkı hipertansiyon sıklığı konusunda belirleyici faktörlerdir. Hipertansiyon siyah ırkta ve kadınlarda daha çok görülmektedir.

    Kişi yaşının hipertansiyona olan katkısı öncelikle damarlarda yaşlanmaya eşlik eden anormalliklerdir. Bu durum özellikle de kanı kalpten damarlara taşıyan damarlardaki esneklik kaybı ile açıklanabilir. Ancak yaşla hipertansiyon arasındaki bu bağlantıya bazı ilkel toplumlarda hiç ratlanmamaktadır. Bu durumda etkili faktörün "uygarlaşma" ve bununla bağlantılı yaşam biçimi olduğu söylenebilir: örn. tuz kullanımı, aşırı beslenme, sedanter yaşam (fazla hareket göstermeksizin devamlı oturuşa bağlı), stres, vs.


    Hipertansiyon Riskleri

    Hipertansiyon ciddi bir durumdur. Hipertansiyon, kendi başına öldürücü değildir; fakat tedavi edilmediğinde hipertansiyonun sonuçları öldürücü olabilir. Hipertansiyon kalbi zorlayarak kalp yetmezliğine neden olabilir. Üstelik ateroskleroz ve bunun yol açabileceği iskemik kalp hastalığı (belli bir bölgede kan akımının kesilmesi nedeniyle oluşan geçici kansızlık; bölgesel anemi) rizikosunu önemli ölçüde arttırır. Buna ilaveten, hipertansiyonlu hastalar kanama ve beyindeki kan damarlarının trombozuna (pıhtılaşma®inme) diğerlerinden daha kolay yakalanırlar. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığına'da büyük katkıda bulunur ki, bu hastalık sanayileşmiş toplumlarda ölümlerin başlıca nedenlerinden biridir. Bahsettiklerimizin hepsi tedavi edilmeyen hipertansiyonun sonuçları olup hipertansiyona bağlı morbidite (hastalık), mortalite (ölüm) büyük bir bölümünü oluşturur.


    Hipertansiyonun Sınıflandırılması

    Hipertansiyon sıklıkla nedenine göre sınıflandırılır. Buna göre iki tip vardır.

  • esansiyel (primer) hipertansiyon
  • sekonder hipertansiyon

    Hipertansiyon vakalarının yaklaşık %90'ı, neden (etiyoloji) bilinmediğinden primer ya da daha doğru bir deyimle "esansiyel" hipertansiyon olarak adlandırılır.

    Hipertansiyon vakalarının geriye kalan bölümüne, yani yaklaşık %10'una bu durumun nedeni bilindiğinden "sekonder " hipertansiyon denir. Böbrek kökenli olan (renal) hipertansiyon bunların en yaygın olanıdır.


    Sekonder Hipertansiyon

    Bu tipte yüksek kanbasıncı, bilinen bir etiyolojiden (hastalıktan) kaynaklanmaktadır. Neden olan hastalık tedavi edildiğinde hipertansiyon düzelir.

    Böbrek hastalığı: Renal hipertansiyon olarak adlandırılır. Varolan bir böbrek hastalığı kan basıncının yükselmesine neden olur.

    Endokrin hastalıkları: Endokrin sistemi etkileyen hastalıklar kan basıncını da etkiler, çünkü adrenal bezler çeşitli kan basıncını kontrol eden mekanizmaları düzenler.

    İlaçlar: Bazı ilaçlar, örneğin kortikosteroidler, oral kontraseptifler (aldosteron sekresyonu ve plazma reninini arttırarak), nazal dekonjestanlar, amfetamin, tiroid hormonları, NSAID, soğuk algınlığı ilaçları, siklosporin, eritropoetin, iştah kesiciler, trisiklik antidepresanlar, MAO inhibitörleri, alkol (günde 70-100 mL civarında alkollü içki alınması hipokalemik alkalozla birlikte hipertansiyona neden olur) kan basıncının yükselmesine neden olurlar. Bu ilaçların bırakılması ile kan basıncı normale döner.


    Diğer Sebepler

  • Aort koarktasyonu: aortun doğuştan dar olması
  • Gebelik toksemisi: hipertansiyon, albuminüri, ödem ile karakterize, gebeliğin ikinci yarısında oluşan bir hastalık.
  • Beyin tümörü ya da lezyonu: intrakraniyel basınca yol açarak kan basıncının hızla yükselmesine neden olur.


    Esansiyel (Primer) Hipertansiyon

    Hipertansiyonun bu en yaygın şekli, bilinen nedenlere bağlı değildir. Bu hipertansiyonun ortaya çıkış faktörleri hakkında kesin bilgimiz mevcut değildir. Ayrıca hipertansiyonun başlangıcında rolü olan patogenetik faktörlerin sayısıda çoktur. Hipertansiyon, kalp dolaşım sistemi, noröendokrin, renal sistemi içeren multisistem bir bozukluktur ve güçlü genetik faktörleri içerir. Bu faktörlerden birine ya da bir başkasına farklı derecelerde önem veren çok sayıda ve farklı patogenetik teoriler öne sürülmüştür.

    Esansiyel hipertansiyon ayrıca bazı risk faktörleri ile de ilgidir. Bu faktörler hipertansiyonu daha yaygın ve/ya da daha şiddetli yapmaktadır.

  • sıvı ve hacim kontrolünde değişiklikle sonuçlanan renal işlev değişikliği
  • renin-anjiyotensin-aldosteron sisteminde anormallik
  • arteriol duvarlarında artmış sodyum ve tuz
  • baroreseptörlerin yeniden düzenlenmesi
  • diyetteki tuz miktarının yüksek olması
  • anormal psikolojik uyarı
  • ırk
  • cinsiyet
  • yaş
  • diabetes mellitus
  • aile hikayesinde hipertansiyon
  • hiperlipidemi(hiperkolesterolemi)
  • sigara içimi
  • obesite(şişmanlık)


    Hipertansiyonun Derecesi

    Hipertansiyon az ya da çok bilinen nedenlere dayanan sınıflandırılmasına ek olarak şiddet derecesine göre de sınıflandırılabilir.

    Arteryel hipertansiyon tipi Kan basıncı düzeyi
    Sınırda 140/90-160/95
    Hafif 160/96-160/105
    Orta Şiddette 161/106-180/115
    Şiddetli 180/115 üzeri


    Buradaki sınıflandırmaya göre en sık karşılaşılan tip sınırda ve hafif hipertansiyondur
  • *
  • Kalp Damar Hastalıkları
    Kalp-Damar Hastalıkları

    KALP-DAMAR HASTALIKLARI

    Kalp- damar hastalıkları dünyadaki ölüm sebeplerinin en başında geliyor. Bu nedenle, son yıllarda hem kalp damar hastalıklarının tanısının konulmasında hem de tedavide oldukça hızlı ilerlemeler kaydedildi. İlaç tedavisinden damarların balonla açılmasına, stent takılmasından koroner by-pass ameliyatlarına kadar tüm bu yöntemler kalp-damar hastalarının yaşam kalitesini artırıyor...

    Kalp damar hastalıklarında kime, hangi tedavi yöntemi?

    Kalp ve damar hastalıklarında tanı nasıl konuyor, kimler risk altında, yenidoğanda ve yetişkinlerde görülen kalp rahatsızlıkları neler? Hangi durumlarda hastaya stent takılıyor, hangi durumlarda ameliyat kaçınılmaz oluyor? Tüm bu soruları Bursa Acıbadem Hastanesi Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi doktorlarına sorduk…

    Kalp damar hastalıkları dünyadaki ölüm sebeplerinin en başında geliyor. Erkek ve kadında farklı olmak üzere ölümlerin yaklaşık yüzde 60’ı kalp damar hastalıklarından kaynaklanıyor. Bu nedenle, son yıllarda bu alanda oldukça hızlı ilerlemeler kaydedildi. Ani kalp krizlerinde damarın açılması, uzun vadeli tıkalı damarların açılması ya da  açılan damarların idamesine yönelik tedaviler bu gelişmelerden sadece bazıları. 

    Kalp damar hastalıkları deyince akla, uzun dönemde ateroskleroza bağlı kalbin koroner damarlarında darlık ve tıkanıklıklar akla geliyor. Bunların çeşitli aşamaları var. Önce plakla başlayan hastalık, daha sonra giderek yavaş yavaş daralma ve yıllar içerisinde ani tıkanma ya da uzun vadeli yavaş tıkanma şeklinde ilerliyor.

    Kadınlar, doğurganlık yaşları içinde çeşitli hormonlar tarafından, özellikle östrojen tarafından kalp damar hastalıklarından korunuyorlar. Ancak gerek normal gerek cerrahi menopoz sonrası östrojenin azalmasıyla bu koruma azalıyor. Kalp damar hastalıkları oranları ileri yaştaki kadınlar ve erkekler arasında eşitleniyor. Özellikle ailesinde erken ölüm, kolesterol yüksekliği, sigara içme alışkanlığı olan kadınlarda ileri yaştaki erkeklerden daha fazla kalp damar hastalılarına yakalanma riski var.

    İlk adım tanı koyma

    Kalp damar hastalıklarının çocuklarda ve erişkinlerde görülen kalp hastalıkları olmak üzere ikiye ayrıldığını belirten Acıbadem Hastanesi Bursa Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Sertaç Çiçek, bu hastalığın her iki türünü de şöyle anlatıyor: “Çocuklarda görülen kalp hastalıkları daha çok doğumsal dediğimiz kalp hastalıklarıdır. Bunlar fizyolojik ve anatomik bozukluğa göre yaşamın çok erken dönemlerinde bebek doğar doğmaz ortaya çıkabilen hastalıklar ya da daha ileri safhalarda ortaya çıkan hastalıklar. Erişkinlerde görülen kalp hastalıkları ise daha çok sonradan edinilen hastalıklardır. Bunlarda da en büyük bölümü damar sertliği dediğimiz ateroskleroza bağlı kalpteki koroner damarları tıkayıcı hastalıklar ve bunun belirtileri oluşturur.”

    Peki hastalık ne zaman ortaya çıkıyor ve insanlar ne zaman bu hastalıktan şikayet etmeye başlıyor? Acıbadem Hastanesi Bursa Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mahmut Çakmak, hastaların göğsünde ağrı hissetmeye, nefes darlığı yaşamaya ve en önemlisi bu yüzden işini ve sosyal yaşantısını aksatmaya başladığı zaman hastalığının farkına vardığını ve o zaman doktora başvurduğunu belirtiyor.

     “Bir hasta çeşitli şikayetlerle doktora geldiğinde, ilk aşama tanı koyma oluyor. Tanı koyma aşamasında, yaklaşık 150 yıllık bir icat olan elektrokardiografi çekiyoruz. Ancak elektrokardiografiyle istirahat halinde yani kalp krizi durumu haricinde pek bulgu saptayamıyoruz. Dolayısıyla daha ileri teknik olan eforlu EKG yani eforlu elektrokardiografiyi kullanıyoruz. Eforlu EKG, hastayı yormak suretiyle kalp hızını ve kalbin enerji tüketimini artırarak, eğer damarlarda bir problem varsa bunu ortaya çıkarma amaçlı yapılan bir test. Bunun farklı türleri var. Yürüyüş bandıyla olanlar ya da miyokardial sintigrafi dediğimiz testler. Bunların hepsi kalbin damarlarına dair bilgi veren testlerdir. Ekokardiografi denen kalbin yapısal bileşenlerine yönelik yaptığımız bir test daha var. Bu testle de kalp damar hastalıklarıyla ilgili indirekt sonuçlara ulaşabiliyoruz. Mesela kalp krizi geçirmiş bir hastanın kalbin bir tarafının daha az kasıldığını görebiliyoruz. Bu da bize o tarafta darlık olabileceğini düşündürdüğü için başka testler yapma ihtiyacı duyuyoruz. Stres-ekokardiografi dediğimiz yöntemle de ilaç yardımıyla kalbi gerçek stres durumunda gibi yorarak duvar hareketlerini ve kaslarını inceliyoruz” diye özetliyor Dr. Çakmak tanı testlerini.

    Bütün bu tanı testlerinden sonra daha ileri bir yöntem olan koroner anjiografiye geliyor sıra. Koroner anjiografi, kalbin damarlarını görüntülemeye yarayan bir yöntem. Bu testle, kalbin damarlarının içerisine, opak denen bir boya maddesi verilerek, kalbin neresinde, kaç yerinde, kaç damarında, yüzde kaç tıkanma ya da daralma olup olmadığı gözlemlenebiliyor. Bu testin sonucuna göre hastanın hastalık tablosu ortaya çıkıyor. Hastalık tespit edildikten sonraki adım ise hangi tedavi yönteminin uygulanacağına karar vermek. Uzmanlara göre bu, işin en önemli bölümü.

    Pek çok tedavi seçeneği var

    Prof. Dr. Sertaç Çiçek, tedavi yöntemlerinin temel olarak iki ana başlık altında toplandığını söylüyor: “Tıkayıcı damar hastalıkları dediğimiz kalp damarlarında oluşan koroner damar hastalıklarının tedavisi girişimsel tedavi yöntemleri ve cerrahi tedavi yöntemleri olarak iki ana gruba ayrılıyor. Bu iki seçeneğin dışında bir de ilaç tedavisi seçeneği bulunuyor. Koroner arterlerdeki damar tıkanıklığının derecesine ve yerlerine göre, bulunduğu damar sayısına göre hastalara balon ve stent uygulanırken, daha fazla damarı tıkayan kalp fonksiyonu bozukluğu hastalıklarında koroner arter bypass cerrahisi yöntemini hastalara öneriyoruz.”

    Farklı durumlar için farklı tedavi yöntemleri bulunuyor. Bu seçeneklerden birincisi, bütün testlerde darlık ya da tıkanıklık görünüyor ya da bundan şüpheleniliyor olmasına rağmen, damarların tamamen normal çıkması. Bu durum çok düşük bir oranda olsa da yine de görüldüğü vakalar var.  “Bu, kalbin ana damarlarında darlık olmasa da, bilimsel bir hipoteze bağlı olarak kalbin mikrovasküler alanında aterosklerozun olduğunu ya da bu durumun spazma bağlı olduğu gösteren bir tablodur. Aslında sebebi tam olarak anlaşılamayan bir durum anlamına geliyor. Bu tür hastalara sadece ilaç tedavisi yapıyoruz” diyor Dr. Çakmak.

    İkinci seçenek kalp damarlarında bir veya birkaç yerde çeşitli plaklar veya küçük darlıklar oluşsa da bunların tıbbi olarak girişimsel açıdan bir şey yapılamayacak yerlerde olmaları ya da girişimsel bir işlemin yapılmasına gerek olmaması ihtimali. Hastanın damarlarında yüzde 70’in üzerinde bir darlık görülmüyorsa girişimsel bir işleme gerek duyulmuyor. Bazı hastalarda ise, darlık görülen damarları çok uçta olduğu için balon ve stent uygulamalarından  yarar görmeyecekleri düşünülerek girişimsel işlemler uygun görülmüyor. Bu durumda ise uzun vadeli ilaç tedavisi uygulanıyor. İlaç tedavisinin hastalar üzerindeki başarısı oldukça yüksek.

    Girişimsel tedavi yöntemleri: stent ve balon

    Üçüncü seçenek ise birkaç damarda çeşitli darlıkların ortaya çıkması ve hastanın uygunluğuna göre çeşitli tekniklerle bu damarları açma yöntemlerinin uygulanması. Ameliyattan önceki son aşama olarak adlandırılan bu aşamada pek çok tedavi seçeneği olduğunu belirten Dr. Çakmak, hangi damar açma tekniğinin kullanılacağına lezyonun (hasarın) kaynağına göre karar verdiklerini söyleyerek şöyle devam ediyor:

    “En çok kullanılan yöntem, damarı balonla açarak stent yerleştirme yöntemidir. Eğer çok kireçlenmiş bir damar yapısı varsa, damarda uzun bir hasar varsa o zaman başka yöntemleri deniyoruz. Damarın içini tıraşlayıcı bir sistemle, önce damarda bir açıklık sağlayıp sonra stent takma işlemini gerçekleştiriyoruz. Ancak bu sistemin sonuçları klasik yöntemden daha iyi değil çünkü uzun vadede, yeniden tıkanma ihtimali biraz daha fazla.”

    Günümüzde artık oldukça sık kullanılan stentler, çıplak ve ilaç kaplı stentler olarak iki gruba ayrılıyor. Stentlerin kullanımı gittikçe yaygınlaşsa da sonradan getirdiği çeşitli sorunlar hala tam olarak giderilmiş değil. En büyük sorun yeniden tıkanma ihtimali. Klasik bir çıplak stentte, yani ilaç kaplı olmayan stentte bu oran oldukça yüksek. Çıplak stentlerle 1 yılda tıkanma ihtimali yaklaşık yüzde 30 ile 35 civarında. İlaç kaplı stentlerde ise yeniden tıkanma oranı 5-6 kat daha düşük.

    İlaç kaplı stentler çıktıktan sonra cerrahiyle stent yerleştirme arasındaki oran da birbirine yaklaşıyor. Stent yerleştirme oranı artarken, uygulamanın sonuçları da iyileşmeye başlıyor. Stentin bir amacı da ameliyatı geciktirmek ve hastaya mümkün olduğu kadar ameliyatsız bir yaşam sürdürmesini sağlamak. Stent, ameliyatı ortadan kaldıran değil ama geciktiren bir yöntem.

    1 yıl içerisinde tıkanmanın başlamadığı stentli damarlar, teorik olarak sağlıklı bir damar gibi değerlendiriliyor. O yüzden ilk 6 ay ve 1 yıl stent uygulamalarında oldukça önemli. İlaç kaplı stentler hayat boyu değil sadece 30 ile 60 gün arası bir sürede ilaç salgılıyor. İlaç kaplı stentlerin salgıladığı ilaçlar aslında bilinen kanser ilaçları. Kanser ilaçlarının özelliği fazla olan hücreyi öldürme veya hücrelerin çoğalmasını engellemek. Bu ilaçlar, damar içerisindeki hücre çoğalmasını engellediği için aterosklerozun başlamasını da engelleyeceği düşünülüyor. 

    Koroner arter by-pass ameliyatları

    Dördüncü tedavi seçeneği ise ameliyat. Ameliyata, birden çok damarda tıkanıklık ve darlık olan hastalar gönderiliyor. Ayrıca kalbi besleyen ana damardaki lezyonlarda da hastayı ameliyata gönderme yaklaşımı hakim. Yapılan çalışmalarla, diyabetik hastalarda cerrahi tedavinin stentlemeye göre daha iyi sonuçlar verdiği görülmüş. İnce damar yapısı olan hastalar için de yeniden tekrar oranı yüksek olduğu için ameliyat ön planda bulunuyor. Damarı tam tıkalı olan ve girişimsel kardiyoloji teknikleriyle damar geçilemeyecek kadar kireçli olan hastalarda da cerrahi tedavi öncelikli olarak düşünülüyor.

    Öncelikle kardiyologların değerlendirmesi sonrası hastaya koroner anjiyo uygulandığını belirten Prof. Dr. Çiçek, koroner anjiyonun kalp damarlarının anatomik yapısını ve oradaki darlıkların derecelerini değerlendirme konusunda oldukça faydalı olduğunu vurguluyor. Ana karar ise bundan sonra veriliyor. Hasta uygun bir vakaysa koroner arter by-pass ameliyatı hastaya önerilerek uygulanıyor. Koroner by-pass ameliyatları kalp cerrahisinde en sık uygulanan ameliyatlar. Erişkin kalp cerrahisinde uygulanan açık kalp ameliyatlarının yaklaşık yüzde 65 ile 70’ini koroner arter by-pass ameliyatları oluşturuyor.

    Koroner by-pass’ta iki farklı yöntem

    Koroner bypass ameliyatlarının iki farklı yöntemle yapıldığını belirten Prof. Dr. Çiçek, bu yöntemleri şöyle özetliyor: “Birincisi klasik yöntem dediğimiz açık kalp ameliyatı. Hastanın dolaşım ve solunum fonksiyonlarının ameliyat esnasında geçici olarak kalp akciğer makinesine bağlandığı ameliyatlar. Yani hastanın kalbini durdurarak yapılan koroner bypass ameliyatları. İkinci yöntem ise, hastayı hiçbir şekilde kalp akciğer makinesine bağlamadan, hastanın kalp fonksiyonları ve dolaşım fonksiyonları işlerken yani hastanın kalbi çalışırken ya