|
|
 |
 |
Okunma |
|
629 |
Adale Ağrısı Alm. Muskelschmerzen (m), Fr. Mal du muscle, Mialgie. İng. Pain in muscle, Myalgie. Mialgie, Kaslarda görülen ağrı. Kaslardaki sinir uçları, kemiklerden fazla, deridekinden azdır. Derideki sinir yoğunluğu, adalelerde mevcut olmadığından, kaslara iğne yapmak veya kesmekle duyulan ağrı az olur. İltihap, ezilme, kan akımında bozulma; etkilendikleri kas bölgesinde, üstündeki deride ve bazan da bütün kol veya bacakta şiddetli ağrıya sebeb olurlar. Kas yaralandığında veya ağrılı bir hastalığa düçar olduğunda kasılma ve kramp olur. Sinir sistemi hastalığına bağlı kas kramplarında da ağrı olur. Tek bir kas yüzünden bütün bir kol ağrıdığında sebebini bulmak zor olabilir. Fakat bu halde de hasta olan kas hassasdır ve üstüne basınca, koldaki ağrı artar.
Darbe geçirmiş bir kas ağrılıdır, serttir, hassastır. Dinlenince ağrı hafifler; kası kullanınca ağrı artar. Kondisyonsuz biri aşırı iş yapınca hasıl olan kas tahribi en hafifidir. Bu ağrının sebebi bilinmemektedir. Kasda biriken kimyevi maddelerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Ağrı, ilk darbeden 4 ila 6 saat sonra başlar ve 48-72 saatte en üst düzeyine ulaşır. Hafif eksersiz, sıcak ve masajla ağrı geçebilir. Ezilen bir kasın içinde kan toplanır ve bir kaç dakika içinde ağrımaya başlar. Günlerce veya haftalarca devam edebilir. Kasda kopma; lif kopması, bütün kasın kopması veya tendon kopması şeklinde olabilir. Kısmi kopma olan noktanın üstüne basınca, belirgin bir hassasiyet olduğu görülür. Kasın zarı bölününce yine hassasiyet olabilir, fakat esas belirtisi zarın bölündüğü yerden kasın dışarıya doğru kabarmasıdır. Bütün kas veya tendonu (kirişi) koptuğunda kas çalışmaz, kopan yerde hassasiyet vardır ve üstte kalan parça kasılır. Polimiyozit hastalığında kas iltihablanır. Ağrı, hassasiyet ve kuvvetsizlik olur. Bu hastalık, genellikle romatizmal hastalıklarda görülür. Özellikle çocuklarda ani bir şekilde başlayabilir. Kas içinde ve üstündeki deride şiddetli iltihap vardır. Ateş, kan sedimentasyonunda artma olur. Ayrıca mide, göğüs ve akciğer kanserlerinde ilk belirti olabilir. Ancak tümörle alakalı ise, yaygın tümörlerde daha çok görülür. Virüs hastalıklarında, “trişinöz” isimli parazit hastalığında da olur. Bu hallerde kısa sürer. Tipik özelliği üstteki kasların alttakilerden daha çok tutulmasıdır.
Yüksek ateşli sistemik hastalıklarda ve griplerde görülen kas ağrılarının sebebi bilinmemektedir. Tıpda “yerel miyozit” veya “fasitis” denilen kulunç, omuz bölgesi kaslarında virüs enfeksiyonlarından sonra yerleşir.
Bilinen en şiddetli ağrılardan biri de çalışan bir kasın kansız kalmasıyla meydana gelir. Daha ziyade damar sertliğinde olur. Bacakta olursa yürüme topallayarak ve çok ağrılı olur. Ayaktaki atardamarlardan nabız alınamaz. Diğer bacağa göre tansiyon farkı vardır.
Kan kanserlerinde de ağrı olur. Bu cins kanserler çok nadir görülür
*
Ankiloz Bir eklemdeki hareket yeteneğinin hemen hemen kaybolmasına, ya da azalmasına tıp dilinde "ankiloz" adı verilir. Tam ankilozda, eklemlerin yüzeyi birbiriyle kaynaşmıştır. Eklemlerdeki doku bozukluğu, kemiklerin kaynaşması sonucu değil de yalnız bağlayıcı tellerdeki bir hastalık, ya da kas kısalması sonucunu doğurmuşsa, ankiloz tam değildir. Bu tür ankiloz çoğunlukla çok uzun hareketsizlik sonucunda meydana gelir. Tam ankiloz ancak ameliyatla düzelir. Tam olmayan ankilozlar ise, fizyoterapi, özellikle de mekanik tedavi yoluyla iyileştirilir.
*
Artroskopi Menisküs Nedir ? Fonksiyonları Nelerdir ?
Diz ekleminde C ve O şekliyle uyluk ve baldır kemikleri arasında yer alan kıkırdak kıvamında eklem içi yapılardır. Her diz ekleminde iki tane menisküs bulunur. Daha ziyade dizide bulunmaları nedeniyle varlığı önlenen menisküsler vücutta eklemleri korumak, işlevlerine yardımcı olmak gibi görevleri üstlenmişler. Eklemin uyum ve sıkılığını artırmak, şok emilmesi, kontrol düzeyin artırılması, eklemin beslenmesine yardımcı olmak gibi detaylı vazifeleri vardır.
Menisküs yaralanmasının sebepleri nelerdir ?
Menisküsün çeşitli sebeplerden dolayı zedelenmelerine, yırtılmalarına, ezilmelerine menisküs yaralanmaları ismi verilir.
Küçük de olsa zorlanma, düşme, çarpma,
Şiddetli bedensel egzersizler,
Dizin uyluk altında aşırı iç ve dış dönmesi ya da aşırı gerilme hareketleri gibi etkenler hemen her zaman yırtığın oluşmasında ön koşuldur. Bu bir spor müsabakasında olabileceği gibi düz zemindeki basit düşmelerle dahi oluşabilmektedir. Günlük hayatta sporcularda karşılaşıldığını duyduğumuz bu hastalık, hemen herkesin yaşayabileceği bir sorundur.
Menisküs yaralanmasının belirtileri
Belirtiler şiddetli ağrı, yırtık, menisküs parçasının iki eklem yüzeyi arasına sıkışması sonucu dizin yarı bükük konumda kilitlenmesi biçiminde ortaya çıkabilir. Bu tip yaralanmaya maruz kalmış kişinin dizinde yavaş gelişen şişlik, hareketlerle artan diz ağrısı, bazen de dizde kilitlenme sonucu hareketsizlik hali oluşur.
Erken teşhis önemlidir
Yırtık bir menisküsle günlük faaliyetine devam eden kişilerde yırtığın oluşturduğu düzensizlik nedeniyle eklem yeterince fonksiyon yapamaz. Bu da erken dönemde kıkırdak hasarına, dolayısıyla kireçlenme tabir edilen osteoartrite yol açar. Bu nedenle, basit düşme veya spor faaliyetleri sonrasında oluşan ağrı ve şişlik basite alınmadan en yakın hekime başvurulmalıdır.
Menisküs yaralanmasının teşhis yöntemleri ?
MR (EMAR)
Tanı maksatlı artroskopi
MR :
Bir ileri radyolojik görüntüleme yöntemidir. Hastanın dizi manyetik dalgalar kullanılarak bir çok açıdan yapılan kesitlerle görüntülenir. Üstünlüğü, diz gibi kemikler arasındaki yumuşak dokuları net ortaya koymasındadır.
Artroskopi :
Girişimsel bir tanı aracıdır.
Menisküs yaralanması yırtık menisküsün tam ya da kısmi olarak çıkartılması ile uygulanan bir cerrahi girişimle tedavi edilir.
Eklem hastalıklarının teşhis ve tedavisinde yeni boyut: ARTROSKOPİ
Günümüzde yaygın olarak kullanılmaya başlanan artroskopik girişimler konforu yüksek etkin bir yöntemdir. Artroskopi ile her büyüklükte eklem hastalığının teşhis ve tedavisi mümkün olmaktadır. Ayak bileği, diz, kalça, el bileği, dirsek ve omuz hastalıklarında artroskopi sıklıkla kullanılmaktadır.
Artroskopi İle Menisküs Ameliyatı
Dizin ön kısmında 1 cmlik kesi yapılıp, dizin içerisine gönderilen optik vasıtası ile diz büyütülerek televizyon ekranına yansıtılır. Eklem içine gönderilen küçük ışıklı bir kamera vasıtasıyla büyütülmüş ve netleştirilmiş görüntü, yapıları daha yakından inceleme olanağı sağlar. Artroskopi (eklemin gözle muayenesi) sadece menisküslerin değil eklem içindeki kıkırdakların, zarların, bağların da muayene ve tedavisi için yardımcı olmaktadır.
Artroskopinin Avantajları
Küçük kesilerle ameliyat yapıldığı için dikiş kullanılmaz.
Hastanın hastanede yatma süresi çok kısadır.
Hastanın işe dönme süresi diğer ameliyatlara göre çok kısadır. Klasik yöntemle yapılmış bir menisküs yırtığı ameliyatından sonra hastanın işine dönme süresi 1-2 ayı bulurken, artroskopik yöntemle yapıldığında hasta 1 hafta içinde işine dönebilmektedir.
Klasik yöntemle yapılan ameliyattan sonra hasta 2 hafta koltuk değneği kullanırken, artroskopik ameliyattan sonra hasta hemen basabilmekte ve hiç koltuk değneği kullanmamaktadır.
Kesi yeri çok küçük olduğu için yara iyileşmesinde sorun olmaz, ameliyat sonrası iltihaplanma riski çok düşüktür.
*
Ayak ve ayak bileği sorunları Vücudumuzun yerle olan ilk teması olan ayağımız aslında tarak kemiklerinin de sayesinde yelpaze gibi açılarak dengeli ve eşit bir yük dağılımı sağlar.
Liflerin kusursuz mimarisi ile de hareket halinde iken de bir bütünlük oluşturur. Ayak bileğinin özellikle her 2 yanındaki bağlar en sık yaralanan yapılardır. Yaralanma günün her saatinde olabilir. Sıklıkla futbol oynarken, yüksek topuklu, kalın tabanlıklı ayakkabılarla dikkat edilmeden yürürken meydana gelmektedir. Şişlik, ağrı, basamama ile başlayan yakınmaların sebebi vakit geçirilmeden hekime danışılmalıdır.
Doğru olmayan, tam yapılmayan tedaviler sık çıkığa ve burkulmaya sebep olurlar. Bu durum üzerinde durulması gereken ileride kireçlenmeye ve güçsüzlüğe yol açabilecek bir sağlık sorununu oluşturur.
AYAKLARDA ŞEKİL BOZUKLUKLARI:
Ayak vücudun yüküne hareket veren bir organdır. Hareketleri ile olduğu kadar hareketsiz kaldığı anlarda da görev yapar. Şekil bozukluğu sadece kozmetik değil, ortopedik bir sorunudur. Sıklıkla parmakların üst üste binmesi karşılaşılır. Başparmağın iç tarafta belirginleşmesi ve 2. parmağa yaklaşması, üstüne binmesi şeklinde ifade edilecek şekil bozukluğu en sık karşılaşılan hastalıktır (hıllux valgus).
Bu hastalıkta başparmak kendi ekseni etrafında dönmekte ve üzerine düşen yükü kaldıramamaktadır. Buda ayağın itiş gücünü azaltmakta dengemiz yük dağılımına ve ileride kireçlenme ve ağrıya yol açmaktadır.
ÇEKİÇ PARMAK:
Parmakların yere paralel değil de dikey konumda olduğu durumdur. Genelde sıkı ayakkabı giyilmesi nedeniyle oluşur. Hastalar daha ziyade nasır yakınmaları ile hekime başvururlar.
TOPUK ARDINDA ÇIKINTI:
Bu hastalıkta ökçesi yüksek ve sıkı ayakkabı giyen hanım ve beylerde ağrı ve nasır yakınması ile başvurmaktadırlar. Ön ayağın içe yada dışa dönük olması az da olsa rastlanan şekil bozukluklarıdır.
*
Bel Ağrıları Vücudu yanlış kullanmaktan fıtığa kadar birçok etken bel ağrısına neden oluyor. Dünyada her 100 kişiden 75-90'ı, Türkiye'de ise 14'ünün beli ağrıyor.Bilgisayar kullanırken, otururken, gündelik işlerimizi gerçekleştirirken yaptığımız hatalar vücudumuzun en çok incinme riskine sahip olan bölgesi belimizde sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor.
Masa başında yapılan işlerin artması, daha az hareketlilik ve ağır sporların yaygınlaşması, bel ağrısını arttıran etkenler olarak karşımıza çıkıyor. Yapılan araştırmaya göre Türkiye'de her 100 kişiden 14'ü bel ağrısından şikayet ediyor.
Ömrümüz Uzadı Ağrılar Arttı
Fransa'da, Montpellier Üniversitesi Propara Omurilik Hastalıkları Merkezi'nde, dünyada ilk kez omurilik felçli hastayı yürüten ekip içinde yeralan romatizmal hastalıklar ve fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı Dr. Hakan Rauf Tüfekçi, yaşam süresinin uzaması nedeniyle bel ağrıları sıklığında artış görüldüğünü söyledi.
Dr. Tüfekçi, "Bel ağrısı hareketleri kısıtlıyorsa, nefes alırken ve öksürmekle artıyorsa, ağrı nedeniyle uykudan uyanılıyorsa, ağrı bacağa ve kalçaya vuruyorsa, zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir" dedi.
İstanbul Cerrahi Hastanesi uzmanlarından Dr. Tüfekçi, bel ağrısına neden olan hastalıkları şöyle anlattı: "Bel ağrısına neden olan sorunların başında, her yaşta görülebilen disk problemleri yeralıyor. Bel fıtığı, fıtıklaşmaya eğilim, belin eklem problemleri, kireçlenme, belin arka eklem yüzeyinin biomekanik sorunları (Faset sendromu), bel kaslarındaki güçsüzlükler, zafiyetler, kilo problemine bağlı menopoza yakın dönemde karın kaslarının öne doğru itilmesiyle, belin arka çukurunun artması bel ağrılarının ortaya çıkmasına neden oluyor.
Omurgada doğuştan ya da sonradan deformite olması, bel ve sırt ağrılarıyla kendini gösterebiliyor. Belin halka eklem uzantılarında travmaya ya da yaşlılığa bağlı kırık hat oluşması, bel ağrısı şikayetine neden oluyor."
Kimler Bel Ağrısı Riski Taşıyor?
Masa başında iş yapanlar
Ağır yük taşıyanlar
Çok uzun süre oturarak araba kullananlar
Ev işi yaparken yanlış hareketler yapanlar
Ağır spor yaparken vücudunu yanlış kullananlar
Aşırı kilolular
Hamileler
Bel ağrısı, omurga dışındaki farklı organlardaki hastalıkların da habercisi olabiliyor. Dr. Tüfekçi, böbrek ağrılarının, kadın hastalıklarının, bel ağrısı şikayetiyle kendini gösterebileceğini belirterek, kemik erimesi ve iltihaplı romatizmal hastallıklar grubunun (Enfelamatuar) da bel ağrısına neden olabileceğini söyledi.
Teşhis İçin Detaylı Muayene
Bel ağrılarının tedavisi için ağrıya neden olan ana etkenin bulunması gerekiyor. Tüfekçi, tanının konması için detaylı muayene yapılması, bel röntgeni çektirilmesi, laboratuvar testlerinin yapılması gerektiğini belirterek, gerekiyorsa tanıya yardımcı olmak için MR çektirilebileceğini söyledi.
En Sık "Bel Fıtığı" Görülüyor
Disk, bel omurları arasında bulunan su oranı yüksek bir doku. Bu doku, bel omurları arasında koruyucu görevini üstlenerek ağırlığı eşit oranda dağıtıyor. Aşırı zorlandığı zaman sorunlar ortaya çıkmaya başlıyor. Disk problemleri arasında en sık rastlanan sorunlardan biri bel fıtığı.
Bel Ağrılarına Neden Olan Yanlışlar ve Yapılması Gerekenler
Yanlış: Öne eğilirken belden eğilmek.
Doğru: Öne çömelerek eğilmek.
Yanlış: Ayakta sürekli aynı şekilde durmak.
Doğru: Sürekli ayakta durmak gerekiyorsa sırasıyla bir ayağı hafifçe büküp durmak.
Yanlış: Belden eğilerek yerden ağırlık kaldırmak.
Doğru: Çömelip yerden ağırlık kaldırmak.
Yanlış: Tüm ağırlığı bir tarafta taşımak.
Doğru: Ağırlıkları iki parçaya bölerek taşımak.
Yanlış: Yüksekte bir yere merdiven kullanmadan beli zorlayarak ulaşmaya çalışmak.
Doğru: Yüksek bir yere uzanmak gerekiyorsa merdiven kullanmak
Bel Fıtığı Nasıl Oluşuyor?
Diskin halkalarının yırtılıp, diskin yatağını terketmesiyle oluşuyor. Bu da sinir köküne, omuriliğin bitim noktasındaki zarlara baskı yaparak, bel ve bacağa vuran ağrılara neden oluyor. Bacağa vurmadan sadece bel ağrısıyla da kendini gösterebilir.
Bel Fıtığı Nasıl Tedavi Ediliyor?
Tedavi dört gruba ayrılıyor. İlaç, fizik tedavi, lokal enjeksiyon ve ameliyat. İlaçlara cevap vermeyen ağrılarda, fiziksel tedavi ya da lokal enjeksiyon uygulanıyor. Hastanın ağrısı hiçbir yöntemle geçmiyorsa ameliyat yapılıyor.
Hangi Durumlarda Vakit Kaybedilmeden Ameliyat Yapılıyor?
Hastada, ayakta ve kaslarda güç kaybı, ayak düşüklüğü, ayakta ve bacakta aşırı uyuşma veya karıncalanma, idrar kaçırma ve ereksiyon bozukluğu varsa başka hiçbir tedavi düşünülmeden, zaman kaybetmeden ameliyat yapılıyor.
Bel fıtığının ameliyattan sonra tekrarlama riski son gelişmelerle iyice azaltıldı. Fransa'da 1984 yılında bel fıtığı olan hastalardan %57'si ameliyat edilirken bu rakam günümüzde %12'lere indi. Ameliyatların azalmasında, erken tanı konması, ilaçların daha etkili olması, hastaların kendilerine daha iyi bakması etkili oldu.
Tedavide Bel Okullarının Etkisi Nedir?
Bel okulları, dünyada 1968'den bu yana hizmet veriyor. Hastaları bir çatı altında toplayarak, sorunlarını paylaşmaları sağlanıyor. Hastaları bel ve beli oluşturan elemanlar hakkında bilgilendiriyorlar. Doğru tedaviye yönlendiriliyorlar.
Hastaların eğitim programı iki gün sürüyor. Bel okullarındaki eğitim, tedaviyi olumlu yönde etkiliyor. İstanbul Cerrahi Hastanesi'nde "Bel Okulu" hizmet vermeye başladı. Bu bel okulu oluşturulurken, Montpellier Üniversite'sinin Romatizma Hastalıklar Servisi'nin geliştirdiği bel okulu örnek alındı.
Tedavide Neler Değişti?
Hastalar artık yatağa mahkum değiller. Yeni tedavi yöntemi, hastaya aktif hale getirdi. Operasyon süreleri kısaldı. Hastalar ameliyat oldukları gün yürüyebiliyorlar, taburcu olabiliyorlar. Bel fıtığı tedavisinde, rehabilitasyon ve hastaların eğitimi önem kazanıyor
*
Bel ağrısı Çoğu zaman üstünde bile durulmayan bel ağrıları günlük hayatı etkilemeye yetiyor. Neyse ki bel ağrılarının oluşma nedenleri, tedavisi ve onu izleyen dönemlerdeki davranış metodları üzerine eğitim veren bir bel okulu var.
Belindeki ağrılar yüzünden oldukça sıkıntılı anlar yaşamış birçok insan tanırız. Denenip memnun kalınmış tedavi yöntemlerinin önerildiğine de şahit oluruz. Bunlardan bir kısmını biliriz, ancak önemli bir bölümünde de tıp dışı tedavi yöntemlerinin tercih edildiğini görürüz. Birine iyi gelen yöntemin, diğerinde beklenen sonucu vermediği ya da ağrılarını artırdığı durumda da yeni arayışlara girildiğine şahit oluruz. Falanca ilacı al, şu kadar gün yatakta yat, geçmezse fizik tedavi ol, o da olmazsa ameliyat gibi yaklaşımlar hastaları endişelendirmekte ve alternatif tedavi yöntemleri gündeme gelmektedir. Bu yüzden bel ağrısı ciddiyetle ele alınmalı, bel ağrılı hastaya yaklaşım da özel bir çaba gerektirmelidir.
Her an olabilir
Bel ağrısı, kas-iskelet sisteminde fonksiyon bozukluğu oluşturan ve oldukça sık karşılaşılan bir sorundur. Toplumun yüzde 80inin yaşamının herhangi bir döneminde bel ağrısından şikayetçi oldukları bilinmektedir. Bel ağrısı bir hastalık değil, bir belirtidir. Bel ağrıları çalışan kesimi ileri derecede etkilemekte, gelişmiş ülkelerde ve dünyada ücret, iş gücü kaybı ve tedavi maliyeti gittikçe artan bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bel ağrısı, her an, herkeste baş gösterebilir. Bir sabah aniden yataktan kalktığınızda ya da çorabınızı giymek üzere eğildiğinizde de şiddetli bir ağrıdan yakınabilirsiniz. Daha önce önemli bir bel probleminiz olmadıysa bu ağrıyı anlamakta zorluk çekersiniz. Bel ağrısı, bazen aniden başlamayabilir de. Yavaş yavaş, şiddetlenerek artabilir ağrı. Hatta bir bacağınıza yayıldı, beraberinde de uyuşma ve karıncalanmayı getirdi. Bu durumda yapmanız gereken ilk şey, doktorunuza başvurmak olmalı. Bu şekilde ağrının kaynağını öğrenebilir, en etkin ve kısa sürede sizi günlük yaşama döndürecek tedavi yöntemini kavrayabilir, tekrar bu ağrıyla yüz yüze gelmemek için neler yapmanız gerektiğini bilebilirsiniz.
Risk faktörlerini yakından tanıyın
Toplumda bel ağrısına rastlama oranı oldukça sıktır. Eğer her insan, yaşamının bir döneminde bel ağrısı riski altındaysa ağrıya yol açabilecek durumları yakından tanımalıdır.
1. Ağır kaldırma : Kaldırılan cismin ağırlığı ve işlemin tekrarına bağlı olarak risk artmaktadır.
2. Sarsıntı-titreşim : Kamyon, otobüs, minibüs, taksi, iş makinesi gibi taşıtları sürekli kullanarak sarsıntıya maruz kalmak.
3. Bazı sporlar : Jimnastik, futbol, güreş ve kürek gibi sporlarla uğraşmak.
4. Kişisel risk faktörleri
30 yaşın üzerinde olmak
Bedensel olarak zorlayıcı işlerde çalışmak
Kötü ve uzun süre oturma alışkanlığına sahip olmak
Uzun süre öne eğik pozisyonda ders çalışmak, uygun olmayan sıra ve sandalyelerde oturmak
Gebe olmak
Sigara içmek
Daha önce bel ağrısı geçirmiş olmak
Tedaviye başlamada gecikmek
Stres, depresyon ya da ruhsal bozukluklar yaşamak, işinden memnun olmamak, takdir edilmemek
100e yakın sebebi olan bel ağrıları kısaca 2 gruba ayrılır:
1. Mekanik nedenler : İstirahatle azalan, hareketle artan bel ağrıları (bel fıtığı, kireçlenme, omur kaymaları, omur eğrilikleri, kas ağrıları)
2. Enflamatuar nedenler : İstirahatle veya hareketle ağrının özelliğinde değişikik olmayan grup (romatolojik, nörolojik ve kan hastalıkları, kanser, kırık, iç organ kaynaklı vb.)
Belirti ve bulguları siz de var mı
Belde ağrı ve kasılma
Hareket kısıtlılığı
Bacağa yayılan ağrı ve uyuşma, karıncalanma ve güçsüzlük
Topallayarak yürüme
Vücutta bir tarafa çarpılma
Bazen idrar tutamama
En gelişmiş yöntemlerle teşhis edilir
Doktor, bel ağrılı hasta ile yapacağı görüşmede ilk önce, hem ağrının ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını tespit eder, hem de risk faktörlerini belirler. Daha sonra muayeneye geçilir. Ağrının beldeki hangi yapılardan kaynaklandığı, sinir sıkışması varsa, ciddiyeti belirlenir. Tanı amacıyla röntgen filmi veya gerekirse BT (bilgisayarlı tomografi), MR (manyetik rezonans) görüntüleme yöntemleri kullanılarak hastanın eklemleri, bağları, sinirleri, omurgası ve omurlar arası diskin durumu tespit edilir. Diskte oluşan fıtıklaşma, diskin yırtılıp yırtılmadığı MR görüntüleme yöntemiyle kolaylıkla görülür. Bundan sonraki basamak hastanın tedavisinin düzenlenmesidir.
Uygun tedavi seçilmelidir
Bel ağrılarına yol açan sebepler uzman hekim tarafından teşhis edildikten sonra uygun tedavi programlanır.
İlaç tedavisi :
Ağrı kesici, kas gevşetici ilaçlar sıkça kullanılmaktadır. Bunlar zedelenme bölgesinin tamirinin hızlanmasını sağlar. Ancak özellikle mide-barsak sistemi üzerindeki yan etkileri yönünden dikkatli olmak gerekir.
İstirahat:
Artık bel ağrılı hastalara, uzun süreli yatak istirahati önerilmiyor. Aksine mümkün olan en kısa sürede hastayı yataktan kaldırarak günlük yaşama dönmeye ve egzersiz yapmaya motive etmek gerekiyor.
Korse uygulaması:
Korse kullanımı çok ağrılı vakalarda kısa süreli olmak şartıyla zaman zaman uygulanabilir. Ancak hastanın korseyi alışkanlık haline getirmesi, kendine olan güvenini yitirmesine, kasların zayıflamasına ve esnekliğini kaybetmesine neden olacağından önlenmelidir.
Fizik tedavi yöntemleri:
Hastaya uygun olanı seçmek koşuluyla derin ve yüzeysel sıcak uygulama, soğuk uygulama, elektroterapi, masaj, traksiyon (otomatik makinayla aralıklı bel çekme), egzersiz tedavisi, hastayı kısa sürede günlük yaşama döndürmek için en etkili ve güvenilir yöntemlerdir.
Cerrahi yaklaşım:
Beldeki sinir yapılarının, hasar görmelerine neden olacak şekilde baskı altında kalması durumunda, diğer yöntemlerle iyileşmesi mümkün olmayan hastalarda sinir üzerindeki baskı ameliyat yoluyla kaldırılarak hastanın ağrılarına son verilir. Eskiden beri hastaların korkulu rüyası haline gelen bel fıtığı ameliyatları günümüzde korkulan bir ameliyat olmaktan çıkmıştır. Uygun endikasyon, yani doğru hasta seçimi halinde bel fıtığı ameliyatlarından fayda görme oranı çok yüksektir.
*
Bel fıtığı Uygun tedavi yönteminin seçilmesi halinde bel fıtığı hastalarının iyileşme şansı çok yüksektir...
Bel fıtığında erken teşhis çok önemlidir. Çünkü, erken teşhis en çabuk sürede uygun tedaviye karar verilmesini sağlar. Uygun bir zamanlama ile yapılan cerrahiden hastanın faydalanma oranı daha yüksek olur. Hastalık belirli bir dönemi geçtikten sonra yapılan tedaviler ağrıyı geçirse de uyuşukluk, kuvvetsizlik gibi hastalığın belirtileri tam olarak düzelmeyebilir. Bu nedenle, erken teşhis ve eğer gerekiyorsa erken cerrahi tedavi hayati önem taşır.
Bel fıtığı, insan omurgasını oluşturan kemikler arasında vücudun yükünü dengeli olarak sağlayan disk dediğimiz dokunun fıtıklaşarak, komşuluğunda bulunan sinirlere doğru yer değiştirmesi ve bunları baskı altında bırakmasıdır.
İnsan vücudunun ağırlığını taşıyan omurgadır. Bu nedenle özellikle belin alt bölgesine binen yük, zorlayıcı hareketler, eğilip bükülme sonucu disk yapısının bozulması başlıca sebepleri oluşturur. Daha nadiren olmak üzere de çeşitli kazalar bel fıtığına sebebiyet verebilir.
Yaş, şişmanlık, ailesel yatkınlık, genetik özellikler, omurga yapısı bel fıtığı oluşumunda ve belirtilerinin görülmesinde önemlidir.
Bel fıtığının belirtileri nelerdir?
Bel ağrısı
Bacaklara vuran ağrı
Bacaklarda, ayakta uyuşma, güçsüzlük nadiren de olsa yanma ve iğnelenme
İdrar yapamama ya da idrar kaçırmadır.
Bel fıtığı teşhisi nasıl konur?
Muayene
İleri görüntüleme yöntemleri ile inceleme (bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans)
Görüntüleme yöntemlerinin değeri, ilgili uzmanın değerlendirmeleri ve yorumu ile artar. Bel fıtığının belirtileri genellikle ilk 8 ila 12 hafta içinde gerilediğinden, ileri tetkik yöntemleri sadece ameliyat düşünülen hastalarda yapılmalıdır.
Bel fıtığının tedavi seçenekleri nelerdir?
İlaç tedavisi
Yatak istirahati
Fizik tedavi ve rehabilitasyon
Epidural kateterizasyon
Ameliyat
Bel fıtığı cerrahisi nasıldır?
Bel fıtığı ameliyatının esası; omurga kemikleri arasında fıtıklaşıp omurilik ve sinir dokusu üzerine doğru yer değiştirerek sinir dokusunu baskı altında tutan fıtık parçasının çıkartılması, temizlenmesi ve sinir dokusunun rahatlatılmasıdır. Fıtıklaşan bu bölgeye ulaşmak için mutlaka bir cerrahi müdahale gereklidir. Cerrahi yöntemler arasında temel olarak yapılan işlem ve sonuç açısından çok önemli farklılıklar bulunmamaktadır. Her bir yöntemin kendine göre endikasyonları, yapılabilme durumları mevcuttur. Önemli olan hastanın yapılan işlemden gördüğü neticedir.
Bel fıtığı cerrahisindeki başarı yüzdesi nedir?
Uygun endikasyon, yani doğru hasta seçimi halinde bel fıtığı ameliyatlarından fayda görme oranı yüzde 95tir. Yüzde 5 oranında ise doğru ameliyata rağmen yakınmaların devam etme riski vardır.
Ameliyat olan hasta ne kadar süre sonra iyileşebilir?
Özellikle son 15-20 yılda bilgisayarlı tomografi ve magnetik rezonans görüntüleme gibi tanı yöntemlerinin kullanılmaya başlaması bel fıtığını tespit etme ve başka hastalıklardan ayırdetmede büyük kolaylıklar sağlamıştır. Buna paralel olarak ameliyat tekniklerinde de gelişmeler olması sonucu bel fıtığı ameliyatları korkulan bir ameliyat olmaktan çıkmıştır. Artık hastanede kalma süresi giderek kısalmakta, hasta en kısa sürüde günlük yaşamına tekrar dönebilmektedir.
Bel fıtığı hastalarına tavsiyeler:
Bel fıtığı ağrılarının nedeninin tam olarak teşhis edilebileceği bir merkeze ve bu konuda uzmanlaşmış bir hekime başvurulmalıdır.
Bel ağrısının nedeni bel fıtığıysa, bunun ameliyat gerektirip gerektirmediği ortaya konmalıdır.
Ameliyat gerektirmeyen durumlarda istirahat, ilaç tedavisi ve daha sonra bazı durumlarda fizik tedavi yeterli olmaktadır.
Ameliyatın gerekli olduğu durumlarda; hem nasıl bir ameliyat yapılacağı ve ameliyatın zamanlaması, hem de ameliyat sonrası dönemde dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda hastaya yardımcı olunmalıdır
*
Boyun fıtığı Her yaşta görülebilen tedavi edilebilir bir hastalık: Boyun fıtığı her yaşta görülebilir. Şiddetli ağrı ve sertlik genellikle birden ortaya çıksa da, başlangıçta hafif olup, günler hatta haftalar süren bir dönem içinde şiddeti artabilir. Ağır vakalarda kollarda ve ellerde karıncalanma, kuvvetsizlik ve uyuşukluk eşlik edebilir. Kaslardan biri veya birden fazlası zayıflayabilir.
Bazı boyun hareketleri kol ağrısı ve uyuşmayı artırabilir. Yeni başlayan ağrılar, zaman içinde destek tedavisi ile iyileşebilir. Ancak kısmi ve büyük felçli olanlarda iyileşme cerrahi tedavi gerektirir. Toplumda boyun ağrısı şikayetine sıkça rastlanır. Çok sık görülmesine rağmen bu ağrıların altında yatan nedenleri hiç kimse pek de merak etmez. Nasıl olsa bir gün geçer diye düşünülür. Ağrılar geçmeyip de rahatsız edici bir hâl alınca nedenleri sorgulanmaya başlanır. Oysa ki, her hastalıkta olduğu gibi, boyun hastalıkları içinde de erken teşhisin önemli olduğu gözardı edilmemelidir. Boyun fıtıkları, boyun omurları arasındaki disk denilen yapıların veya bu bölgedeki yumuşak dokuların, omuriliğin ve kollara giden sinir köklerinin çıktığı bölgelere bası yapması sonucu, bir grup klinik bulgu olarak ortaya çıkar.
Boyun fıtığı rahatsızlığı olan hastaların çoğu, belirlenebilen travma veya stres olmaksızın, sabahleyin uyanmada ortaya çıkan bir başlangıca sahiptir. Boyun hareketlerinde ağrılı kısıtlama vardır. Boynun ekstansiyonu, yani ön-arka hareket ekseni boyunca arkaya doğru gerilmesi, boyun fıtığı hastalığı mevcut olduğu zaman genellikle ağrıyı şiddetlendirir. Hastalar, kollarını yükseltip başlarının arkasına yerleştirmekle çoğunlukla ağrıda hafifleme sağlarlar. Bunun yanı sıra sinir basısını saptamada muayene esnasında yaptığımız bir takım testler vardır. Boyun ve omuz bölgesinde olan ve kollara yayılan her ağrı, her rahatsızlık şüphesiz boyun fıtığı demek değildir. Bu konuda yukarıdaki şikayetleri devam eden hastanın uzmana başvurmasında yarar vardır. Çünkü muayene bulguları gerek hastalığı saptamada, gerekse tedavinin yönlendirilmesinde oldukça önem taşımaktadır.
Gerekli görüldüğü takdirde düz röntgen incelemesinin yanında, boyun omurlarına yönelik tercihen MRI incelemesi ve EMG seçkin yöntemlerdir. Boyun fıtığına bağlı sinir kökü basısı bulunan hastaların yüzde 95inden fazlası cerrahi gerekmeksizin iyileşecektir. Bu iyileşme periyodunda bazı fizik tedavi yöntemleri faydalı olacaktır. Cerrahi tedavi, iyileşme göstermeyenler veya diğer tedavi yöntemlerine rağmen ilerleyici nörolojik hasar gelişenler için gereklidir. Doğru endikasyon halinde boyun fıtıklarına cerrahi yaklaşım, sonuçları genellikle iyi olan seçkin bir yöntemdir.
*
El hastalıklarında mikrocerrahi Yaygın kanaatin aksine el cerrahisi sadece el yaralanmaları ya da kopmaları ile ilgilenmez. Doğumsal el ve kol sakatlıklarından felçlere, romatoid el hastalıklarına ve tümörlere kadar uzanan geniş bir ilgi alanı vardır.
El hastalıkları yaş dönemlerine göre ayrılır. Bu yaş dönemleri; bebeklik, çocukluk - gençlik ve orta - ileri yaş olmak üzere üç bölümden meydana gelir.
Bebeklik dönemi
Yeni doğmuş bir bebeğin elinin şekli, parmakların sayısı, uzunluğu ya da kısalığı, parmaklardaki yapışıklık hemen ilk göze çarpan bulgulardır. Hareketlerini gözlemek, gücünü tartmak sinir yapısını ölçmede önemli bilgiler verir. Aslında sıkça rastlanan ama çocukların ellerini yumruk gibi yapmaları yüzünden gözden kaçan bir başka bulgu da başparmağın (diğerlerinde de olabilir) tendonun sıkışmasıdır. Bu hastalıkta başparmak tam açılamaz ve avuç içinde sertlik ele gelir. Tüm bu hastalıkların bu çağda yapılacak tedavisi, kolay ve sonucu en güzel olandır. Doğum sonrası ve ileride de çeşitli sebeplerle oluşan felçler, hareket ve güç kayıpları .... ile birlikte tedavisi yapılarak başarılı olunmaktadır.
Çocukluk ve gençlik
Bu çağda yaşın da etkisi ile başlayan yaramazlıklar neticesinde yaralanmalar ilk sırayı alır. Tendon, damar, sinir kesilerine ve kırıklara sıkça rastlanır. Oluşan doku kayıpları ve kesiler mikrocerrahi yöntemi ile başarı ile onarılmaktadır.
Ağrılı el bileği, eli ve parmakları oynatamama dikkat edilmesi gereken hususlardır. Eldeki şişliklerin, özellikle el bileği sırtında oluşan küçük şişliklerin tedavisi geciktirilmemelidir.
Yurdumuzda sağlığa verilen önemin azlığı sonucu sınıkçı diye tabir edilen kişilerin bilimsel yaklaşımdan yoksun uygulamaları incinme, bertilme gibi yanlış tabirlerle geçiştirdikleri hastalıkların ileride büyük sorunlara yol açtığını bilmekteyiz.
Tırnak ve parmak bakımına dikkat edilmeyen çocuklarda hele de parmaklarını yiyen hastalarda abse ve iltihaplanmalara sıkça rastlamaktayız.
Tümörler nadir de olsa gördüğümüz; ancak erken müdahale ile tedavide başarı elde ettiğimiz hastalıklardır.
Orta ve ileri yaşlar
Bu grup hastalarda yaralanmalar, iltihap ve tümörlerin yanı sıra diğer kendine has hastalıklara da rastlamaktayız. Şöyle ki, romatizmal yakınmalar ön plana çıkmaktadır. Şekil bozukluğuna dek yol açacak romatizmalarda müdahale sakat kalmanın önüne geçecektir.
Özellikle hanımlarda karşılaştığımız bir diğer hastalık da parmak uçlarında uyuşma, his kaybı ve başparmakta güçsüzlükle başlayan sinir sıkışmalarıdır. Sıkışan doku hele de sinir gibi önemli bir yapı ise mutlak incelenmelidir. Erken dönemde tedavi edilerek ileride eli kullanamama, hissetmeme gibi sonuçlar doğuracak durumlarla karşılaşılmış olur.
Guatr, gebe, aşırı kilo alıp verme, bilek kırığı, boyun kireçlenmesi gibi hastalığı olanlar bu konuya daha fazla hassasiyet göstermelidirler.
Avuç içindeki büzüşmeler, liflerde hareketlerle oluşan ağrı, parmakların hareketi ile sıkışıp birden gevşeyen (tetik gibi) olgular yine erken olmaları kaydı ile başarı ile tedavi edilmektedirler.
El bileği kırığı, yaşlı kemik erimesi olan hastalarda sıkça üzerine düşme neticesinde oluşmaktadır. Eğri kaynama, geç dönemde ağrı, hareketsizlik ve güçsüzlüğü getirdiğinden kaynamış bile olsa düzeltilmesi gerekmektedir.
Sık tekrarlayan hareketlerin (örneğin daktilo, bilgisayar gibi büro makinelerini ya da tornavida gibi el aletlerini kullanma, el işi yapma) zamanla yaptığı aşınmaların ağrılarını da burada belirtmek gerekir. Tırnak ve parmaklardaki yanlış ve gereksiz çekimlerin yaptığı kozmetik bozukluklar da el cerrahisinin ilgi alanı içerisindedir.
*
Fizik Tedavi Fizik Tedavi Alm. Pysikalische Therapie (f), Fr. Thérapie (f) physique, İng. Physical therapy. Hastalıkların tedâvisinde fizik ajanların (ısı, hareket ışın, elektrik) kullanıldığı bir tıp dalı. Fizik tedâvi, vücudun motor (hareketle ilgili) fonksiyonlarını etkileyen hastalık veya ağrıların tedâvisini, hastaların rehabilitasyonunu (eski hâle getirilmesini) sağlayarak yapan bir uzmanlık dalıdır. Bu sebeple “fizik tedâvi-rehabilitasyon” bilim dalı olarak da adlandırılır. Fizik tedâvi hastaların daha rahat ve verimli bir hayâta dönmesini gâye edinir.
Esas îtibâriyle insan vücudu muhtelif enerji şekillerinin husûle geldiği muazzam bir yapıdır. Bu muazzam yapı içinde meydana gelen fizikî ve kimyevî olaylar, sıcaklık, mekanik hareket gibi neticeler sağlar. Organizmanın kendi içinde meydana gelen bu fizik enerji şekillerinin yanında dışarıdan da fizikî enerjilerin verilmesi ve enerji şekli ve dozuna göre vücutta çeşitli değişikliklerin meydana getirilmesi mümkündür.
Fizik tedâvi vâsıtalarının hemen hepsi, insan vücuduna cilt yoluyla tatbik edilen vâsıtalardır. Derimiz sâdece koruyucu değil, daha birçok vazifesi olan bir organımızdır. İç organların bir kısmı, hemen üzerlerindeki bir kısmı da daha uzak noktalardaki deriyle, sinirleri vâsıtasıyla sıkı bir temas ve münâsebet hâlindedir. Deriden yapılan tesirler ile iç organlarda ortaya çıkan olaylara “revülsiyon” denir. Genel olarak fizik tedâvi, deri ve derialtı dokusunda, damarlarda değişiklikler husûle getirip, metabolizmaya tesir etmek için kullanılır.
Târihin çok eski devirlerinden beri insanlar, fizikî ajanları, hastalıkların tedâvisinde kullanmışlardır. Başlangıçta güneş, tabiî sıcak su kaynakları, torpidobalığının elektrik deşarjları gibi tabiî fizik enerji kaynaklarını tedâvi vâsıtası olarak kullanan insanlar, teknik ilerledikçe yeni fizikî kaynakları hastaların istifâdesine sunmuşlardır. Sun’î fizik vâsıtalarının tedâvi sahasında kullanılmaya başlanmasındaki en mühim âmil, elektrik enerjisinin keşfi ve kullanılmaya başlanmasıdır. Elektriğin hastalıkların tedâvisinde kullanılmaya başlanılması ise 18. yüzyılda Benjamin Franklin tarafından gerçekleştirilmiştir.
Fizik tedâvi bir tıbbî servis olarak Birinci Dünyâ Savaşından sonra gelişti. Bu gelişmeye çocuk felci salgınları ve savaşların sonucunda ortaya çıkan sakatlanmış genç insan yığınları sebep oldu. Daha sonraları fizik tedâvi, kırık, yanık, verem, bel ağrıları, bayılmalar ve sinir harabiyetleri ile de ilgilendi. Fizik tedâvi, ortopedik cerrâhî ile de yakından ilgilidir. Bundan başka hemen her tıp dalında uzmanlaşmış hekimler tarafından fizik tedâvi hastalara sık olarak tavsiye edilmektedir.
Fizik tedâvinin amaçları şöylece özetlenebilir: Ağrının giderilmesi, kuvvet ve hareket gibi fonksiyonların yeniden sağlanması, zarûrî hareketleri yapabilmesi için hastaya gereken eğitimin verilmesi, vücudun çeşitli fonksiyonlarının ölçülmesi. Bu son konudaki testler: Kas kuvveti, eklem hareketlerinin derecesi, soluk alma kapasitesi, kalp fonksiyonlarının ölçülmesi gibi konuları ihtiva eder.
Tedâvi tipleri: Sık kullanılan metodlar şunlardır: Isı, masaj, hareket (egzersiz), elektrik akımı ve fonksiyonel eğitim.
Isı: Genellikle tedâvi edilen bölgede ağrıyı azaltıcı ve dolaşımı tenbih edici etkisi sebebiyle kullanılır. İnfrared lambaları, kısa dalgalı radyasyon veya diatermi akımları, sıcak nemli kompresler, sıcak su, erimiş haldeki parafin mumu veya ultrason (ses ötesi) dalgaları şeklinde uygulanır.
Masaj: Temelde dolaşıma yardımcı olmak, ağrıyı veya kas kasılmalarını (spazmı) azaltmak gâyesiyle uygulanır. Masaj daha çok eller vâsıtasıyla, bâzan da girdaplı su veya mekanik cihazlar vâsıtasıyla yapılır.
Egzersiz: En çok uygulanan tedâvi şeklidir. Bu yolla eklemdeki hareket miktarı arttırılır veya kasın uyumlu bir şekilde hastanın kontrolü altında kasılıp gevşemesi sağlanır. Hareket fizik tedâvi uzmanı tarafından yaptırılır. İyice eğitilen hastalar da düzenli olarak kendi başlarına belli eksersizleri yapabilirler. Pasif denilen başkasının yaptırdığı veya kendisi bir güç harcamadan yapılan hareketler eklemin hareket kâbiliyetini arttırmada yardımcı olabilirler. Bir kasın kuvvetlenmesi lüzum ettiğinde hastaların aktif hareketler yaparak kasları çalıştırmaları gerekmektedir. Çeşitli egzersiz cihazları mevcuttur. Egzersiz tedâvisi eklem hareketini kısıtlayan durumlarda, felçlerde, soluk alma bozukluklarında kullanılır.
Elektrik akımları: Sathî kaslara ciltten düşük akımlar uygulanarak kasılma sağlanabilir. Bu metod zayıflamış kasların alıştırılması ve sinirlerin sağlam olup olmadığını anlamada kullanılır.
Fonksiyonel eğitim: Bu yolla hastanın sakat hâline rağmen rahat ve güvenilir bir hayat sürmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi sağlanır. Bu tip bir eğitim uzun zaman alır. Hastaya sâdece sakat kısımlarını değil, diğer uzuvlarını da kullanmasını gerektiren çeşitli meşguliyetler öğretilir.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
*
Hipoterapi Hipoterapi gereği, spastik çocuklar, çıplak ata eğersiz bindiriliyor. Atın vücut sıcaklığının gergin kaslara temas etmesi sonucu çocuklarda büyük bir gevşeme gerçekleşiyor. Örneğin bir yıl önce tek başına ayakta bile duramayanlar, bugün kendi başlarına merdiven çıkabiliyor. Çocukların kendi kendilerine hareket edebilmelerinden duydukları sevinç de psikolojik bir rahatlama getiriyor.
İlk kez M.Ö. 5. yüzyılda Yunanlı askerlere uygulanan hipoterapi tedavisi, daha sonraki yüzyıllarda unutulmuş. 19. yüzyıl İngiltere'sinde yeniden uygulanmaya başlanmış ama o dönemde de sürekli bir tedavi yöntemi olarak kullanılmamış. Bugün İngiltere ve Avustralya'da iki merkezde uygulanan hipoterapi yöntemi, ABD'de bazı özel kliniklerde denileniyor. Hipoterapinin Batı'da yaygın bir tedavi yöntemi olmamasının en önemli nedeni maliyetinin yüksek olması.
Türkiye'de hipoterapiyi ilk kez deneyen Ankara'daki Pırıl Özürlü Çocuklar Merkezi'nde bu tedavi için ayrıca bir ücret alınmıyor. Ancak yöntem, çocukların hepsine uygulanmıyor. Hipoterapi tedavisi görecek çocuğun algılamasının gelişmiş olması, komut alabilecek düzeyde olması gerekiyor.
İyileşme süresi de yine çocuğa göre değişiyor. Atla tedavi uygulamasına başladıktan altı ay sonra bir değerlendirme yapan yöneticiler, kendi başına yürüyemeyen çocukların vücut dengelerini kurabildiklerini görmüşler. Yürümeyi başaranlar, hipoterapiden ayrılıp fizik tedavi merkezindeki egzersizlerine dönüyorlar. Eğitim görenler sadece çocuklar değil. Merkez, aileler için iki psikiyatrist eşliğinde haftada bir gün psikolojik destek dersleri veriyor
*
Kalça Çıkığı Kalça Çıkığı Uyluk kemiği başının kalça eklemindeki yuvasından çıkması.
Yetişkin kişide, normal olarak, kalça ekleminde uyluk kemiğinin başı eklem yuvasına sıkıca yerleşmiştir ve ancak çok ciddi zedelenme olaylarında yerinden çıkabilir. Bu çıkık öne veya arkaya olabileceği gibi uyluk kemiği istikametinde gelecek travmalarda uyluk kemiğinin başı eklem yuvasını kırarak çıkık kalça boşluğuna doğru da gelişebilir. Çıkık sıklıkla arkaya doğru olur ve o zaman siyatik sinirinin zedelenmesine bağlı bacak felci veya kanlanma yetmezliğine bağlı uyluk kemiği başının hayatiyetini kaybetmesi gibi komplikasyonlar gelişebilir. Çıkık, genel anastezi (narkoz) altında yerine konur ve bacak, alçı veya çekici tarzda askıya alınarak, eklem, dört hafta hareketsiz tutulur. Bu süre, eklem kapsülü yırtıklarının şifasına imkan verir. Bazı vakalarda çıkığın cerrahi olarak yerine konması gerekebilir. Öne doğru çıkıklarda komplikasyonlar daha azdır. Tedavi bir önceki gibidir. Kalça boşluğu içine doğru olan çıkıklarda olay hafif ise uyluğun çekici tarzda askıya alınması yeterli olabilir. Eğer ciddi ise ameliyatla eklemin hareketinin dondurulması veya sun’i eklem protezi takılması gerekir.
Kalça çıkığının özel nitelik taşıyan bir şekli “doğuştan kalça çıkığı”dır. 250-300 canlı doğumda bir görülür ve kızlarda erkeklerden 8-10 misli daha sıktır. Zamanında teşhis ve koruyucu tedavi yaptırmakta gecikildiğinden memleketimizde hala ciddi sakatlıklarla neticelenebilmektedir. Halbuki bebek yürümeden uygulanacak koruyucu tedbir ve tedavilerin neticesi genellikle yüz güldürücüdür.
Doğuştan kalça çıkıklığının başlıca sebepleri arasında anne hormonlarının çocuk kalça ekleminde gevşeklik yapması, genetik faktörler ve anne karnındaki kötü duruşlar yer alır. Tipik şekilde doğumda çıkık yoktur, fakat çıkığı hazırlayıcı eklem gevşekliği vardır. Çıkık genellikle ilk kundağın uygulanması ile gelişir. Birkaç saatlik kundak uygulanması bile çıkığın meydana gelmesi için yeterli olabilmektedir. Bazı basit arazlar (belirtiler) aileyi ikaz etmelidir. Eğer bebek sırtüstü yatarken bacaklarını kurbağa gibi iki yana açamıyorsa, dizler bitiştiğinde biri daha aşağıda kalıyorsa, uyluktaki çizgiler simetrik ve aynı sayıda değilse, bir bacağına basarken diğerine basamıyorsa, iki uyluk arası anormal derecede açıksa mutlak bir hekime gösterilmelidir. Yürüyen çocuktaki belirtiler ise, zaten aileyi hekime götürecek kadar bariz aksamalar şeklindedir.
Tedavi: Yeni doğanda, doğuştan kalça çıkığı tesbit edilirse kundak yasaklanır ve bacakları iyice açacak kadar bol arabezi konur. İki aylığa kadar özel frejka yastığı da kullanılabilir. Bebek 3-18 ay arasındayken tesbit edilen çıkıklarda özel cihazlar ve alçı teknikleri gerekir. 18 ay-6 yaş arasında iyi sonuçlar veren ameliyatlar vardır. Altı yaştan, hele 10 yaştan sonra ameliyatlar bile anatomik kusuru tam düzeltemez, ancak yine de hastanın faydasınadır.
*
Karpal Tünel Sendromu El-Bilek Kanalı Hastalığı (Karpal Tünel Sendromu)
Karpal tünel sendromu, el bileğinin bir hastalığıdır. Bilekteki karpal tünelden geçen median sinirin sıkışması sonucu ortaya çıkar. El-Bilek Kanalı Hastalığı belirtileri nelerdir?
# Geceleri ellerde ortaya çıkan ve zaman içinde giderek şiddetlenen uyuşmalar ve ağrılar. Uykudan uyandırcak kadar kötü olabilir ve kola, omuza yayılabilir. # Avuç içinde ve parmaklarda his kaybı veya elektrik çarpması hissi. Özellikle baş, işaret ve orta parmaklarda görülür. # Elde kuvvet kaybı, tutamama, tutulan şeyleri düşürme. # Eli sallamakla bu ağrıların hafiflemesi.
Neden olur?
El-Bilek kanalı hastalığı hekimler tarafından çok eskiden beri bilinmesine rağmen başka hastalıklarla karışabilmekte ve çoğu zaman hastalar doğru tanı alamadığı için hekim-hekim dolaşmaktadır. El-bilek kanalı hastalığı yerine boyun fıtığı tanısı alarak ameliyat olmuş ancak şikayetlerinden kurtulamamış hastalara sık rastlanmaktadır.
El bileği karışık bir anatomik yapıya sahiptir. Parmak ve el hareketlerini sağlayan adele-sinir-damar kompleksi buradan geçerek, dağılır. Median sinir dediğimiz, başparmak ve işaret parmağının hareket ve duyusunu sağlayan bir sinirde bileğin iç yüzünün ortasından geçerek el içinde dallara ayrılır. Bu sinirin üstü, el bileği hizasında ve kısmen de avuç içinde kalın koruyucu özelliği olan bir bandla kaplıdır. Bu koruyucu band , orta yaşlara doğru çeşitli nedenlerle kalınlaşarak, altında kalan ve koruduğu siniri sıkıştırır.
Karpal tünel ve median sinir.
En sık nedeni aşırı kullanmaya bağlı bant kalınlaşmasıdır. Özellikle bileğine yük vererek senelerce çalışan kimselerde, daktilo-bilgisayar kullanlarda, örgü ören ve yoğun ev işleri yapan ev hanımlarında, oto tamircileri gibi el bileğini çok kullanan kişilerde sık ortaya çıkar.
Bazen bu hastalık başka bir hastalığın parçası olarak karşımıza çıkabilir. # Diabetes Mellitus # Hipotiroidizm # Akromegali # Romatoid Artrit # Gut gibi..
Nasıl teşhis konulur?
Tanı, şikayetlerin ayrıntılı öyküsü ve bu duruma yol açacak diğer nedenlerin araştırılmasıyla konulur. Boyun fıtığı ve kireçlenmesi tanısı konan hastaların bir kısmında , el bilek kanalı hastalığı da mevcut olup, bu duruma çift darlık adı verilir. Hem boyunda omurilik ve sinir kökü sıkışmıştır, hem de el bileği kanalı darlığı mevcuttur.
Boyun MR’ı ve ENMG (sinir elektrosu) tetkikleri yapılarak tanı kesinleşir. El-Bilek Kanalı Hastalığının Tedavisi
Başlangıçta, # Aşırı kullanmayı engellemek, el bileğine aşırı yük binmesine neden olacak işlerden kaçınmak # Ağrı kesiciler ve antienflamatuvar ilaçlar # Bilek egzersizleri # El bileği atelleri, gece atelleri # Lokal ya da sistemik kortizon enjeksiyonları çoğu kimse için yeterli olmaktadır.
Ancak zaman içinde şikayetler tekrar başlar ve kalıcı çözüm basit bir cerrahi girişimle sinirin serbestleştirilmesidir. Lokal veya genel anestezi altında, mikroskop kullanılarak el bileğinden avuç içine doğru yapılan 1-2 santimlik bir kesiyle, sinirin üstündeki band kesilerek, sinirin sıkışması ortadan kaldırılır. Bu yöntem kalıcı bir rahatlamaya neden olur. Ameliyat sonrası 3-5 gün el bileği istirahatini takiben, hasta normal yaşantısına döner. Önerilerimiz: # Daktilo ve bilgisayar kullanırken, zaman zaman ellerinizi istirahat ettiriniz. # Ev işlerinde bileğe çok güç binen durumlarda dikkatli olunuz. # Gece uykuda bileğinizin üstüne yatmayınız. # Özellikle geceleri ellerinizde uyuşmalarla uyanıyorsanız, uykunuz bölünüyorsa el-bileği kanalı hastalığı başlıyor demektir. # Tedavisi mümkün olan bu hastalıkta basit bir cerrahi girişim kalıcı çözüm sağlar.
Op.Dr.Levent Akduygu Türkiye Hastanesi
*
Kemik Erimesi Osteoporoz diye adlandırılan kemik erimesi, dünyanın her yerinde milyonlarca yaşlı insanı yataklara, tekerlekli sandalyelere bağlıyor. Ancak, bir hormonun, kemikleri canlı tutmasının sırlarını keşfeden bir grup araştırmacı, soruna çare bulduklarını düşünüyorlar.
Araştırmacılar, paratiroid hormonu (PTH) denilen ve kanda kalsiyum miktarını kontrol eden bir maddeyle sürekli aşılanan hayvanların, daha iri kemikli duruma geldiklerini son 50 yıldır bilmekteydiler. Ancak bu hormonun, hangi mekanizmayla etki yaptığını bilmediklerinden osteoporoz tedavisi için başka yöntemlere ve genellikle kemik yitimini yavaşlatan hormonlar ve ilaçlara başvuruyorlardı. Bunlardan bazılarının kemik yoğunluğunu bile yükseltmelerine karşın, yaşlılarda bazen ölümle bile sonuçlanan kemik kırıklarının tedavisinde aciz kalıyorlardı.
ABD'nin Little Rock Kenti'ndeki Arkansas Tıp Bilimleri Üniversitesi'nde bir grup araştırmacı ise, PTH'nin yeni kemik yapma becerisinin sırrını ortaya çıkarmış bulunuyorlar.
Araştırmacılara göre PTH, "osteoblast" denilen ve yeni kemik dokusu oluşturan uzmanlaşmış hücrelerin intiharını önlüyor. "Apoptoz" denilen programlanmış ölüm, hücrelerin çoğalmasını normal bir düzeyde tutuyor.
Araştırmacılar, her gün düzenli olarak insan PTH'si aşılanan farelerde hücre intiharının 10 kat azaldığını gözlemişler. Bunun pratik anlamı da, daha fazla "işgücü" ve bu sayede de daha sağlıklı kemik dokuları.
Üniversite'nin osteoporoz bölümü başkanı Profesör Stavros Managolas, "eskiden kemik kaybını önlemekten sözederdik; şimdiyse yaptığımız kemik kütlesini arttırmak" diyor. "Anlayacağınız, artık ilk kez, süreci tersine çevirmekten, yani tedaviden sözedebiliriz."
Managolas ve ekip arkadaşı Robert Jilka, insan osteoblastlarının da intihar için programlandıklarını kaydederek, gerek PTH'nin, gerekse inceledikleri başka bazı maddelerin hücrelerin daha uzun süre çalışmalarını sağlayarak, insan kemiklerini güçlendireceği konusunda güvenliler.
*
Kemik İltihapları Kemik İltihapları Genellikle çocuklarda görülen ve tıpta osteomiyelit olarak bilinen bir kemik hastalığı. 12 yaşından sonra az görülür. Yine de vak’aların yüzde on ikisi, 12 yaşından sonra görülür. Her hastalıkta olduğu gibi kemik iltihabının da “had” ve “müzmin” şekilleri vardır.
Had kemik iltihapları: Kısa sürede gelişen ve çok şiddetli belirtilerle kendisini gösteren bu şeklin amili yüzde doksan stafilokok denen mikroplardır. Bu mikropların kemiğin içine kadar girmeleri umumiyetle derinin iltihabi hastalıkları seyrinde vuku bulur. Yeni doğan bebeklerde ise göbekbağı iltihapları Ünlüdur. Farenjit, sinüzit ve zatürre gibi iltihabi hastalıkların tedavisiz kalmaları neticesinde de kemik iltihapları başgösterebilir. Çeşitli silahlarla olan yaralanmalar, ameliyat ve enjeksiyon yollarıyla da kemik iltihabı teşekkül edebilir. Kemik yaralanmaları haricinde diğer bütün iltihabi durumlarda mikroplar kan yoluyla kemiğe ulaşırlar ve Özellikle vücuttaki uzun kemiklerin enlemesine büyümesini sağlayan metafiz ile uzunlamasına büyümeyi temin eden epifizin birleşme yerlerinde köşelerde çoğalarak iltihabı başlatırlar. Bunun sebebi bu bölgelerde kan akımının çok yavaş ve hatta bazı bölgelerde hemen hemen durgun olması, bu bölge hücrelerinin mikropları yutma kabiliyetlerinin pek bulunmaması olarak kabul edilir.
Hastalığın belirtileri arasında en göze çarpanı, yüksek ateştir. Fakat yeni doğan bebeklerde yüksek ateş bulunmayabilir. Diğer mühim belirtiler, o bölgenin şişmesi, çok ağrılı olması, kızarık ve sıcak olması ve yakın mafsalın hareketinin çok kısıtlanmış olmasıdır. Hasta çocuksa; çok huysuz, ağlayan ve hareketsiz bir durumdadır. Yetişkinlerde ise ağrı ilk günlerde çok belirgin olmayabilir. Fakat bunlarda iltihabın mafsala geçmesi daha kolay olduğundan mafsal iltihabı da gelişebilir, bu zamanda ağrı çok şiddetlenir ve hareket çok kısıtlanır. Teşhis daha ziyade klinik muayene ile konulur. Çünkü ilk bir haftada röntgende bir şey görülmez.
Tedavisinde yatak istirahati birinci şarttır. İkincisi iltihaplı kemiğin bir üst ve alt mafsalını içine alacak şekilde alçıya alınmasıdır. Hastalığın gidişini takip edebilmek için alçıya bir pencere açılır. Üçüncü şart ise yüksek doz antibiyotik vermektir. Bu genellikle penisilindir. Hastanın durumunda birkaç gün içinde bir düzelme olmazsa antibiyotik değiştirilir.
Müzmin kemik iltihapları: Had kemik iltihaplarının iyi tedavi edilmemesi müzmin kemik iltihaplarına yol açabildiği gibi özel olarak müzmin kemik iltihapları da vardır. Brodie apsesi, sklerozan osteomiyelit ve plazma hücreli osteomiyelit böyle hastalıklardır. Bunların ortaya çıkışları umumiyetle yavaştır ve başlıca şikayetleri belli belirsiz kemik ağrılarıdır. Romatizma diye uzun zaman tedavi edilmelerine rağmen fayda görmeyince çekilen kemik filmlerinde iltihap odaklarının görülmesi teşhisi koydurur. Tedavilerinde cerrahi olarak iltihabın boşaltılmasını temin etmek yanında kuvvetli antibiyotikler vermek gerekir. Fakat müzminleşen kemik iltihabının tedavisi oldukça zordur. Yıllarca devam ederler ve genellikle deriye açılıp iltihabi akıntıya yol açarlar. Müzmin kemik iltihabında organlarda, amiloit denen madde birikimi de sözkonusu olabilir ve neticede böbrek yetmezliği de yerleşebilir.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
*
Kireçlenme Kireçlenme, ileri yaşlarda, eklemlerde tekrarlayan mekanik zorlanmalarla meydana gelir. Kireçlenmenin en önemli özelliği, eklem yüzeyinde kalsiyum tuzlarının birikmesidir. Bu değişiklikler, ağırlık yüklenen eklemlerde daha sık görülürler. Genellikle 40 yaş, insan organizmasında kemik sistemi için bir dönüm noktasıdır. Bu sebeple, yaşlılarda bu dönemden sonra, bütün eklemlerde bir dereceye kadar kireçlenme mevcuttur.
Tedavi hastalığın evresi ve şiddetine göre uygun şekilde planlanır. Eklem kireçlemesi ileri dönemde ise bozulan eklemi protez ile değiştirmek etkin bir tedavi yöntemidir. Protez ameliyatla yerleştirilen ve bir organın işlevini üstlenen malzemeye verilen addır. Yeni geliştirilen malzemelerin de yardımı ile protez ameliyatlarında başarı oranı yükselmiştir. Protezlerin seviyesinde ağrı, hareket kısıtlılığı ve eklemlerde şekil bozuklukları düzelmekte, hastaların baston ve benzeri yardımcı malzemelere gerek duymadan yürümeleri mümkün olmaktadır.
Eklem kireçlenmesi (osteoartrit) nedir?
Eklem kireçlenmesi, eklemlerde kıkırdak kaybına bağlı olarak oluşan iltihabi hastalığın adıdır. İnsanda en sık karşılaşılan eklem rahatsızlığıdır.
Nedenleri nelerdir?
Yaşla eklemlere binen stresin oluşturduğu deformasyonlar, eklem içi kırıklar, yaralanmalar ve geçirilen iltihaplar bu hastalığa yol açan etmenlerdir. Bu sebeple de "yaşlılık romatizması" olarak da bilinmektedir. Kalça çıkığı da ilerleyen dönemde kireçlenme nedenidir. Zorlamanın hastalığı arttırdığı kesin olduğu kadar egzersiz ve sporun azalttığı da o kadar kesin bir bilgidir.
Eklem kireçlenmesi neden yaşla ilgilidir?
Yaşlanan bedenimizde ömrünü tamamlayan veya yaralanma neticesinde ölen hücreler çoğunlukla yerini yenilerine bırakırlar. Fakat eklem kıkırdağı (yenilenme-rejenerasyon) potansiyeli olmayan bir dokudur. Hastalığın seyri buna paralel olarak daralan eklem mesafesi, eklemi oluşturan kemiklerin birbirine yakınlaşması ve yakın temasına neden olur.
Kireçlenmenin sebep olduğu şikayetler nelerdir?
Eklemi oluşturan kemiklerin yakın temas ve sürtünmesi ağrı ile belirti verir. Dökülen kıkırdak dokusunu ortamdan uzaklaştırılmak için oluşan iltihap ve şişlikle karşılaşılır. Bu dönemi eklemden gelen kıtırtı (sürtünme sesleri), şişlik, çarpılma ve şekil bozukluğunun oluştuğu dönem takip eder. Topallama ve ağrı sebebiyle değişik yürüyüş şekilleri oluşur.
Kireçlenmenin en sık görüldüğü yerler nereleridir?
Sıklıkla bel, diz, ayak bileği, kalça eklemi gibi yük altında çalışan eklemlerde olsa da omuz, dirsek, el bileği, el eklemleri hatta çene eklemi de tutulabilir.
Tedavi yöntemleri
Tedavi, hastalığın evresi ve şiddetine göre uygun şekilde planlanır. Erken dönem hastalarda eklemlerin içini temizleme (debridman) amaçlı artroskopik işlemler uygulanır. Eklemlerde çarpılma, şekil bozukluğu olanlar, basit kemik ameliyatları ile düzeltilir.
Tedavi yöntemleri içinde protezin yeri...
Protez ile tedavi ne zaman gerekli olur?
Eklem kireçlemesi ileri dönemde ise bozulan eklemi protez ile değiştirmek etkin bir tedavi yöntemidir. Protez, ameliyatla yerleştirilen ve bir organın işlevini üstlenen malzemeye verilen addır. Yeni geliştirilen malzemelerin de yardımı ile protez ameliyatlarında başarı oranı yükselmiştir. Protezlerin seviyesinde ağrı, hareket kısıtlılığı ve eklemlerde şekil bozuklukları düzelmekte, hastanın baston ve benzeri yardımcı malzemelere gerek kalmadan yürümeleri mümkün olmaktadır
*
Kramp Krampkasların ani ve ağrılı bir şekilde gerilmesidir. Kramp en sık baldır kaslarında meydana gelir. Sıkı çorap lastikleri veya dar ayakkabılar da krampa yol açabilir. Kramp giren bölgeyi rahat bir konuma getirerek gevşetici masajlar yapın. Birkaç dakika içinde kaslar normale dönecektir. Kramp anında şiddetli müdahaleden kaçının.Ağrı uzun sürerse bölgenin üzerine nemli ve sıcak bir havlu örtün.
Bir veya daha çok kasın, bütününün veya bâzı parçalarının irâde dışı ve ağrılı kasılmaları. En sık, ayak ve baldırda olur.
Bâzı kişiler krampa daha yatkındır. Sıklıkla gece ortaya çıkar ve yaşlılarda daha sık görülür. Aşırı sıcak ve kuvvetli egzersiz kramp gelişmesini kolaylaştırır. Sık ve önlenemiyen kramplar, omurilik ön boynuz hücreleri ve motor sinirlere bağlı hastalıklarda, meselâ amiyotrofik letaral skleroz ve spinal musküler atrofi; kas hastalıkları özellikle müsküler distrofi ve gebelik, aşırı sıvı kaybı ve sodyum kaybı durumlarında ortaya çıkabilir.
Kramp mekanizması tam bilinmemekle beraber, sinir ve kas zarlarının aşırı çalışması durumunda ortaya çıkmaktadır. Elektromyografik tetkiklerde elektriki potansiyelin çok yüksek ve sık olduğu dikkati çekmiştir. Ağrı şiddeti ile kasın kasılma derecesi paraleldir. Muhtemelen bu, o sıradaki az kanlanmaya ve kasın fazla kasılması ile daha çok meydana gelen zararlı artıklara bağlıdır.
Masaj ve kuvvetli germe krampa karşı faydalıdır. Eğer kramp ciddî ise kas ağrısı birkaç gün süreyle sebat edebilir. Quinine sulfat ve procainamide veya diphenydramine hydrochloride (ticarî adı Benadryl) sık kramp gelmesini önleyebilir.
Kramplar özellikle denizde yüzme esnasında tehlikeli olmaktadır. Yüzerken gelen bir kramp büyük adaleleri tutarsa ve kişi tecrübesiz ise kolayca boğulabilir. Böyle bir krampla karşılaşan yüzücü, yanında taşıdığı bir küçük iğneyi kramp giren adeleye batırmak ve cimdik atmak suretiyle krampı giderebilir
*
Kulunç Kulunç Kol, bacak ve gövdede sebebi tam açıklanmayan ağrılı durum. Tıp dilindeki ismi fibrositis olan kulunç, oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Sıklıkla boyun ve sırt ağrısı olarak karşımıza çıkar. Fakat adalenin bulunduğu her yerde bulunabilir.
Romatizmal şikayetlerle gelen hastaların % 11 kadarını kulunçlu hastalar teşkil eder. Primer (birincil) fibrositiste sadece ağrı vardır. Sekonder (ikincil) fibrositis ise, müzmin enfeksiyonların ve bağ dokusu hastalıklarının seyri esnasında görülür. Sadece kulunç denince primer fibrositis anlaşılmaktadır.
Kulunç ağrısı, tetik nokta denen bazı bölgelerde daha fazla duyulur. Tetik noktaya basmakla ağrı artar. Hareketsizlikle de ağrı artar. Hafif egzersizle ağrı azalır, ağır egzersizle artar.
Kulunç, psikosomatik bir hastalık olarak düşünülmekte ve şahsın psişik gerilim sonucu kasılmış adalelerini şuurlu olarak gevşetmemesi sebep olarak görülmektedir: Adale içinde sert düğümcükler ve şeritler ele gelir. Nodüllerin (düğümcükler) bulunduğu yerler, tetik noktalara uyar. Bu düğümcüklerin, adale içinde birikmiş olan sümüksü maddelere veya daha sık olarak yerleşmiş olan normal adale hücrelerine bağlı olarak meydana geldiği düşünülmektedir.
Kuluncun ağrı dışında hiçbir tehlikesi ve zararı yoktur. Hastaların bu yönden rahat olması gerekir. Tedavide, lokal sıcak tatbikatı, sinir ve adale gevşetici ilaçlar kullanılır. Adaleyi hastanın şuurlu olarak gevşetmesini sağlayacak gevşeme egzersizleri belki de tedavinin en önemli bölümünü teşkil eder. Elektronik akupunktur cihazı ile yapılacak uygulamalar da çok faydalıdır. Ayrıca halk arasında “şişe çekmek” diye bilinen uygulama da fayda sağlar.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
*
Masaj Masaj, hareketsiz durumdaki vücut yüzeyine el ile yapılan tedavi. Masajı mekanik tedavi ya da tıbbi jimnastik ile karıştırmamak gerekir. Sağlık kuralları ve tedavi yönünden etkileri ilk çağlardan beri bilinen masaj, masaj yapılan bölgenin dokuları üzerinde özellikle mekanik ve dolaysız bir etki yapar. Bu etki masaj uygulayan kişinin enerjisi ile orantılı olarak ya da çok derine ulaşır. Masaj ayrıca sinirsel reflekslerle uygulandığı bölgenin çevresinde de dolaylı bir etki yapar. Bu etki, masajın uygulandığı deri yüzeyinin genişliğine bağlı olarak, kan damarlarının genleşme ve büzülmesini şaftlar.
Masaj ya bir tek vücut bölgesine (kısmi masaj) ya da bütün vücut üzerine uygulanır, (genel ya da tam masaj) ve kuru elle ya da özel yağlı maddeler ya da kremlerle yağlanmış elle yapılır. Eğer masaj el yerine özel araçlarla yapılacak olursa mekanik masaj adını alır.
El masajı ilk çağlardan bu yana bilinen bir tedavi usulüdür. Yunanlılar masajı hemen hemen her gün estetik amaçla (lüzumsuz yağların vücuttan atılması) ve sağlık amacıyla, özellikle yarışmalardan önce ve sonra kasların çözülmesi ve gerginleşmesi için uygularlardı. Masajın hem sağlık kuralları hem de tedavi yönünden sağladığı büyük yararlan ilk kez ünlü Yunan hekimi Hippokrates saptamıştır.
Masaj sadece kas kütleleri ve bunların kasılma yetenekleri üzerinde değil, fakat diğer dokular ve organik işlevler üzerinde de etki yapar. Masajın sağladığı yararlar şöyle sıralanabilir: Deri yumuşar, daha fazla kanla beslenir, ölü hücrelerin (boynuzsu üst deri parçalan) dökülmesi ve yağ bezlerinin salgıladığı yağın vücuttan atılması kolaylaşır. Böylece deri hem daha fazla kanla beslenir hem de hücre metabolizması hızlanır. Ayrıca organik zehirli maddeler derideki delikler yolu ile vücuttan dışarı atılır.
Deri altında da kan ve lenf akımı çoğalır. Bu nedenle ödemler yeniden soğurulur ve morartılar geçer. Bundan başka deri altı yağları da harekete geçer ve dolaşım içindeki yeniden soğurulmaları kolaylaştırır. Bu nedenle masaj, şişman insanlardaki yağ birikintilerini çözer.
Masaj kasların gerginliğini ve kasılabilirliğini artırır. Çünkü masaj hareketleri mekanik yolla dolaysız olarak kas tellerinin kasılmalarını kamçılar, beslenmeyi ve bunun sonucu gelişimi artırırlar. Sertleşmiş bağ ve kirişler masaj sayesinde yeniden esneklik kazanırlar.
Gevşemiş eklemler, çevresel eklem kaslarının gerginliklerinin artması ile sağlamladırlar. Sen ve oynaklığını yitirmiş eklemler ise gev şer ve hareket kazanırlar. Bundan başka masaj eklem boşluğunda bulunabilen sıvıların yeniden soğurulmasını sağlar. Bu arada eklemlerin serbest hareket etmelerini önleyen ya da sınırlayan eklem yapışıklıktan giderilir.
Kan ve lenf dolaşımı olumlu bir şekilde etkilenir ve hız kazanır. Masaj daha iyi beslenen çevresel dokularda atardamar kanının daha çok toplanmasına yol açarak toplardamarların ve yüzeysel lenf damarlarının boşalmasını hızlandırır. Hareket sinirlen bulunduktan kaslara beyinden gelen emirleri çok daha süratli bir şekilde iletirler. Duyu sinirleri de aşın duyarlılık kazanırlar. Karın zarı çeperi üzerine uygulanan masaj mide salgılarını artırır mide ve bağırsak çeperlerinin sığamsal kasılmasını etkiler. Masaj tekniği elle yapılan birkaç temel manevraya dayanır. Bunlar sürtünme, bastırma, ovma, vurma, yoğurma ve titreşimdir. Titreşim, titreşim veren elektrikli aygıtlarla (vibratör) da sağlanabilir.
Sporcuların yarışmalardan önce yaptıkları masaj, kasları en yüksek güce ulaştırma amacını güder. Estetik masaj yüzdeki yağ birikimlerini, kırışıklıkları, yanaklardaki gevşekliği ve gözaltındaki sarkıklıkları gidermek için yapılır. Tedavi edici masaja ise birtakım hastalıklarda (ivegen romatizma, lumbago, kas tıkanıklıkları, çıkıklar, eklem kaynaşması ve sertleşmesi, oburluk, artrit, damla hastalığı, mide genişlemesi, kabızlık) başvurulur
*
Omuz ağrıları Omuz hastalarına yönelik modern tedavi yöntemleri planlanır. Omuz artroskopisi bu yöntemlerden biridir. Bu yöntem; yırtık, hareket engelleyen hasar, yaralanma, biopsi, eklem içinden yabancı cisim çıkarma, oluşmuş doku sıkışmalarında gevşetme gibi olgularda başarı ile uygulanmaktadır. Omuz artroskopisi ile kireçlenme tedavisi de yapılabilmektedir. Kırık geçirmiş, iyi tedavi edilememiş, hareket kısıtlılığı oluşmuş olgularda, cerrahiyle fayda görüp görmeyeceği bu yöntemle tetkik edilir. Fayda beklenmeyenlerde gereksiz bir işlemden de bu sayede kurtulmuş olunur.
Omuz çıkığı nedir? Kimlerde görülür?
Eklemi oluşturan kemiklerin eklem kapsülünün dışında olmasıdır. Sıklıkla genç erişkin çağda nadiren de yaşlılarda görünür. Yüksekten düşme, zorlama gibi büyük bir yaralanma omuzda şiddetli ağrı ve hareket kısıtlılığına yol açar. Bu ilk çıkıkta iyi tedavi edilmeyen hastalarda çıkık sıklıkla tekrarlar.
Omuz çıkığının nedenleri nelerdir?
Spor müsabakaları kolun geriye doğru zorlanması, taş fırlatma, vuruşlar ile düşme ve çarpma gibi daha ufak enerjili hareketlerle çıkma ile karşılaşırlar. İlerleyen dönemde dokulardaki gevşeklik o boyuta ulaşır ki; hasta omuzunu kendi çıkarıp kendi yerine koyabilir.
Omuz çıkıklarında ne yapılması gerekir?
Ülkemizde "sınıkçı" adı ile bilinen bir grup insan tarafından tedavi edilmeye çalışılan omuz çıkığı sadece omuzun yerine konmasından ibarettir. Yeniden çıkık ile karşılaşılmaması için hiçbir koruyucu hekimlik faaliyetini içermez. Bir çok defa omuzu çıkmış hastalar mutlak ortopedi uzmanına başvurmalıdırlar.
Omuz çıkıklarının tedavisi nasıldır?
Günümüzde bu gibi çıkma olayı alışkanlık haline gelmiş hastalara kapalı teknikle dokularına müdahale edilmektedir. Gerek gevşeyen gerekse de yırtıldığı için omuz kapsülünün içinde durmayan omuz başı, kapsül (kapalı) tamiri ile yüzde 90ının üzerinde başarı ile onarılmaktadır.
Omuz ağrısı çıkıktan farklıdır...
Omuz ağrıları ne zaman ortaya çıkar?
Başın üstünde kolunu kullananlarda, kaza geçirenlerde, düşenlerde ya da zorlamalarda, çıkma olmadan da omuz ağrısı ile karşılaşılır. Bu kişilerde kolunu kaldıramama, hareketlerde kısıtlılık gibi şikayetler görülmeye başlanır.
Omuz ağrısının nedenleri nelerdir?
Kolun kaldırılması, döndürülmesi gibi hareketler kürek kemiği çevresine yerleşen adaleler ve onların lifleri ile gerçekleşir. Bu lifler omuzu kılıf şeklinde sorarlar, yaralanmaları neticesinde de hareketlerde derecelere uygun olarak kısıtlama oluşmaktadır.
Omuz hastalarında teşhis nasıl konur?
Bu durumu değerlendirmek için Artro ultrasonografi kullanmaktadır. Omuz ultrasonografisi MRı yakın sonuç bildirmesi pratik olması, hızlı ve hareketli bir inceleme olması nedeniyle tüm dünyada kullanılmaktadır. Omuz hastalıklarının, romatizmal yakınmalar, şişlik eklem içi kanama ve lif yırtıklarında etkin inceleme metodudur.
Artroskopik tedavi başarılı sonuç verir
Tedavi yöntemleri
İnceleme sonucunda verilen karara uygun olarak hastalar gruplara ayrılmakta ve bulduğu gruba uygun modern tedavi yöntemi (yaklaşımı) planlanmaktadır. Omuz artroskopisi; yine yırtık, hareket engelleyen hasar, yaralanma, biopsi, eklem içinden yabancı cisim çıkarma, oluşmuş doku sıkışmalarında gevşetme gibi olgularda başarı ile uygulanmaktadır. Omuz artroskopisi ile kireçlenme tedavisi de yapılabilmektedir. Kırık geçirmiş, iyi tedavi edilememiş, hareket kısıtlılığı oluşmuş olgularda, cerrahiyle fayda görüp görmeyeceği bu yöntemle tetkik edilir. Fayda beklenmeyenlerde gereksiz bir işlemden de bu sayede kurtulmuş olunur.
Omuz artroskopisinin avantajları nelerdir?
Bu durum hastaya;
Hastanede kısa kalış süreci
Az ağrılı bir yaklaşım
Olabilecek en az hasarda dokuya azami saygı ile tetkik ve tedavi
Erken dönemde rehabilitasyona başlama
Kısa nekahât dönemi anlamını taşır
*
Osteoporoz Osteoporoz En sık görülen metabolik kemik hastalığı. Hastalıkta kemik kitlesinin ilerleyici olarak azaldığı, trabeküllerin (kemik dokusu bağlantılarının) inceldiği, yer yer küçük kırıkların meydana geldiği bir hastalıktır. Geride kalan kemik dokusunun, kalite olarak tamamen normal olması da hastalığın bir diğer önemli özelliğidir. En sık, adetten kesilmiş kadınlarda, daha sonra da yaşlı erkeklerde görülür. Normalde insanın kemik kitlesi 35 yaşına kadar artar. 40 yaşından sonra yeni kemik yapma kabiliyeti azalır, yaşla bu durum ilerler. Normalde, osteoporozlu kemikler ağrıya duyarlı değildir. Ancak ileri deneylerde incelen kemikte kırıklar meydana gelince, ağrılar dikkati çekmeye başlar. Osteoporoz ya bu kırıklardan dolayı ortaya çıkan ağrıların araştırılmasında veya çekilen bir röntgen filminin incelenmesi sırasında tesadüfen ortaya çıkar. Ağrısı sebebiyle sandalyede hareketsiz oturan sırtının kamburu çıkmış yaşlı kadın tipi, osteoporozlu hastaların tipik örneğini teşkil eder. Bu hastaların hareketten kaçınmaları, osteoporozlarını daha da arttırır. Eğilip kalkarken, eşya kaldırırken belde ortaya çıkan ağrı ve bel filmlerinde kemiklerde yoğunluk azalması tespit edilince, hastalık teşhisi konulur. Yetersiz beslenme, kalsiyum azlığı, hareketsizlik, steroid hormonların kullanımı ve Cushing hastalığı, osteoporozun ortaya çıkışında önemli faktörlerdir.
Tedavisinde en önemli nokta, kilo vermek ve hareketsizlikten korunmadır. Çeşitli fizik tedavi ajanlarıyla sırt ve bel kaslarının gevşetilmesi, bel-kalça korseleri, ani-sert hareketlerden kaçınma, eğilirken beli değil, dizleri kullanma alışkanlığının kazanılması çok faydalı hususlardır. Ağrı kesiciler hasta tarafından çok faydalı gibi görünürlerse de aslında zararlı olabilmektedirler. Çünkü ağrıları hissetmeyen hastalar sağlamlaştıklarını zannederek hareketlerine dikkat etmezler ve zaten mevcut olan küçük kemik kırıkları büyük boyutlara varabilir. Bunların yanında proteince zengin bir beslenme, kalsiyum, fosfor ve D vitaminini ihtiva eden ilaçlar faydalı olabilir.
Kaynak: Rehber Ansiklopedisi
*
Protezler Genellikle 40 yaş, insan organizmasında kemik sistemi için bir dönüm noktasıdır. Bu sebeple yaşlılarda bu noktadan sonra, bütün eklemlerde bir dereceye kadar artroz yani kireçlenme mevcuttur.
Hareket insanı özgür kılan en önemli eylemdir. Sağlıklı hareket ise, ancak sağlıklı eklemlerle mümkündür. Eklemlerimizden herhangi birinin bozulması sonucu oluşan ağrı ve hareket kısıtlılığı sağlıklı yürüme eylemini engelleyen en önemli sebeptir.
Artroz ve kireçlenme
Artroz, eklem kıkırdağında aşınma ve eklem kenarlarında mahmuz şeklinde kemiksel büyümelerle karakterize bir eklem hastalığıdır. Görülme sıklığı yaşla artar.
Sebepleri 2ye ayrılır
1. Herhangi bir nedene bağlı artroz:
Eklemlerdeki şekil bozuklukları, doğuştan veya sonradan olan eklem çıkıkları, kötü kaynamış kırıklar, iltihabi eklem hastalıkları ve eklemin aşırı kullanılması başlıca sebeplerdir.
2. Sebebi bilinmeyen artroz:
Bu grup, artrozların yüzde 80ini kapsamaktadır. Burada bazı riskler söz konusudur. Genetik yatkınlık, şişmanlık, yaş, kadın cinsiyet vb.
Nasıl oluşur?
Kıkırdağın protein yapısının çökmesi sonucunda kıkırdakta zamanla ödem, saçaklanma ve çatlamalar oluşur. Kıkırdaktaki aşınma subkondral kemik açığa çıkana kadar devam eder. Eklem kenarında kemikte dikenimsi çıkıntılar gelişir. Bunlar bazen kopar ve eklemde serbest hale gelirler. Zamanla eklemin şekli de bozulur.
Orta yaş üstü bayanlar risk altında
Daha çok orta yaşı geçmiş bayanlarda görülür. Yavaş ilerleyen, giderek artan ağrı ve hareket kısıtlanması vardır. Ağrı istirahatle azalır, hareketle artar, sabah sertliği olur. Travma ile şikayetler artar.
Gecikme hastayı sakat bırakabilir
Röntgen en önemli tanı aracıdır. Spesifik laboratuar tetkiki yoktur, eğer gerekirse ayırıcı tanı için kan tetkiklerine başvurulabilir. Ağrı, hareket kısıtlılığı ve eklemlerdeki şekil bozukluğu hastayı doktora getiren sebeplerdir. Büyük eklemlerdeki artroz hastayı sakat bırakabilir.
Tedavi hastalığın evresine ve şiddetine göre değişir
Koruyucu tedavi : Artroza sebep olacağı bilinen nedenler tedavi edilerek hastalığın gelişmesi önlenir. Artroz başlamışsa alınacak önlemlerle sadece ilerlemesi önlenir.
Genel tedavi : Ağrılar sıcakta azalır, soğukta artar. Eklem sıcak tutularak veya soğuk uygulama yapılarak geçici de olsa rahatlık sağlanır. Çok ağrılı dönemlerde eklem tam veya kısmen istirahate alınır. Baston kullanmak, ağrılı dönemde uzun süre ayakta kalmamak ve yürümemek gerekir.
İlaç tedavisi : Ağrıyı azaltıcı olarak kullanılır.
Fizik tedavi ve rehabilitasyon : Şu amaçlar için kullanılır.
Eklemlerin hareket kabiliyetini artırmak
Eklem çevresi kaslarının gücünü artırmak
Şekil bozukluklarını düzeltmek
Hasta eklemlerin nasıl kullanılacağını öğretmek
Ağrıyı azaltmak
Cerrahi tedavi : Yukarıdaki tedavilerden sonuç alınamayan hastalarda cerrahi tedavi gerekir. Ekleme etki eden yükü azaltıcı kemik ameliyatları, eklemin içini temizleyici ameliyatlar (artroskopik yıkama) ve eklem yüzlerinin suni eklemle değiştirilmesi ameliyatları hastaya göre planlanır.
Son çare suni eklem: PROTEZ
Artroz ileri dönemde ise bozulan eklemi protez ile değiştirmek etkin bir tedavi yöntemidir. Protez, ameliyatla yerleştirilen ve bir organın işlevini üstlenen malzemeye verilen addır. Yeni geliştirilen malzemelerin de varlığı ile protez ameliyatlarında başarı oranı yükselmiştir. Eklem yüzlerinin çıkarılarak, özel üretilmiş metal protezlerin eklem yüzeylerine giydirilmesiyle kemik sürtünmesi ortadan kaldırdığı gibi şekil bozukluğu da düzeltilmiş olur. Sonuçta suni eklem hastaya, ağrısız ve hareket edebilen yeni bir eklem sağlar. Protezlerin seviyesinde ağrı, hareket kısıtlılığı ve eklemlerde şekil bozuklukları düzelmekte, hastanın baston ve benzeri yardımcı malzemelere gerek kalmadan yürümeleri mümkün olmaktadır
*
Sırt ağrısı Eğer sırtınız ağrıyorsa, bilin ki yalnız değilsiniz. Her beş yetişkinden dördü, yaşamlarının bir döneminde en azından bir kere sırt ağrısı çektikleri bir dönem geçirmekteler. Aslında, sırtın alt bölgesindeki ağrı, Amerika Birleşik Devletleri�nde doktora gidilmesine neden olan sebeplerin beşinci sırasında yer almaktadır.
Ayrica, sırt sakatlanmaları işle bağlantılı hastalıkların birinci sırasında yer almaktadır. Her ne kadar sırt ağrıları, ender olarak hayati tehlike arz ediyor olsalar da,üretkenlik kaybı, tıbbi masraflar ve çalışanların tazminatları için ödenen meblağlar Amerika Birleşik Devletleri�nde on milyarlarca dolara mal olmaktadır.
Her ne kadarsırt ağrısı yaygın olarak görülse de egzersiz yapmak, yeni oturuş ve duruş yolları bulmak gibi basit önlemlerle, çoğu sırt ağrısının önüne geçebilmenizoldukça mümkündür. Sırtınızı daha önceden sakatlamış olsanız bile, sakatlanmanın yenilenmesinden sakınmanıza yardımcı olacak teknikler öğrenebilirsiniz.
*
Skolyoz Bir omurga deformitesi olan, genelde buluğ çağında ortaya çıkan ve bu nedenle de bir çocuğun omurgasının büyüme tamamlanıncaya kadar düzenli olarak kontrol edilmesini gerektiren skolyoz hakkında anne-babalar ne biliyor? Skolyozu yakından tanımak ve erken tespit etmek için...
Yandan bakınca boyun ve belde ters C, sırt bölgesinde de C şekli doğal olandır. Bunun artış olanına kifoz yani kamburluk, yana doğru eğilmeye de skolyoz adı verilir. Skolyoz her yaşta olabilse de en sık bayanlarda ve ergenlik çağında rastlanır. Tedavide erken teşhis önemlidir. İlerlememiş olgularda daha başarılı sonuçlar alınır. Anne-babaların çocuklarının omurga gelişimine dikkat etmeleri, eğer böyle bir şüphe varsa da hekime başvurmaları gereklidir.
Skolyoz
Bel ve sırt bölgesinin eğriliği anlamını taşımaktadır. Omurganın üç boyutlu eğimidir. Normal omurga önden veya arkadan bakıldığında düzdür. Yine normal olarak yanlardan bakıldığında omurga göğüs bölgesinde, arkaya kifoz, bel bölgesinde lordoz doğru eğilimlidir. Skolyozda yukarıdan aşağıya bakıldığında tüm vertebralar sırt veya bel bölgesinde bir yöne doğru eğilmişlerdir. Omurganın merkezinden üstten aşağıya bakıldığında omurgaların bir kısmı bükülmüşlerdir. Bu da genellikle sağ kaburgaların çıkıntılı olması sonucunu doğurur. Skolyoz genelde buluğ çağında ortaya çıkan bir omurga deformitesidir. Skolyozda eğriliğin, aslında omurganın kendi etrafında dönmesi ile oluştuğuna inanılmaktadır.
Skolyoz sınıflandırılabilir mi?
Doğumsal bir anomaliye bağlı olarak doğuştan olabileceği gibi, doğumdan sonra gelişimsel ya da ergenlik çağı civarında sebebi bilinmeden de ortaya çıkabilir. Doğumsal skolyoz genelde bir omurganın eksik, fazla veya arasında büyümeyi etkileyecek şekilde oluşması ile görülür. Çok ciddi sonuçlara yol açar. Doğumdan sonra ilk birkaç yılda fark edilir. Gelişimsel skolyozda (juvenil) eğriliğe yol açan, sinirsel, sendromal bir durum söz konusudur. Ergenlik çağı skolyozu (adölesan) genellikle kız çocuklarında, sık olarak belde, sırtta, belde ve sırtta, hatta çift eğrilik şeklinde görülür. Sebebi tam belli değildir.
Skolyoz nasıl farkedilir?
Skolyozun belirtilerinden birisi sağ tarafta oluşan kürek kemiği çıkıntısıdır. Bir omuz diğerinden daha yüksek olabilir ve çocuk bir tarafa eğilmeye meyillidir. Kalça kemikleri simetrik olmayabilir ve biri diğerinden daha yüksekmiş gibi görünür. En çarpıcı bulgulardan birisi skolyozlu bir çocuğun öne eğilmesi ile ortaya çıkan kaburga çıkıntısıdır. Ancak burada şuna dikkat etmek gerekir ki, skolyoz bozuk duruşla karıştırılmamalıdır.
Skolyoz yaygın mıdır?
Skolyoz araştırma topluluğuna göre her 10 buluğ çağındaki insandan 1 tanesi, herhangi bir derecede skolyoza sahiptir. Çoğunlukla ergenlik çağı yaşlarında kız çocuklarında görülmektedir. Bazı skolyoz vakalarında eğiklik derecesi o kadar hafif olabilir ki, tedavi hiçbir zaman gerekli olmayabilir. Hafif skolyozun erkeklerdeki sıklığı neredeyse kızlardaki kadardır. Ancak ciddi eğrilikler kızlarda erkeklerdekinden 5-8 kat daha fazladır.
Skolyoz tedavi edilebilir mi?
Skolyoz ileride sırt ağrıları, uyuşmalar, zayıflık, güçsüzlük; organların gelişmesini de etkilemeye kadar varabilmektedir. Bazı hastalarda kamburluk da duruma eşlik etmektedir. Skolyoz tedavisi hafif olgularda takip; orta dereceli olgularda korse tedavisi; ileri olgularda son yıllarda geliştirilen, 3 boyutlu düzelme sağlayan, erken dönemde yürümeye imkan tanıyan metallerle yapılmaktadır. Ameliyat sırt bölgesinde yapılır ve deneyimli bir ekibe ihtiyaç gösterir.
Skolyoz için gözlem merkezli tavsiyeler
Yurt dışında olağan okul taramaları düzenli olarak yapıldığı için başlangıç aşamasında hekimler tarafından tanınmaktadır. Yurdumuzda koruyucu hekimlik gelişmediği için ailelere bu konuda büyük görev düşmektedir. Özellikle anneler çocuklarını banyo yaptırırken çıplak görme şansları olduğu için sırtın orta kısmında ki çıkıntıları yukarıdan aşağıya elle yoklayarak anlayabilirler. Ayrıca eğilme pozisyonunda sırt kısmında yükseklik farkının olması, kollardan birisinin kazaklarda uyumsuzluğu veya çanta taşırken bir omuzda askının durmamasından şüphelenerek hekime başvurulmalıdır. Kendiliğinden geçmeyeceği, gerilemeyeceği; hatta ilerleyen bir hastalık olduğu unutulmamalıdır.
|