Ana Sayfa  Sohbet  Oyunlar  Chat  Fıkralar  Arama İletişim

Menü

 
   Ana Sayfa
 Ask
 Bayanlara Özel
 Bilmeceler
 Cinsellik
 Diziler
 Filmler
 Fıkralar
 Gerekli Siteler
 Güzel Sözler
 Hikayeler
 Msn Messenger
 Ortaya Karışık
 Programlar
 Radyo ve Televizyon
 Rüya Tabirleri
 Sağlık
 Videolar
 Yemek Tarifleri
 İlginç Bilgiler
 Üniversiteler
 Özel gün ve haftalar
 Şaka Gibi
 Şarkı Sözleri
 Şiirler
  İletişim

 Cilt sağlığı ve estetik

Okunma

400

Adi siğil
Adi siğiller, cildin dış tabakasında hücrelerin hızla büyümesini harekete geçiren human papillomavirus�ın (HPV) neden olduğu, kanseri olmayan deri büyümeleridir. 60�dan fazla türde HPV meydana gelir.

Bazı HPV türleri, genellikle deri üzerinde siğillere neden olur. Adi siğiller, genellikle ellerinizde, parmaklarınızda veya el tırnaklarınızın yakınında meydana gelir. Diğer HPV türleri genellikle başka yerlerde siğillere neden olur:

· Topuk siğilleri. Bunlar sadece ayaklarınızın tabanlarında meydana gelir. Genellikle ten rengi veya açık kahverengi, içlerinde minik siyah noktalar olan yumrular olarak görünürler. Bu noktalar küçük, pıhtılaşmış kan hücreleridir.

· Jenital siğil. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların en yaygın türü budur. Cinsel organlarınızda, kasık bölgenizde veya anal kanalınızda görünebilir. Kadınlarda, jenital siğiller vajinanın içinde de gelişebilir.

· Düz siğiller. Bu siğiller, diğer siğillere göre daha küçük ve daha yumuşaktır. Genellikle yüzünüzde ya da kadınsanız bacaklarınızda meydana gelir. Çocuklarda ve ergenlerde, yetişkinlere göre daha yaygındır.

Adi siğiller, genellikle zararsızdır ve çoğu zaman kendi kendilerine kaybolur. Ama sıkıntı ve utanç verici olabilirler, bunlardan kurtulmak için tedaviye ihtiyacınız olabilir. Adi siğiller, tedaviden sonra yeniden ortaya çıkarak kalıcı bir sorun haline gelebilir

*

Akne Vulgaris
Toplumda sık görülmesi ve son derece rahatsız edici bir kozmetik problem olan sivilce (akne vulgaris) tedavi edilebilen bir hastalıktır. Özellikle ergenliğin başlaması ile ciltte yağlanma artmakta ve yağ bezlerinin faaliyeti bozulmaktadır. Bunun derideki görüntüsüde istenmeyen yağ birikimleri, şişlikler, iltihaplanmalar, deri altı kistleri olabilmektedir.

Oniki yaşından başlayarak onsekiz yaşına dek akne gençleri etkileyebilir.Ancak unutulmamalıdırki her yaşta, her dönemde ve her insanda bu sorun elişebilir. Kadınların %70'i, erkeklerin ise %80'inde hayat boyunca herhangi bir zamanda sivilce oluşabilir. Ne yazık ki kendi kendine geçebileceği gibi yanlış bilgilendirmeler tedavide geç kalınmalara , kalıcı izlerin oluşumuna ve hatta şikayetin artmasına neden olabilmektedir.

Cılt altındaki yağ bezlerinin fonksiyonun bozulması, porların kapanması ve birtakım bakterilerin iltihaplanmaya neden olması ile klasik sivilce görüntüsü cilt üzerinde belirir.

Akne oluşumunu etkileyen faktörler şunlardır:

1-Genetik:Annede veya babada akne olması,
çocuklarda görülme sıklığını artırır.

2-Ultraviyole:Güneş ışınları sivilce
oluşumunu olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilir.

3-Terleme:Terleme ile sivilceler yoğunlaşır.

4-Diyet:Gıdaların sivilce oluşumunda
artırıcı hiçbir etkisi yoktur.

5-Hormonlar:Adet düzensizliği ve hormonal
bozukluklar sivilceleri yoğunlaştırır.

6-Kozmetik ürünler:Yanlış birçok kozmetik
kullanımı, kozmetilk salonlarındaki uygulamalar cildin bozulmasında önemli bir pay oluşturmaktadır.

Akne klinik görüntüsüne göre çok farklı tiplerde gözlenebilir. En hafif formu olan komodojenik akne siyah noktalar veya beyaz butonlar şeklinde görünürken, iltihaplı formda olanlara püstül denir. En şiddetli formunu ise nodül ve kistler oluşturur; bunlar deri altında ağrılı büyük sertlikler olarak gözlemlenir ve ciltte kalıcı izlere neden olabilir.

Akne sadece yüzde değil ayrıca göğüs sırt gibi alanlarda da görülebilir. Yüz bölgesinde oluşan sivilceler ağrılı kaşıntılı olabilir.
Fiziksel görüntünün bozulması psikolojik stres ve gerginliklere yol açabilir. Toplumdan uzaklaşma, mutsuzluk, hatta depresyon gelişimi bile gözlenebilir.

Akneli kişilerin birtakım kozmetik kremlerden, losyonlardan ve güzellik salonlarından çare arayışları ise hastalığın büsbütün kötüleşmesine,
tedavinin zorlaşmasına neden olur. Bu merkezlerdeki uygulamalar kalıcı izlere dahi yol açabilir ve hasta iyileşmediğini düşünerek yanlış bir inanışa kapılabilir.

Akne düzenli, ısrarcı ve uzun süreli tedavilere mutlak cevap verir. Hastanın doktoruna güvenmesi ve takiplerini devam ettirmesi gerekir. Öncelikle hafif
formlarda sadece lokal tedaviler yeterli olabilir. Bu tedavi iyi bir temizleyici jel ile kombine edilir.Daha yoğun sivilcelerde ise antibiotik kullanımı gerekebilir ve bu genelde 3-5 aylık uzun bir dönemi gerektirir. İnatçı, şiddetli hastalarda ise A vitamini türevleri oldukça başarılı sonuçlar verir.Hastaları psikolojik olarak da yıkan bu hastalık başarılı bir şekilde doğru bir takiple düzeltilebilir.

Dr. Ayşe Özboya Nacak

*

Albinizm
Albinizmderide,saçlarda vegözlerde buraların normal rengini veren boya maddesinin irsi olarak yokluğu. 20.000'de bir insanda görülür.

Genel albinizmde deridepigment (boya maddesi melanin) yoktur. Saçlar kar beyazdır. Gözün irisi pembe, tam ortadaki papilla kırmızıdır. Astigmatizma ve ışıktan korkma bunlarda çok olur. Zeka ve fiziki bakımdan gerilik bu hastalığa eşlik edebilir.

Sebep: Derinin boya hücreleri olan melanositlerin melanin boyasını üretememeleridir. Bunun da tirozinaz enziminin irsi yokluğundan kaynaklandığına inanılmaktadır.

Tedavisi: Boya hücrelerinden, tirozinaz enziminin üretilmesi için bir yol bulunmadıkça tedavi edilmesi mümkün olamayacaktır. Bu arada güneş ışığından kaçınmak ve göz hastalıkları için doktor kontrolünde olmak bir çok zorluğu ortadan kaldıracaktır.

Albinizmle alakalı, iki cilt hastalığı daha vardır. Bunlar kısmi albinizm ve vitiligodur. Kısmi albenizmde beyaz odaklar olur. Vitiligoda, vücudun çeşitli bölgelerinde renk yoktur. Nüfusun yüzde biri ile üçünü etkiler. Bu beyaz alanlar değişik büyüklükte olup, koyu boyalı kenarları vardır. Tekrar çok nadiren renklenebilir.

Ek bilgi

Albinism: Sadece gözde yada hem göz hemde deride pigment miktarının azlığını içeren bir gurup kalıtsal durum. Albino terimi Afrikadaki Portekizli bir gezginden gelmektedir. Gezgin koyu ve açık derili ırklar görmüş ve”Zenci”(siyah kelimesinden gelmektedir) ve”Albino” (beyaz kelimesinden gelmektedir) diye adlandırmıştır ama onların farklı ırklardan olduklarını düşünerek yanılmıştır.

Amino asit: Tüm canlı hayvan ve bitkilerde bulunan doğal bir madde. Amino asitler proteinlerin “yapı taşları”dır. Vücuda besinlerle protein alındığı zaman proteinler amino asitlere parçalanır ve daha sonra başka proteinleri üretmekte kullanır. Vücut ayrıca amino asitleri melanin gibi başka belli maddelerede çevirebilir. “Albino” teriminden kaçınılmalıdır çünkü bu kelime ile kişi dış görünüşü yada genetik yapısıyla etiketlenmiş oluyor.

Astigmatism: Lensin ışıgı retina üzerine düzgün olarak odaklayamaması sonucu nesnelerin şekillerinin eğri görülmesinin neden olduğu görüş keskinliğinin düşmesi anlamına gelen bir göz kusuru.

Otozoma bağlı: Cinsiyet kromozomlarından ( X yada Y) farklı olan bir kromozomla ilgili.

Bioptik: Gözlük camları üzerine monte edilen ve az görenlere yardım için kullanılan özel bir lens çeşidi.

Braille: Körler için kullanılan ve yazıları parmaklarıyla okumalarını sağlayan kabartmalı yazı tekniği.

Taşıyıcı: Mutasyona uğramış bir geni taşıyan ama o genin özelliğini göstermeyen kişi. Özellik bu kişide görülmez çünkü bir tanede normal geni vardır ve bu gen daha baskındır ama kişiden oluşacak çocuklarda bu hastalığın görülme olasığı vardır.

Chediak-Higashi Sendromu: Beyaz kan hücrelerinde hata olan ve bu yüzden vücudun mikroplara karşı direnci az olan sık, görülmeyen bir albinism çeşididir.

Kromozom: Genleri taşıyan DNA dan oluşmuş bir mikroskopik madde. Vücudun her hücresi bir set kromozom içerir. Sperm ve Yumurta ebeveynlerin kromozomlarını içerir. Doğumdan önce ve sonra, büyüme boyunca vücut bu kromozomları her hücre için kopyalar. Her kromozomda çok miktarda gen vardır.

DNA: Deoxyribonucleic asit, genetik bilgileri saklayan ve ikiz çift kromozom zincirinden oluşan doğal bir madde. Vücut amino asitlerden proteinleri nasıl yapacağını öğrenmek için bu kodu okur.

DOPA: Dihydroxyphenylalanine, vücudun melanin pigmentini oluşturma aşaması sırasında ürettiği kimyasal madde.

Enzim: Vücudun bir kimyasal maddeyi diğerine çevirmesine yardımcı olan özel bir protein.

Eumelanin: Melanin pigmentinin koyu kahverengi yada siyah formu.

Fovea: Gözün retina kısmında, keskin görüşü sağlayan sinir tellerini içeren bölge.

Gen: Vücuda özel bir proteini nasıl üreteceğini bildiren, DNA daki bir kodda saklanan, bir miktar bilgi. Genler sperm ve yumurtanın döllenme sırasında birleşmesiyle çocuğa geçer.

Hermansky-Pudlak Sendromu: (1) Kan pulcuklarında bir hata olan (kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücrelerdir) (2) bazen karaciğerlerin ve bağırsakların zedelenmesine yol açan vücutta oluşan yaralarda mumsu maddelerin birikmesini içeren bir albinism çeşididir.

Hipopigmentasyon: Düşük pigmentasyon yada renklenme için kullanılan genel bir terim.

İris: Göze gelen ışığı ayarlayan ve göz bebeğini çevreleyen, gözün renkli kısmı.

Melanin: İnsanlarda ve çoğu hayvanda görülen bir çeşit pigment yada renklendirici madde.

Melanosit: Melanin pigmentini yapmak için özelleşmiş bir çeşit hücre. Melanositler derinin alt tabakalarında bulunur ve melanin pigmentini üst tabakalara salgılar. Melanositler ayrıca gözde ve saç köklerinde de vardır. Araştırmacılar albinismli insanların deri, göz ve saç köklerinde melanositlere rastlamışlardır.

Melanozom: Melanositlerin içinde bulunan pigment paketleri.

Nevos: Ben yada doğum izi.

Nystagmus: Gözün kontrol dışı sağa sola ve ileri geri oynaması.

Pheomelanin: Melanin pigmentinin sarımsı yada kırmızımsı formu. Bazı albinismli insanların bıyıkları gibi bazı bölgelerinde bu çeşit pigment bulunabiliyor.

Kolormatik: Güneş ışığına maruz kaldığında koyulaşan özel gözlük camları.

Photophobia: güneş ışığında gözlerin aşırı derecede rahatsız olma durumu.

Pigment: Renklendirici madde. Pigmentler güneş ışığının geçişini engelleyip ışığı soğururlar. Gözler soğurulamayan ama geri yansıtılan ışığı görürler.

Kan pulcukları: Kanın pıhtılaşmasını sağlayan küçük kan hücreleri.

Çekinik: Değişime uğramış bir gen anlamındadır; eğer kişide bir de normal gen varsa değişmiş genin özelliği görülmez.

Retina: Gözün iç tarafını saran tabaka. Işık göz bebeğinden içeri girer ve lens tarafından retina üzerine odaklanır. Retina ışığı beyine göndermek üzere bir mesaja çevirir.

Tyrosine: Bir amino asit yada protein yapı taşı. Tyrosine genelde yiyeceklerden alınır ve sistem bunu melanin yapmakta kullanır.

Tyrosinaz: Pigment yapmak için tyrosine amino asidini DOPA ya çevirmmeye yardım eden bir çeşit enzim yada özelleşmiş protein.

Ultraviole (UV): İnsan gözü tarafından görülemeyen bir ışık rengi. Ultraviole ışınları bronzlaşmaya, yanmaya ve deri zedelenmelerine sebep olur.

X-linked: X kromozomuyla geçen bir çeşit gen. Dişilerde iki X kromozomu bulunurken erkeklerde bir X birde Y kromozomu bulunur.

*

Anal kaşıntı
Pruritus ani de denen anal (makat bölgesi) kaşınma sık rastlanan bir sorundur.

İnatçı anal kaşınma, çocuklarda ve yaşlılarda daha sık görülen bir durumdur. Çocuklarda bu durum, sık rastlanan bir parazit olan kılkurdunun varlığına bağlı olabilir. Yaşlılarda ise neden, yaşlanan deri-nin kurumasıdır.

Doktorunuz anal kaşınmanızın nedenini araştırırken, sedef hastalığı gibi bir deri hastalığının, deri kanserinin ve bir mantar enfeksiyonunun işaretlerini de arayacaktır. Kaşınmaya ve tahrişe neden olan hemoroid, anal fissür ve anal fistül yönünden de muayene edilebilirsiniz; bu hastalıklar anal kaşınmanın nadir nedenleridir. Çoğu kez kaşınmanın kesin nedeni bulunamaz.

Aşırı Bakım

Bazı kişiler, anüs bölgesini sert bir sabun bezi ve sabunla iyice temizlemeye çalışırlar. Bu durum, bölgenin kaşınmasına, yanmasına ve tahriş olmasına yol açabilir.

İlaç Reaksiyonları

Bazı kişilerin kaşınmayı geçirmek için kendi başlarına kullandıkları ilaçlar, tahrişe yol açarak kaşımayı ve yanmayı artırabilir.

Stres

Bazı doktorlar, kanıtlanmamış olsa da, stresin kaşınmaya yol açabileceğine inanmaktadır.

Anal Kasların Gevşemesi

Normalde anal kanalı kapalı tutan kaslar gevşediğinde, dışkı dışarı sızarak bu bölgedeki deride tahrişe yol açabilir.

Kötü Bakım

Eğer dışkılamadan sonra uygun temizlik yapılmazsa, anüs bölgesindeki dışkı artıkları tahrişe ve kaşınmaya neden olabilir.

Eskiden kronik anal kaşınması olanlarda, anüs bölgesine ışın tedavisi, alkol enjeksiyonu ve hatta bu bölgedeki deri ve sinirleri çıkarmak için ameliyat yapılırdı. Artık bu tür uygulamalar ortadan kalkmıştır.

Eğer böyle bir sorununuz varsa, aşağıdakileri deneyin.

1-Kaşımayı kesin. Sürekli kaşıma tahrişe yol açar. Ne kadar çok kaşırsanız, o kadar çok kaşınırsınız. Bölgeye soğuk uygulamayı de-neyin.

2-Bölgeyi temiz tutun. Gece, gündüz ve her dışkılamadan sonra bölgeyi tahriş etmeden, nazikçe temizleyin.

3-Dışkı sızıntısının deride yaptığı tahrişi engellemek için, bu bölgeye bez koyun ve gerektikçe değiştirin.

4-Kaşınmayı azaltmak için yatarken antihistaminik bir ilaç da alınabilir.

Eğer kaşıntınız sürerse, tam bir muayene için doktorunuza başvurun

*

Aşırı Kıllanma
Vücudun normalden aşırı kıllanmasına Hirsutismus denmektedir. Aşırının ölçüsü, toplumdan topluma, insandan insana değişebilmektedir. Normal dışı kıllanma, her kadında az miktarda varolan erkeklik hormonunun çeşitli nedenlerle artmasına bağlı olarak gelişir.

Kıllanmada; üst dudakta, alt çene ve üst çenede, şakaklarda, memeler arasında, meme başı etrafında, göbek altında, kuyruk sokumunda ve kalçalarda anormal kıllanma vardır. Bu bölgelerde, kadınlarda da varolan ince, renksiz, kısa ayva tüyleri; kalın, uzun koyu renkli kıllara dönüşür ve deri yağlanır; yüz, sırt ve göğüs civarında akneler oluşabilir.

Toplumumuzda görülen kıllanmalarının bir çoğu, basit nedenlerden oluşmakta; hastanın yaşı, konumu, çocuk isteyip istemediği gibi durumlar değerlendirilerek verilen tedavilerle bu konu çözümlenmektedir. Tedavide, kıllanmayı oluşturan faktörün bulunup ortadan kaldırılması veya tedavi edilmesi birinci basamak; ikinci basamak ise oluşmuş kılların kozmetik yöntemler ile temizlenmesidir.

Şişmanlarda adet düzensizliği ve kıllanma varsa, önce zayıflama kürlerine başvurularak zayıflatılmalı ve kozmetik yöntemlere başvurulmalıdır. Adet düzensizliği ve kıllanma arasındaki yakın ilişki, gözardı edilmemeli, bu tip yakınmaları olanlar en kısa sürede doktora başvurmalıdırlar

*

Atopik dermatit
Atopik dermatit, egzema diye de adlandırılan alerjik deri hastalığıdır. Genel olarak çocukların %1-3' ünde görülen bu rahatsızlık, annesinde alerjik hastalık olan yeni doğanlarda %27 oranında görülür. En sık görülme yaşı 1 yaştır. 2 yaşından sonra genellikle kaybolur. Çocukların yaklaşık yarısında ergenlik çağına kadar devam edebilir. Bir kısmında ise hastalık tamamıyla geçmez. 1 yaşından sonra ortaya çıkanların uzun yıllar sürmesi söz konusudur.

Bulgular, Tanı
Kaşıntı, bazen gerginlik klasik bulgularıdır. Genel olarak belirtiler ufak pullanmalar tarzındadır, eğer bakteriyel ya da viral enfeksiyon eklenirse sulanma bulguları oluşur.

Yeni doğanlarda atopik dermatit genellikle yüzde ve kulak arkasındaki pililerde, dirseklerde, dizlerin arkasında ve popolarında görülür. Yüzde özellikle göz kapaklarının birleştiği çizgilerde (Dennie hattı) görülür. Çocuklarda kol ve bacakların dış yüzünde görülür. Çocuk ve ergenlerde, deri belirtilerinin olmadığı alana sert bir cisimle basıldığında beyaz dermografizm denilen beyaz renkli bir kabarıklık oluşur. Bu şüpheli durumlarda doktorlar tarafından atopik dermatit tanısı koymak için uygulanan bir yöntemdir. Daha yararlı bir test ise kanda IgE antikorlarına bakmak ve alerji deri testi yapmaktır. Deri testi gıdalar, ev tozu akarları, hayvan tüyleri, polenlerle yapılır.

Tedavi
Eğer hastanın bir gıdaya duyarlılığı saptandı ise bu gıda mutlaka diyetinden çıkarılmalıdır. Eğer bu gıda süt gibi vazgeçilmez bir besin ise alerji uzmanınız bunun yerine kullanabileceğiniz seçenekler hakkında sizi bilgilendirir. Eğer sorumlu olan, çevresel bir faktörse onlardan da kaçınmak gerekir.
Ilık su banyosu ve kokusuz sabunlar kaşıntıyı azaltır. Bir havlu ile sürtmeksizin hafifçe kurulanır ve hemen nemlendirici krem sürülür. Şiddetli belirtiler için kortizonlu kremler kullanılabilir. Fakat bu kremler kesinlikle yüzdeki belirtilere uygulanmamalıdır. Antihistaminikler derideki kaşıntıyı önlemektedir. 12 yaşın altındaki çocuklarda uyku hali yapmayan ve uzun etkili antihistaminikler kullanılmalıdır. Tırnaklarınızı kısa kesiniz.Yumuşak ve pamuklu giysilerin kullanması uygundur. Deterjanlar hafif ve parfümsüz olmalıdır. Eğer belirtilerde sulanma olursa hasta mutlaka doktoruna başvurmalı ve gerekli olan antibiyotikleri kullanmalıdır.

Hastalığın Gidişi
Çocukların 1/3' inde bu hastalık tamamen geçer ve diğer alerjik hastalıklar da gelişmez. Diğer 1/3' inde hastalık geçer, ama alerjik rinit ve/veya astım gelişebilir. 1/5' inde yıllarca sürebilir. Çok daha az bir kısmında ise hem deri belirtileri devam eder hem de buna alerjik rinit ve/veya astım eklenebilir. Tüm bunlara rağmen hastaların nasıl gideceğine dair kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Sıkı bir şekilde diyet, çevresel faktörlerin kontrolü, tedavi takibi yapılmalıdır

*

Bitlenme
Saç Biti Nedir?

Saç bitleri insan saçında yaşayan ve üreyen çok küçük , kanatsız, günde 2-8 kez kan emerek beslenen gri böceklerdir. Sirke denilen yumurtaları görmek bitin kendisini görmekten daha kolaydır ve genellikle enseye yakın, kulakların arkasında ve başın arkasında saç tellerine tutunmuş halde bulunurlar. Sirkeler kir veya kepek gibi yıkanarak temizlenemezler. Önce etkili bir ürün ile öldürülmeli, sonra bu amaç için yapılmış ürünün kutusundan çıkacak olan özel bir tarak ile saçtan temizlenmelidir.

Saç biti insan vücudu dışında yalnızca 48 saat yaşayabilir ve evcil hayvanlar üzerinde yaşayamaz. Sirkeler ise insan vücudu dışında kumaş ve battaniye üzerinde 10-15 gün canlı kalabilirler.

Nasıl Bulaşır?

Bitlenmenin yaygın olarak düşünüldüğü gibi pislikle bir ilgisi yoktur; aslında bit temiz, sağlıklı saçı, kirli saça tercih eder. Yetişkin ya da çocuk, herkes bitlenebilir. En yaygın belirtisi, başın ve ensenin şiddetle kaşınmasıdır. Saç biti son derece bulaşıcıdır. Tarak, fırça, eşarp, yastık, şapka ve tüylü oyuncaklar gibi paylaşılan kişisel eşyalar ile yayılırlar. Tekrarlanan salgın riskini azaltmak için bu eşyaları paylaşmaktan kaçınılmalıdır.

Bitlendiğimizi Nasıl Anlarız?

Bitlenmeyi gösteren ilk ipucu sık sık kafa derisinin kaşınmasıdır. Biti tespit etmek ve yayılmasını engellemek amacıyla, ensenin arka kısmındaki ve kulak arkasındaki saçlar dikkatle incelenmelidir. Bitler ışıktan kaçtıkları için, yalnızca saç kılına yapışmış küçük beyazımsı, oval yumurtaları (sirkeleri) görebilirsiniz.

Bit ve bitlenme dünyanın her tarafında yaygındır ve çok eski çağlardan beri, milyonlarca yıldır varolduğu düşünülmektedir. Bitlerin geçmişi insanlık tarihi kadar eskiye dayanmaktadır. İnsanlarda yaşayan bitlerin bugüne kalan en eski örnekleri 4000 yıllık mumyalarda bulunmaktadır.

Bitle İlgili Bunları Biliyor musunuz?

  • Ortaçağda bitlere 'yoksulluğun incileri' denirdi. Canterbury başpiskoposu Aziz Thomas, öldüğünde üzerinde bit kaynaştığı için çok yüksek mertebeden bir aziz olarak bilinir.
  • İnsanlık birçok hastalığın bitlerle bulaştığını çok geç öğrendi. Bit yoluyla geçen bit tifüsü Trablusgarp Harbi, Balkan Harbi ve 1. Dünya Savaşı'nda Türk orduları için büyük zorluklar yaşatmıştı.
  • Ortaçağ'da İsveç'in Hurdenburg kentinde belediye başkanı seçimlerinde adaylar bir masanın etrafına oturur, sakallarını masaya değdirirler, ortaya konan bitin yöneldiği sakalın sahibi aday o yıl belediye başkanı seçilirdi.
  • 4000 yıllık mumyalarda bitlere rastlanmıştır.

    Tedavi

    Tıbbi Saç Kremi Nasıl Kullanılır?

  • Saç normal bir şampuanla yıkanır.
  • Durulanır.
  • Havlu ile kurulanır.
  • Tıbbi saç kremi çalkalanır.
  • Oğuşturarak kremin saça iyice nüfus etmesi sağlanacak şekilde uygulanır. (Özellikle ense ve kulak arkalarına dikkat edilerek.)
  • 10 dakika saçlar kremli olarak beklenir.
  • Bol su ile durulanarak kurutulur.
  • İlaçlar saç biti ve sirkelerini öldürür. Fakat ölü bit ve yumurtalar saç telleri arasında kalır. Bunlar ince uçlu bir tarak veya elle özenle temizlenmelidir.

    Bitten kurtulduk, peki nasıl korunacağız?

  • Ailenin her ferdi kontrol edilmeli.
  • Ailenin diğer fertlerinde bite ya da sirkeye rastlayabilirsiniz. Bu durumda etkili bir bit ilacı olan Zalvor onlara da uygulanmalı.
  • Giysiler, çarşaflar ve havlular sıcak su ile yıkanmalı.
  • Taraklar, fırçalar vs. sıcak suda bekletilmeli.
  • Tüm ev ve araba elektrik süpürgesi ile temizlenmeli.
  • Yıkanmayan eşyalar 2 hafta süreyle bir poşetin içinde hava almayacak şekilde bekletilmeli. Bu süre sirkelerin ölmeleri açısından önemlidir. Sirkeler insan vücudu dışında 10-15 gün canlı kalabilirler.
  • *

    Deri hastalıkları, ciltte görülen hastalıklar. Sayılmayacak kadar çok deri hastalığı vardır. Deri hastalıklarına genel olarak ''dermatoz'', ilgili bilim dalına daDermatoloji ismi verilir. Deri hastalıkları hakkında genel bir fikir edinebilmek için, kabaca birkaç bölüme ayırmak mümkündür.

    Fiziki sebeplerle meydana gelen deri hastalıkları

    Delici, kesici, ezici cisimlerin meydana getirdiği yaralar, yanıklar, soğuğa bağlı olan çatlaklar, kimyasal maddelerin tahrişine bağlı olarak ortaya çıkan yaralar bu grupta sayılabilir.

    Parazitlerin sebeb olduğu deri hastalıkları

    Bu grup hastalıkların başında uyuz, bitlenme ve çeşitlimantar hastalıkları gelmektedir. Ayrıcapire,tahtakurusu,kene gibi böceklerin ısırmalarından meydana gelen deri bozuklukları da bunlardan sayılabilir.

    Mikroorganizmaların sebeb olduğu deri hastalıkları

    Bu organizmalar genellikle deri iltihaplanmalarına yol açar. Mikroorganizmalar derideki herhangi bir bozukluğun üzerine kolayca yerleşebilirler. Yaralar, yanıklar,uyuz, böceklerin ısırdıkları yerler,egzemalar veuçuklar kolayca iltihaplanabilirler. Deri iltihaplarına ''dermatit'' de denir. Mikroorganizmaların yol açtığı hastalıklardan olancüzzam,deri veremi vefrengide ise yukarıdaki bahsedilen iltihaplanmaların dışında bir mekanizma söz konusudur. Bunlar bu yüzden spesifikiltihaplar veya spesifik enfeksiyonlar grubu olarak adlandırılmıştır.

    Allerjik deri hastalıkları

    En sık rastlanan deri hastalıklarıdır.Allerjik deri hastalıkları arasında serum hastalığı,Quincke ödemi,kurdeşen, egzema, kontakt dermatit sayılabilir. Allerjik deri hastalıklarının sebebini bulmak oldukça güçtür. Bu amaçla hasta ve çevresi çok iyi araştırılır. Çeşitli deri testleri yapılır. Gerekirse hasta bulunduğu çevreden bir müddet uzaklaştırılır. Allerjiye sebeb olanamil bulunmaya çalışılır. Bu amiller; çiçek tozları, çeşitli besin maddeleri, ev tozları, bazı ilaçlar, barsak parazitleri olabilir. Allerjik hastalıklarda irsiyetin, vücut yapısının ve asabi durumun yani psikolojik sebeplerin de rolü büyüktür.

    Derinin bu hastalıklarının dışında; çeşitli dahili hastalıkların derideki tezahürleri de sözkonusudur. Meselaşeker hastalığında, deride çeşitli belirtiler görülür (kurdeşen, kan çıbanları,gangren vs.). Ayrıca derinin kötü huylu ve iyi huylu urları da sözkonusudur.Deri kanseri|Deri kanserleri bütün kanserler içinde en az kötü olanlarıdır. Tam tedavileri de mümkündür. Deri hastalıklarını inceleyen, teşhis ve tedavisi ile uğraşan bilim dalınadermatoloji ve bu işi meslek edinmiş hekime ise, ''dermotolog'' ismi verilir.

    Deri hastalıklarının çeşidine göre, deride değişik türlerde hastalık elemanları görülür. Bunlar arasında; kaşıntı izleri,papül (küçük deri kabartısı),püstül (irinli kabarcık),çıban,ülser,tüberkül (sivri deri çıkıntısı),eritem (kızarıklık), hiperpigmentasyon (derinin renginin artması), hipopigmentasyon (derinin renginin azalması), deskaamasyon (derinin dökülmesi), kabuklanma ve urlanma sayılabilir. Bir deri hastalığında bu elemanlardan biri veya birkaçı birarada da bulunabilir. Deri hastalıklarının teşhisi kolaydır. Kesin teşhis için gerektiğinde hasta kısımdan parça alınıp,patolojik incelemeye tabi tutulur. Tedavileri her zaman kolay olmayıp, hastalığın cinsine göre değişiklik arz eder. Tedavi çok keresemptomatik (hastanın şikayetlerini geçiştirmeye yönelik)tir.

    *

    Cilt kanserleri
    Cilt kanserleri kolayca görülme olanağı olduğu için erken teşhis edilebilir. Gerek bu durum ve gerekse de tümörün karakteri nedeniyle cilt kanserleri tedavide başarılı sonuçlar veren kanser türleri arasındadır.

    Eğer cildinizde daha önceden bulunan bir ben veya benzeri kitlede değişiklik fark ederseniz veya iyileşmeden uzun süre kalan bir yara oluşursa tercihan deri hastalıkları uzmanı bir doktora basvurun.

    Cilt kanserlerinin oluşumunda genetik yatkınlık (açık renk cilt, mavi göz, sarı veya kızıl saç ), kimyasal kirlilik ve röntgen ışınları etkisi de rol oynamakla beraber , yüzde 90'ından fazlası, sürekli olarak güneşin ultraviyole (UV ) ışınlarına maruz kalan bölgelerde olur.

    Cilt kanserleri hücre karakterlerine göre, farklı isimler alır.

    Bazal Hücreli Karsinom

    Belirtileri :

  • Yüzde, kulakta veya boyunda inci gibi kabarıklıklar.
  • Göğüste veya sırtta düz, ten rengi, kahverengi lekeler.

    Ağrısız bir şişlik veya düz bir yara oluşur. Bu yara veya şişlik birkaç ay sonra açık yara haline gelir, yavaş yavaş büyür ve hiç bir zaman iyileşmez.

    Bazal hücreli karsinom lokal bir tümör olarak kalır. Tıbbi müdahale yapılmazsa çevre dokulara ve derindeki organlara yayılabilir.

    Tedavi:
    Teşhis tümörden yapılan biyopsi ile konur. Tedavi, kanserin büyüklüğü, derinliği ve bulunduğu yere bağlı olarak değişir. Kazıma, koterizasyon (elektrikle yakma), cerrahi çıkarma, radyoterapi (röntgen ışını vermek) kullanılan yöntemlerdir.

    Tedavi sonrasında nüksler (tekrarlama) açısından düzenli kontrol yapılmalıdır.

    Skuamöz Hücreli Karsinom

    Belirtileri :

  • Yüzde, kulaklarda, boyunda, el veya kollarda sert kırmızı kabarık veya düz ( yassı) yara

    Derinin üst tabakası olan epidermis tabakasının orta bölümünden kaynaklanır. Kötü huyludur. Lenf düğümleri, iç organlar başta olmak üzere başka yerlere atlayabilir. Tümör başlangıçta ağrısızdır. Yara haline gelip hiç iyileşemeyecek duruma girerse ağrı olabilir.

    Normal bir ciltte bir yara veya yanık ya da kronik bir iltihap alanında başlayabilir. Oluşumunda güneş önemli faktördür. En büyük sıklıkla devamlı olarak güneş ışığına maruz kalan yerlerde olur. Genetik yatkınlık vardır. En çok 50 yaşından sonra başlar.

    Tedavi :
    Teşhis için lezyondan biyopsi yapılır. Erken tedavi edilirse iyileşme oranı yüzde 95'dir. Tekrarlamalar açısından düzenli kontrol gerekir. Güneş ışığından korunmalıdır.

    Habis Melanom

    En ölümcül fakat en az görülen cilt kanseridir. Yüzde 70 kadarı normal ciltte oluşur. Yüzde 30'u daha önceden mevcut bir benin aniden değişmesiyle ( renk ve büyüklük değişikliği, kaşıntı, ağrı, kanama, şişme gibi) oluşur.

    Belirtileri :

  • İlk olarak çevredeki dokuya yayılır. Yüzeyel yayılımdan çok derinliği önemlidir.Yüzeyel safhada yakalanırsa iyileşme olasılığı fazladır.
  • Tedavi edilmezse cildin diğer bölgelerine, lenf düğümlerine, iç organlara atlar.
  • Melanomun en büyük nedeninin güneş ışığı olduğu düşünülmektedir. Açık renk cilt daha duyarlıdır.
  • Erken safhada derhal tedavi etmek vakaların yüzde 85'inde iyileşme sağlar.Tümör derine indikçe tedavide başarı yüzde 30 gibi oranlara düşer.

    Tedavi :
    Tümörün cerrahi olarak çevresindeki büyük bir cilt bölümüyle çıkarılması ve ayrıca o kısımla bağlantılı lenf düğümlerinin de çıkarılması gerekir. Diğer tedavi yöntemleri arasında kemoterapi (kanserin ilaçla tedavisi) ve immünoterapi (bağışılık tedavisi) bulunur. Tedavi sonrası düzenli takip ihmal edilmemelidir.

    Kaposi Sarkomu

    Kaposi sarkomu, lösemi ve lenfoma gibi diğer kanserlerle birlikte görülen habis bir durumdur. AIDS hastalarında da sık görülür. Hızlı ve yavaş gelişen türleri vardır. Hızlı gelişen türünde cildin herhangi bir yerinde kırmızı mor nodüller(kabartılar) vardır. Yavaş gelişen tipde ayak parmağı veya bacakta koyu mavi veya mor-kahverengi şişlikler görülür. Lenf düğümlerine ve iç organlara atlayabilir.

    Tedavi :
    Biyopsi ile teşhis konduktan sonra radyoterapi ve kemoterapi yapılır
  • *

    CÜZAM
    Micobacterium leprae adı verilen bir virüsün meydana getirdiği hastalık. Tıp dilindeki adı Lepra, halk dilimizdeki adı da Miskin hastalığıdır.Şiddetli belirtileri olan salgın bir hastalıktır. Etmeni, 1879 yılında Hansen tarafından bulunmuştur.

    Cüzam hastalığı medeniyetin bilinen en eski hastalıklardan biridir. Antik çağlarda, özellikle Ortaçağ'da büyük salgınlar yaptığı ve toplum için çok ürkülen bir hastalık olduğu bilinmektedir. Ortaçağ'da bu hastalığa yakalananlar için özel evler ve barınaklar yapılmış, hastalar buralarda kendi kendileri ile başbaşa bırakılmıştır. Daha sonraları, cüzamlı hastalara çıngırak takılmış böylece herkesin bunların yanına yanaşmasına engel olunmak istenmiştir. Bugün özellikle geri kalmış ülkelerde rastlanan bir hastalık özelliğindedir.

    Cüzamın iki tipi vardır: Nodüler tip: Deride, nasırlı düğmeler seklinde belirtileri olan bir cüzam tipidir. Bu düğmeler, hastalığın ilerlemiş devirlerinde ülserler halinde açılırlar. Sinirsel tip: Sinirlerde kendini gösteren bir tiptir. Zamanla hasta sinirsel yeteneğini kaybeder, hissiz bir durum alır. Bunun da ilerlemiş hallerinde deride belirtiler görülür. Bunlar da zamanla ülserleşir. Katılım yolu ile geçmez. Ancak, cüzamlı olan hastaların derisine temas yolu ile insandan insana geçer. Başlangıç devirlerinde yapılacak teşhisle hastalıktan kurtulmak imkânı bugün için vardır

    *

    Deri
    Deri son derece ilginç bir organdır. Bir yetişkinin bedenini kaplayan deri ortalama olarak 3 m2 'den biraz fazladır ve ağırlığı tüm vücut ağırlığının yüzde 15 'i kadardır. Derinin her santimetrekaresinde milyonlarca hücre ile sıcak, soğuk ve ağrıyı ayırt etmek için de binlerce sinir ucu vardır. Ayrıca yağ bezleri, kıl dibi kesecikleri ve ter bezleri de derinin parçasıdır. Deri, tüm organları korur ve aynı zamanda ısı düzenleyicisi gibi hareket eder. Derideki kılcal damarlar vücut ısısına göre büzülüp gevşerler. Sıcakta terleme ile vücut ısısı düşürülür. Soğukta damarlar büzülür, vücuttaki kan dolaşımı yavaşlar, ısı kaybı azalır.

    Ortalama deri kalınlığı 2.5 mm olmakla beraber yer yer çok ince (göz kapağı) yer yer (el ayaları, ayak tabanları) de kalındır.

    Deri üç tabakadan oluşur: epidermis, dermis, deri altı yağ dokusu.

    Epidermis en üst tabakadır. Bir insana bakıldığı zaman gördüğümüz kısımdır. Epidermis sürekli yenilenen dinamik bir organdır. Alt kısımda üretilen deri hücrelerinin en üste çıkması 1 ay sürer. Burada bir süre koruyucu örtü gibi kalırlar. Sürtünme ve yıkanmayla dökülüp kaybolurlar.

    Epidermiste boya maddesi (pigment) olan melanini üreten hücreler vardır. Melanin deriye rengini verir ve deriyi güneşin zararlı ışınları olan ultraviyoleden korur. Ultraviyole ışınına maruz kalınan süre uzadıkça daha çok melanin salgılanarak derinin rengi koyulaştırılır ve böylece ultraviyolenin alt kısımlara ulaşması önlenir.

    Epidermisin altındaki dermis tabakası, derinin yüzde 90'ını oluşturur. Bu tabakada kollajen ve elastin bulunur. Bu lifler deriye elastikliğini ve kuvvetini verir. Yaşlandıkça dermis incelir.ve deri gittikçe şeffaflaşır, elastikliği azalır ve kırışmaya başlar.

    Dermis tabakasının altında çoğunluğu yağdan oluşan ve kan damarlarının ve sinirlerin bulunduğu deri altı tabakası vardır. Bu tabaka ter bezlerini de içerir

    *

    Deri Enfeksiyonları
    Deri vücudun ilk savunma hattı olduğu için bakteri, virüs, mantar gibi hastalık etkenlerinin saldırıları ile baş etmek zorundadır. Deri infeksiyonları impetigo gibi yüzeysel ve yerel enfeksiyonlardan yaygın ve hayatı tehdit eden infeksiyonlara kadar çok çeşitlidir.

    İmpetigo

    Belirtileri :

  • Yüzde , bacaklarda ve kollarda kollarda kaşıntılı, yüzeyi sarı veya gri kabuklu kırmızı yaralar.

    Çok sık rastlanır. Stafilokok veya streptokoklar grubu bakteriler bu enfeksiyonu yapar. Dermatit gibi başka bir cilt hastalığıyla birlikte de olur. Bakterilerin genellikle yaralı bölgeye yerleşmesi ile oluşabilir.

    Enfeksiyon önce bir kızarıklık şeklinde başlar, sivilce oluşur, patlar ve 1-2 gün sızıntı yapar. Yara genişleme eğilimindedir. Diğer bölgelere ve başkalarına da bulaşır.

    İmpetigonun yara şeklinde olan başka bir türü de ektimadır.

    Bakteri kan dolaşımına girerek özellikle çocuklarda böbrek hastalığına yol açabilir.

    İmpetigo özellikle temizlikten uzak, fakir çevrelerde olur.

    Tedavi :Sınırlı ve küçük enfeksiyonlarda lokal ilaçlar etkilidir. Daha yaygın enfeksiyonlarda ağızdan antibiyotik verilir. Antibakteriyel sabunlarla günde birkaç defa yıkanır. Hasta kişilerin kullandığı eşyalar ayrılmalıdır. Deri teması ile sağlam kişilere de bulaşabileceğinden bundan kaçınılmalıdır. Yavaş iyileşir. İyileşme oranı yüksektir.

    Folikülit

    Halk arasında sivilce olarak da adlandırılır.

    Belirtileri :

  • Kıl folikülleri (kesecikleri) çevresinde küçük beyaz başlı sivilceler.

    Kıl keselerinin yüzeysel bir enfeksiyonudur. Çok sık görülür. Stafilokok veya mantarlar yol açar. Bunun bir çeşidi de 'tıraş yarası' olarak adlandırılır. Sakallı alanın kıl keseciklerinin stafilokok grubu bakterilerle iltihaplanması sonucunda oluşur. Tinea barbea olarak adlandırılan hastalık da, aynı alanın mantar hastalığıdır. Mantar tedavisi gerekir.

    Tedavi :

    Hafif dereceli folikülit lokal antibiyotikle tedavi edilir. Daha yaygın olursa sıcak su kompresi ve ağızdan alınan antibiyotiği gerektirir.

    Çıban ve karbonküller

    Belirtileri :

  • Ciltte genellikle pembe veya kırmızı hassas şişkinlik
  • Şişkinlik ve kızartının giderek yayılması, deride ağrı, acı
  • Ateş veya bitkinlik

    Çıban bir veya daha fazla kıl kesesinin lokal infeksiyonudur. Vücudun herhangi bir yerinde birden fazla çıban varsa, buna tıp dilinde fronküloz denir. Temasla kolayca yayılır.

    Karbonkül, infeksiyonun cilt altına yayılmasıyla olur. Bir iki gün içinde hızla büyür. İltihap toplandıkça basınç ve ağrı artar. Daha sonra patlayarak dışarıya açılır ve iyileşir. Aynı yerde tekrar çıkabilir. Karbonküllere erkekler kadınlardan daha yatkındır.

    Bu infeksiyonlar, hijyen koşullarının olmaması, fiziksel yıpranma, giysilerin tahrişi ve akne (ergenlik sivilcesi), dermatit, şeker hastalığı ve pernisyöz anemi gibi kan hastalığı durumlarıyla birlikte olabilir.

    Teşhis :

    Neden olan bakteriyi tespit etmek için cerahatin tahlili gerekir. Bu enfeksiyonlar tedavi edilmezse hayatı tehdit eder duruma gelebilirler.

    Tedavi :

    Çıbana bir kaç saat arayla, 30 dakikalık süreyle sıcak su kompresi yapılır. Ya küçülüp kaybolur ya da patlayarak dışarı açılır. Antibakteriyel sabunla cilt yıkanır. Ağızdan antibiyotik tedavisi yapılır.

    Yılancık (Erizipel) ve Selülit

    Belirtileri :

  • Yüzde, kolda veya bacakta şişmiş, kızarmış, yanma duygusu veren ağrılı bölge

    Selülit, cildin bağ dokusunun bakterilerle oluşan enfeksiyonundan doğan akut iltihapdır.

    Erizipel, enfekte bölgenin parlak ve sınırlarının keskin bir şekilde belirli olduğu ağır bir streptokok selülitidir.

    Tedavi :

    Ağızdan antibiyotik tedavisi, enfekte bölgeyi yüksekte tutup sıcak kompres uygulama.

    Lenfadenit ve lenfanjit

    Belirtileri :

  • Ciltte şiş bölgeler, bazen kızarıklık ve ağrı da olabilir.

    Lenfadenit, lenf nodüllerinde (bezelerinde) bakteri, mantar,virüs veya diğer hastalık etkenlerinin neden olduğu enfeksiyondur.

    Lenfanjit, lenf damarlarının enfeksiyonudur. Yara bölgesinde zonklama şeklinde ağrı, titremeyle yükselen ateş, iştahsızlık, terleme yapar. İltihaplanmış lenf damarı, enfeksiyon yerinden kol ve bacağın yukarısına doğru kırmızı bir çizgi halinde uzanır. Derhal tedavi edilmelidir.

    Lenf bezesi iltihabında, bazen kesin teşhis için biopsi gerekebilir..

    Tedavi :

    Enfeksiyonun kaynağına göre değişir. Antibiyotik tedavisi hemen başlarsa, hastalık ilerlemeden kontrol altına alınır.

    Uçuk ve Ağız Ülseri

    Belirtileri :

  • Cildin kabarık, kırmızı, ağrılı alanında tek veya grup halinde küçük, içi sıvı dolu sivilceler.
  • Ağızda acı veren yara, çevresi kırmızı ortası beyaz veya sarı lezyonlar.

    Uçuk, çok yaygın bir enfeksiyondur. En çok diş etleri, dudaklar , yanaklar veya parmaklarda olur. Herpes simpleks virüsü ile oluşur. Temas yoluyla geçer. Yemek takımları, havlu ve tıraş bıçakları gibi eşyalarla da bulaşır. Hastalık iyileştiğinde virüs, sinir hücreleri içinde gizli duruma geçer ve vücut direncinin düşmesiyle ilk yerinde tekrar ortaya çıkar.

    Ağız ülseri ya da aft olarak adlandırılan hastalık, 1-2 hafta sürer. Ağız protezinin vurması ya da yanağı ısırma gibi bir nedenle çıkar. Sıklıkla nükseder. Ataktan önce bir karıncalanma veya yanma duygusu olabilir. Ağır vakalarda ateş, huzursuzluk ve lenf nodüllerinde şişme olabilir.

    Teşhis :

    Her iki durumda da lezyonun gözle görülmesi teşhis için yeterlidir. Tedavi edilmeyen uçuğun göze atlama riski vardır. Göz uçuğu zamanında tedavi edilmezse körlüğe neden olabilir.

    Tedavi :

    Rahatsızlığı azaltmak için buz uygulanır. Asiklovir grubu antiviral ilaçlar kullanılır.

    ZONA (HERPES ZOSTER)

    Belirtileri :

  • Vücudun veya yüzün bir yanında ağrı ve yanma, küçük kırmızı bir cilt döküntüsü. Küçük su dolu kabarcıklar,

    Zona, su çiçeği hastalığına neden olan virüsün yol açtığı bir enfeksiyondur.

    Su çiçeği geçirildikten sonra virüs, çoğu zaman sinir hücreleri içinde hareketsiz kalır. Yıllar sonra, vücut direncinin düştüğü bir dönemde zona olarak ortaya çıkar.

    Başlangıçta hastalık bölgesinde ağrı ve yanma olur. 2-3 gün sonra döküntüler ortaya çıkar. Tüm belirtiler 3-5 gün içinde doruğa çıkar, bundan birkaç gün sonra da kurmaya başlar. Başlangıçtan 2-3 hafta içinde kabuklanır.Tehlikeli değildir ama tutulan sinir boyunca çok şiddetli ağrı olur. Göze yayılmamasına dikkat edilmelidir.

    Tedavi :

    Hastalığı normal seyri tedaviyle değişmez ancak serin, ıslak kompreslerle hasta rahatlatılır. Asiklovir grubu antiviral ilaçlar kullanılır.

    Hastalık süresince ortaya çıkan ağrıyı gidermek için ağrı kesiciler kullanılabilir
  • *

    Deri hastalıkları

    Alm. Haut Kranke, Fr. Maladie de la peau (f), İng. Skin disease. Deride görülen hastalıklar. Sayılmayacak kadar çok deri hastalığı vardır. Deri hastalıklarına genel olarak dermatoz ismi verilir. Deri hastalıkları hakkında genel bir fikir edinebilmek için, kabaca birkaç bölüme ayırmak mümkündür.

    1. Fiziki sebeplerle meydana gelen deri hastalıkları: Delici, kesici, ezici cisimlerin meydana getirdiği yaralar, yanıklar, soğuğa bağlı olan çatlaklar, kimyâsal maddelerin tahrişine bağlı olarak ortaya çıkan yaralar bu grupta sayılabilir.

    2. Parazitlerin sebeb olduğu deri hastalıkları:Bu grup hastalıkların başında uyuz, bitlenme ve çeşitli mantar hastalıkları gelmektedir. Ayrıca pire, tahtakurusu, kene gibi böceklerin ısırmalarından meydana gelen deri bozuklukları da bunlardan sayılabilir.

    3. Mikroorganizmaların sebeb olduğu deri hastalıkları:Bu organizmalar genellikle deri iltihaplanmalarına yol açar. Mikroorganizmalar derideki herhangi bir bozukluğun üzerine kolayca yerleşebilirler.Yaralar, yanıklar, uyuz, böceklerin ısırdıkları yerler, ekzamalar ve uçuklar kolayca iltihaplanabilirler. Deri iltihaplarına dermatit de denir. Mikroorganizmaların yol açtığı hastalıklardan olan cüzzam, deri veremi ve frengide ise yukarıdaki bahsedilen iltihaplanmaların dışında bir mekanizma söz konusudur. Bunlar bu yüzden spesifik iltihaplar veya spesifik enfeksiyonlar grubu olarak adlandırılmıştır.

    4. Allerjik deri hastalıkları:En sık rastlanan deri hastalıklarıdır. Allerjik deri hastalıkları arasında serum hastalığı, Quincke ödemi, kurdeşen, ekzama, kontakt dermatit sayılabilir. Allerjik deri hastalıklarının sebebini bulmak oldukça güçtür. Bu amaçla hasta ve çevresi çok iyi araştırılır. Çeşitli deri testleri yapılır. Gerekirse hasta bulunduğu çevreden bir müddet uzaklaştırılır. Allerjiye sebeb olan âmil bulunmaya çalışılır. Bu âmiller; çiçek tozları, çeşitli besin maddeleri, ev tozları, bâzı ilâçlar, barsak parazitleri olabilir. Allerjik hastalıklarda irsiyetin, vücut yapısının ve asâbi durumun yâni psikolojik sebeplerin de rolü büyüktür.

    Derinin bu hastalıklarının dışında; çeşitli dâhili hastalıkların derideki tezâhürleri de sözkonusudur. Meselâ şeker hastalığında, deride çeşitli belirtiler görülür (kurdeşen, kan çıbanları, gangren vs.). Ayrıca derinin kötü huylu ve iyi huylu urları da sözkonusudur. Deri kanserleri bütün kanserler içinde en az kötü olanlarıdır. Tam tedâvileri de mümkündür. Deri hastalıklarını inceleyen, teşhis ve tedâvisi ile uğraşan bilim dalına dermatoloji ve bu işi meslek edinmiş hekime ise, dermotolog ismi verilir.

    Deri hastalıklarının çeşidine göre, deride değişik türlerde hastalık elemanları görülür. Bunlar arasında; kaşıntı izleri, papül (küçük deri kabartısı), pistül (irinli kabarcık), çıban, ülser, tüberkül (sivri deri çıkıntısı), eritem (kızarıklık), hiperpigmentasyon (derinin renginin artması), hipopigmentasyon (derinin renginin azalması), deskaamasyon (derinin dökülmesi), kabuklanma ve urlanma sayılabilir. Bir deri hastalığında bu elemanlardan biri veya bir kaçı birarada da bulunabilir. Deri hastalıklarının teşhisi kolaydır. Kesin teşhis için gerektiğinde hasta kısımdan parça alınıp, patolojik incelemeye tâbi tutulur. Tedâvileri her zaman kolay olmayıp, hastalığın cinsine göre değişiklik arz eder. Tedâvi çok kere semptomatik (hastanın şikâyetlerini geçiştirmeye yönelik)tir.


    Kontakt dermatit
    (Temas Dermatiti)

    Belirtileri :

  • Ciltte kızarıklık ve kaşıntı
  • Ağır vakalarda kabarcıklar ve yaradan akıntı
  • Allerjen madde ile temas eden bölgede sınırlı lezyonlar

    Teşhis :

    Cilde, yapışkan bant altında çeşitli maddeler uygulanıp 48 saat sonra kontrol edilerek cilt testi yapılır. Buna yama testi denir. Kontakt dermatitte sadece alerjik maddeyle temas eden cilt alanları reaksiyon gösterir. Alerji yıllar boyu kullanılan, daha önce hiçbir sorun yaratmayan maddeye karşı da gelişebilir. Sabun, aseton, temizlik maddeleri, metaller, bitkiler, kauçuk, boyalar ,kozmetikler, kimyasal maddeler allerjen (alerji yaratan madde) olabilir.

    Tedavi :

    Alerji yapan maddeyi saptayıp ondan uzak durmak temel kuraldır. Belirtilerin giderilmesinde kortizonlu kremlerden yararlanılabilir.

    Nörodermatit

    Psikolojik sorunlar nedeniyle ortaya çıkan bir kaşıntı türüdür.

    Belirtileri :

  • Sinir gerginliği ile ağırlaşan kaşıntı
  • Etkilenen cilt bölgelerinin sertleşmesi
  • Kaşıntı izleri

    Tedavi :

    Kaşıntı ve iltihaplanmayı azaltmak için kortizonlu kremler yararlıdır. Altta yatan psikolojik sorunu ortadan kaldırmak gerekir.

    Atopik Dermatit

    Alerjik bünyelerde görülen bir deri hastalığı türüdür.

    Belirtileri :

  • Kaşıntılı, kalınlaşmış, yarılmış deri, çoğunlukla dirsek kıvrımlarında veya diz arkasında görülür.
  • Sıklıkla astım, burun tıkanıklığı ve ürtiker gibi diğer alerjik belirtilerle birlikte ortaya çıkar.

    Şiddeti çocukluk çağında azalıp artarak devam eder. Yetişkinde daha az problem olur. Genetik yatkınlık vardır.

    Tedavi :

    Kortizonlu kremler, losyonlar kullanılır. Antialerjik ilaçlar yararlıdır.

    Staz Dermatiti

    Bacaklardaki kan dolaşımı bozukluğu nedeniyle ortaya çıkan bir cilt sorunudur.

    Belirtileri :

  • Ayak bileklerindeki derinin kalınlaşması ve kaşınması

    Bacaklarda varisler veya toplardamarlarda görüllen diğer kronik durumlar cilt altında sıvı birikmesine (ödem) yol açar. Bu alanlar kanla beslenemez. Cilt iltihaplanır, açık yaralar oluşur. Çok yavaş iyileşir.

    Tedavi :

    Ödeme yol açan nedenin tedavisiyle olur. En az 1 hafta bacaklar yukarı kaldırılır, böylece biriken ödemin genel dolaşıma katılması sağlanır. Tekrar yürümeye başlayınca varis çorabı ya da elastik bandaj uygulanır.

    Seboreik Dermatit

    Yağlı deri alanlarında ortaya çıkan bir cilt sorunudur.

    Belirtileri :

  • Burnun iki tarafında, kaşların arasında, kulak arkasında ve göğüs kemiği üzerinde yağlı görünüşlü, kabuklu kaşıntı bölgeleri
  • İnatçı kaşıntılı kepek

    Tedavi :

    Seboreik dermatitin özelliği yağlı kabuklanma ve cilt kızarıklığıdır. Kesin tedavisi yoktur. Saç derisi sık sık yıkanmalıdır. Kortizonlu kremler ve losyonlar yararlıdır. Üzerine eklenen mantar enfeksiyonu varsa ona yönelik tedavi yapılır
  • *

    Egzema
    Tedavi gerektiren cilt lezyonlarindan yarısından fazlası bu grupta bulunur. Egzema ve dermatit terimleri birbiri yerine kullanilabilse de bazi doktorlar olayin nedeni biliniyorsa dermatit, bilinmiyorsa egzema deyimini kullanirlar. Egzema derinin iltihabi (enflamasyonu) anlamina gelir. Genellikle kasintilidir, belirgin derecede enflamasyon ve vesikül olusumu görülebilir. Bu görüntü, egzema kelimesinin türedigi ''kaynamak'' anlamindaki Yunanca sözcüge son derece uygundur.

    Başlıca Nedenleri

    • Temasa Bagli veya Dis Kaynakli

    • Iritan Kontakt Dermatit
    En çok rastlanan egzema türüdür. Ev kadinlarinda, çamasir ve bulasikla ugrasanlarda, sabunun , deterjanlarin ve diger kimyasal maddelerin asiri kullanimiyla ortaya çikar.

    • Allerjik Kontakt Dermatit
    Bitkiler, meyve ve sebzeler, kozmetikler gibi irritan olsun , olmasin bazi maddelere karsi allerjik yolla olusan egzemadir. Buna sebep olan madde kesin olarak bilinmiyorsa, test uygulanarak kesin karara varilabilinir.

    • Iç Kaynaklı

    • Atopik Egzema
    Genellikle saman nezlesi, astim gibi allerjik hastaliklar bulunan kisilerde ortaya çikar. Baslica diz ve dirseklerin yüzlerini, yüzü ve boynu tutar. Gövdeye de yerlesebilir.

    • Seboreik Egzema
    Saçli deride asiri kepeklenme, kasinti ve yaglanma , yer yer sulanti ve pullanmayla seyreden bir hastaliktir.

    • Liken Simpleks (Nörodermatitis)
    Asabi kimselerde ense,sirt, bilekler veya herhangi bir bölgede, net sinirli, zeminden kabarik, kuru, kasintili ve kirmizi-kahverengi alanlardan olusan plaklar seklinde görülür.

    • El-Ayak veya Avuç Içi Egzemasi
    Çok sik görülür. Bunun nedeni ellerde mekanik ve kimyasal travmalarla karsi karsiya kalinmasi, ayaklarda ise ayakkabi içerisindeki nemli ve sicak ortamdir. Simetrik, siddetli kasintili ve iltihapli bir tablo çizer.

    Egzema nasıl tedavi edilir?

    Kuru deri kaşınmaya yatkındır, bu nedenle sabunun en az miktarda kullanımı önerilir. Steroidli merhemler ve kremler kaşıntıyı ve enflamasyonu önlerler. Egzema enfekte olmuşsa (bakteriyel ya da fungal) antibiyotik ve antifungal kullanımı gerekebilir

    *Güneş ve cildimiz

    Ten renklerimiz neden farklı ?
    Güneşin farklı ten rengine sahip kişilerdeki etkileri ve korunma yolları...

    Neden cilt renklerimiz farklı ?
    Tıpkı göz rengi ve saç rengi gibi her insanın da kendine özgü bir cilt rengi vardır. Cilt rengini derinin derinlerinde yer alan bir çeşit biyolojik bir boya olan melanin içeren hücreler belirler. İşte bu boya miktarı bazı kişilerde az bazılarında ise fazladır.

    Güneş herkezi bronzlaştırmaz
    Derimizdeki melaninin önemli bir işlevi var. Güneşin enerji yüklü ışınını hapsetmek ve derimize zarar vermesini engellemek. Fakat melanin açık tenli kişilerde azdır. Hatta kızıl renkli veya havuç renginde saçları olanlarda en az miktardadır. Bu nedenle bu kişiler kendilerini güneşten korumalıdır. Yoksa ilerde deri kanserine yakalanabilirler.

    Açık tenlilerin sorunu : Çiller(Efelid)
    Yukarıda bahsettiğimiz gibi açık tenliler güneşten diğer kişilere göre daha fazla etkilenirler. Güneşle uzun süre temas ettiklerinde derileri kızarır ve güneş yanığı açık tenlilerde daha kolay oluşur. Ayrıca deri güneşten kendini korumak için yeni koruyucu boya hücreleri üretir (Melanosit) İşte bu hücreler karşımıza çil olarak çıkar. Çillerin bazı türleri tıbbi ilaçlarla veya lazerle tedavi edilebilir. Ama önemli olan yenilerinin oluşmasını engellemek için güneş koruyucu kullanmaktır.

    Sadece güneş koruyucu yeterli mi ?
    Güneş kremleri veya koruyucular cilt üzerinde bir tabaka oluşturur ve deriye gelen güneş ışınlarını tıpkı bir ayna gibi yansıtırlar. Ama özellikle yoğun güneş radyasyonunun olduğu 11:00 - 15:00 gibi saatlerde etkileri azalır çünkü güneş ışını direkt olarak deriye temas eder. Bu nedenle özellikle açık tenli kişilerin örneğin beyaz bir t-shirtle ve siperi olan bir şapkayla bu saatlerde güneşe çıkmalarını öneriyorum. Özellikle çocuklar üzerlerine sürülen güneş koruyucuları kumda yuvarlanarak veya denizde oynayarak safdışı etmekte ayrı bir yeteneğe sahiptir. Bu nedenle üzerlerinde koruyucu ince bir giysi olmasında fayda vardır. Özellikle de açık tenlilerse ve benleri varsa.

    Deri rengimi değiştirebilirmiyim?
    Koyu ten renginin açılması mümkündür. Bazı ilaç tedavileriyle örneğin çillerin veya diğer nedenlerle oluşan lekeleri kaybolması olası. Fakat geniş alanlarda ilaçların yan etkileriyle karşılaşılır. Fakat açık ten rengi değiştirilemez.

    Uzm.Dr. Sertaç Sever
    Saglikbilgisi.com : Deri ve Zührevi Hastalıklar Editörü

    *

    İhtiyos
    Alm. Ichthyoesise, Fr. Ichtyose.İng. Fish skin disease. Çocukluk yaşlarında başlayıp bütün hayat boyunca devam eden irsî bir deri hastalığı.

    İhtiyosta, deri kuru ve kepeklidir. Kepekler, balık pulu görünüşündedir. Derinin yağ ve ter bezleri doğuştan az olup, bunların salgı faaliyetinde de bozukluk vardır.

    Tipik vak’alarda deri kuru ve kepekli; parşömen kâğıdı gibi sert; kepekler balık pulu görünüşünde, beyaz veya esmer renktedir. Derinin her tarafı kepeklerle örtülüdür. Deriden kolay ayrılan kepeklerin yerine mütemadiyen yenileri teşekkül eder. İhtiyosun, kepeklerin şekillerine ve renklerine göre çeşitli klinik formları vardır.

    Tedâvi: Kepekleri ortadan kaldırmak için % 3-5’lik salisilik asitli merhemler kullanılır

    *

    İsilik
    Terledikten sonra derinin üzerinde görülen kızarıklılara halk arasında isilik denir. Tıp dilinde ise miliare denir

    *

    Kandidiyaz
    Kandidiyaz, herhangi bir Candida türüne bağlı olarak gelişen herhangi bir mantar enfeksiyonu için kullanılan genel addır.

    *

    Kıl dönmesi
    Pilonidal sinüs ya da daha çok bilinen ismiyle kıl dönmesi, yaygın bir hastalık olmasına rağmen pek de tanınmaz. Kişi, belirtileri ortaya çıkmış olan hastalığının mutlaka farkındadır, ancak ismini tam olarak koyamamıştır. Bu durumda yapılması gereken, bir an önce hastalığı tanımak ve tedaviyi geciktirmeden başlatmaktır. Kıl dönmesi; kuyruk sokumu olarak da tanımlanan bölgede, kalçaların üst birleşim noktasında görülüyor. Şişlik ağrı akıntı gibi şikayetlerle kendini belli ediyor. Doğumsal olan bu hastalık, anne karnındaki gelişim esnasında küçük bir kusur sonucu oluşuyor. Bu doğumsal kusura vücut, ergenlikten sonra reaksiyon vermeye başlıyor.

    Belirtiler

    Hastanın doktora başvurduğunda hastalıkla ilgili ilk belirtilerin ortaya çıkıyor. Kıl dönmesi en sık 15-30 yaş arası erkeklerde görülmekle birlikte, aynı yaş grubu kadınlarda da görülme sıklığı pek nadir olmuyor. Belirtiler, kuyruk sokumu olarak da tanımlanan bölgede, kalçaların üst birleşim noktasında, şişlik, ağrı akıntı, kızarıklık, delikşikler ve kabarcıklar şeklinde görülüyor. İlerlemiş, abseleşmiş durumlarda oturma ve yürümeyi dahi engelleyebiliyor.

    Hastalığın Safhaları

    Hastalığın safhaları, olayın ciddiyetini yani hastalığın belirtilerine göre cilt altı yayılımını da gösteriyor. Bu safhalara göre tedavi planı da değişiyor. Hastalığın safhaları basitçe 3 aşamada değerlendiriliyor: Şikayet oluşturmayan belirti dönemi, akut pleonidal abse dönemi, tekrarlayan hastalık dönemi.

    Tedavi

    Tedavi, hastalığın evresine göre uygulanıyor, kalıcı çözüm ise mevcut artık dokunun cerrahi olarak çıkartılması ve yara onarımı ile sağlanıyor. İltihaplı ve abseli dönemlerde, içeride biriken iltihabın lokal anestezi ile boşaltılması, kalıcı müdahalenin daha sonra programlanması gerekiyor.

    Ameliyat Tipleri

    Toplumda çok sık rastlanan bu hastalık aslında günümüzde ameliyat tipleri ile de konuşuluyor. Hastalığın safhasına ya da ameliyatta karşılaşılan duruma göre, ameliyat tipi de değişiyor. İçerden çıkan artık dokunun büyüklüğüne ya da daha önce aynı sebepten dolayı ameliyat olup olmadığına göre, ameliyat tipini cerrah belirliyor. Ameliyat tipleri, artık dokunun çıkarıldıktan sonraki kapama yani iyileşme durumuna göre değişiyor.

    Buna göre ameliyat tipleri;

  • Açık bırakma,

  • Cildi yaklaştırarak açık bırakma,

  • Direkt dikişlerle kapatma,

  • Doku kaydırarak dikişlerle kapatma gibi sıralanabiliyor.

    Tedavi Geciktirildiğinde

    Kıl dönmemesinde erken teşhis önem taşıyor. Çünkü tedavinin geciktirildiği durumlarda hastalık ilerliyor, cilt altındaki hastalıklı doku büyüyor. Bu durum, yapılması gerekli olan ameliyatın zorlaşmasına, hastanın fazla zaman kaybetmesine ve ameliyat sonrasının daha zor geçmesine sebep olabiliyor. Ayrıca; uygun cerrahi yöntem seçilmezse de tekrarlayabiliyor. Bu nedenle, ameliyat yönteminin hasta ile doktorunun ortak kararı ile belirlenmesi gerekiyor
  • *

    Kışın cilt sağlığımız

    Kışın etkisiyle cildimiz yaza göre daha fazla kurur. Bunun kapalı ortamlardaki nedeni kalorifer ve soba gibi ısıtıcılardır. Elektrikli ısıtıcıların bu etkisi daha fazla olmaktadır. Dış ortamlarda ise özellikle rüzgar ciltten su buharlaşmasını arttırarak cildin kurumasına neden olur. Soğuk ise cildimizdeki damarları büzerek beslenmesini engeller ve kurumayı arttırır.

    Basit önlemlerle cildimizi koruyalım 

    Dış ortamlarda eldiven giyilmesi önemlidir. Özellikle ev hanımları gibi elleri sürekli kimyasal maddelere maruz kalan kişilerde zaten hasar görmüş cildi bu şekilde korumak şarttır. Ayrıca bir nemlendirici sürülerek dışarı çıkılması derimizin kurumasını önler.

    Kapalı ortamlarda hava fazla kuruysa mutlaka nemlendirici cihaz bulundurulmalı eğer bu imkan yoksa ısıtıcıların üzerine su dolu kaplar veya ıslak bezler konulmalıdır. Özellikle atopik adını verdiğimiz allerjik bebeklerin hava kurumasıyla şikayetleri artacaktır.

    Kozmetikleri nasıl kullanalım ?

    Kışın özellikle hassas cilde sahip kişiler yoğun nemlendirici kullanmalı ve tonik - temizleyici gibi ürünleri ancak gerektikçe sürmelidir. Sivilce şikayeti bulunan hastalar yağ içermeyen nemlendiriciler kullanabilirler.

    Kış ve deri hastalıkları

    Sedef hastalığı, kışın güneşin azalması ve bazı kişilerde psikolojik sıkıntıların oluşması nedeniyle artış gösterebilmektedir. Sedef hastaları kışın daha fazla nemlendirici kullanmalıdır. Güneşin sedefi tedavi edici etkisi fototerapi adını verdiğimiz yöntemlerle sağlanabilmektedir.

    Atopik dermatit olarak isimlendirdiğimiz allerjik cilde sahip kişilerde derinin kuruması sıklıkla kaşıntılarının şiddetini arttırır ve hastalık ilerleme gösterir. Banyo yağları ve nemlendiriciler kış döneminde ihmal edilmemelidir.

    Cilt bakımının tam zamanı

    Kış, peeling adını verdiğimiz cilt soyma işlemi için doğru mevsimdir. Bunun nedeni hastaların uygulamadan sonra güneş ışığıyla diğer dönemlere göre daha az karşılaşması ve pigmentasyon dediğimiz peelinge bağlı cilt lekelenmesinin bu nedenle nadiren görülmesidir.

    Ayrıca lazer epilasyon ve diğer kozmetik uygulamaların da yine yukarda açıkladığımız nedenlerle lekelenme yan etkisi minimum olmaktadır.

    Uzm. Dr. Sertaç Sever
    Maltepe Üniversitesi Hastanesi

    *

    Kontak Dermatit
    Kontak dermatit, derinin bazı maddelerle teması sonucu oluşan bir reaksiyondur. Bu reaksiyonların % 80’ i tahrişe bağlı reaksiyonlar (örneğin: bulaşık yıkama sonucu oluşan el gibi), % 20’ si de alerjik reaksiyonlardır. Reaksiyon temastan hemen sonra olşumaz. Temas sonrası 1-3 gün sonra oluşan belirtiler genellikle 1 hafta veya daha sonra kaybolur. Deri kırmızı, kaşıntılı, iltihaplı ve kabarcıklı bir hal alır. Reaksiyon genellikle temas yerinde en ağırken derinin diğer bölgelerinde de olabilir.

    Kimlerde Olur?

    Genetik yatkınlığı olan kişilerde gelişmesi kolaydır. Zehirli duvar sarmaşığı ve meşe ile yoğun bir temas sonucu daha fazla oranda oluşurkun, kısa süreli temas sonucu da oluşabilir. Alerjik kontak dermatit erişkinlerde daha sıktır.

    alkonder2.gif (41310 bytes)

    En Sık Hangi Maddeler Alerjik Kontak Dermatite Neden Olur?

    Zehirli duvar sarmaşığı ve zehirli meşe en çok sorumlu olan bitkilerdir. Zehirli sarmaşık yerde yetişebileceği gibi, asma ve ağaçlara da sarılarak büyüyebilir. Bu bitkilerdeki uruşiol denilen bir reçine reaksiyonlara neden olmaktadır. Bu madde el aleti ve bazı elbiselerin yapımında kullanılır.

    Diğer bazı bitkiler, metaller, kozmetikler ve bazı ilaçlar da reaksiyonlardan sorumludur. Yaklaşık 3000 tane kimyasal madde alerjik dermatite yol açabilir. Bunları sürekli kullanan kişilerde günün birinde kontak dermatit oluşabilir.

    Hangi Metaller Kontak Dermatite Neden Olur?

    Nikel, krom, civa kontak dermatite en sık neden olan metallerdir. Nikel bir çok mücevher, kemer tokası ve kol saatinde bulunur. Ayrıca elbiselerdeki fermuar, çıt çıt, kancalarda ve gözlük çerçevelerinde de bulunur. Nikel ile birlikte krom kullanılması ile nikele reaksiyonu olan kişilerde krom kaplamalı maddelere de reaksiyonlar görülmeye başlanmıştır.

    Kontakt lens solusyonlarında bulunan cıva da bazı duyarlı kişilerde problemlere yol açmaktadır. Cıvaya duyarlı olan kişiler kontak lens solusyonlarının üzerindeki etiketleri dikkatlice okumalıdırlar. Bununla birlikte bir çok kontak lens solusyonu cıva içermemektedir. Bu metallerden sakınmak en önemli tedavi yöntemidir. Nikel yerine paslanmaz çelik ve 14 ayar altın kullanılmalıdır. Bunlar çok az miktarda nikel içerirler (18 ayar altında çok çok az miktarda nikel vardır).

    Kozmetikler Alerjik Deri Reaksiyonlarına Neden Olabilirler mi?

    Saç boyalarından tırnak cilalarına kadar bir çok kozmetik alerjik kontak dermatite neden olabilir. Saç boyalarında bulunan parafenilendiamin en sık sorumlu etkendir. Elbiseler için kullanılan boyalar da neden olabilir. Parfümler, göz farları, tırnak cilaları, dudak boyaları ve güneş kremleri de aynı şeyi yapabilir.

    Hipoalerjenik ürünleri kullanmak en akıllıca yolardan biridir. Bu ürünler alerjik reaksiyona neden olabilecek parfüm ve boya içermezler. Kolaylıkla bulunabilirler.

    Hangi Tür İlaçlar Alerjik Kontak Dermatite Neden Olurlar?

    Antibiyotikli kremlerde bulunan neomisindir en sık nedendir. Penisilin, sülfa ilaçları, lokal anestetikler ve ilaçlardaki koruyucular diğer sorumlu faktörlerdir. Sağlık çalışanları, özellikle hekimler ve diş hekimleri bu maddelerle sık temas nedeni ile en çok risk altında olan kişilerdir.

    Alerji uzmanınız size ilaçlarla oluşan kontak dermatitin tedavisi hakkında önerilerde bulunabilir.

    Alerjik Kontak Dermatitin Tedavisi Nedir?

    Temas sonrası deri su ve sabunla ovulmalıdır.

    Reçine içeren ürünler ve elbiseler tekrar kullanılmadan önce yıkanmalıdır.

    Antihistaminikler kaşıntıyı engellemek için kullanılabilirler. Belirtiler enfekte olmadığı veya çok fazla kaşınmadığında alerjik kontak dermatit iz bırakmaz.

    Kabarcıklar patlamamış iltihaplı bölgeye ıslak soğuk kompres (1 litre su, 50 mililitre sirke karıştırılarak hazırlanır) uygulayınız. Kalamin losyonu kaşıntıyı önlediği gibi kurumayı da sağlar.

    En etkili tedavi kortizondur. Hafif derecedeki reaksiyonlarda düşük kortizon içerikli kremler kullanılabilir. Orta ağırlıkta reaksiyonlar varsa yüksek kuvvetteki kortizonlu kremler kullanılır. Çok ağır reaksiyonlar için kortizon hapları gerekebilir.

    Alerji aşı tedavisi hala deney aşamasındadır

    *

    Lepra
    bkz.Cüzzam

    *

    Mantar enfeksiyonları
    Mantar enfeksiyonu cilt hastalıkları içinde çok büyük bir hasta grubunu oluşturmaktadır. Mantar hastalığı genellikle kıl, deri ve tırnak gibi keratinize dokulara yerleşen kaşıntı , kızarıklık, sulanma ve pullanma şeklinde kendini gösteren bir mikrobik enfeksiyondur. Özellikle yaz aylarında artar. Tedavi edilmediği durumlarda mantar üzerine başka enfeksiyonlar eklenebilir. Lenf bezlerine yayılarak lenfanjit denen lenf bezi iltihabı yapabilir. Selüloit ve erizipel gibi cilt ve cilt altı yumuşak doku enfeksiyonuna sebep olabilir. İlerlediği takdirde fil ayağı denen hastalık görülebilir.

    Mantar enfeksiyonu, cilt hastalıkları içinde çok büyük bir hasta grubunu oluşturmaktadır. Mantar hastalığı genellikle kıl, deri ve tırnak gibi keratinize dokulara yerleşen kaşıntı , kızarıklık, sulanma ve pullanma şeklinde kendini gösteren bir mikrobik enfeksiyondur. Özellikle yaz aylarında artar.

    Belirtileri

    Mantar hastalığı el ve ayakta kaşıntı, kızarıklık, sulantı, sertleşme, kalınlaşma ve bazen kepeklenme şeklinde kendini gösterir.

    Mantar türleri

    Tırnak mantarları (onikomikoziz), genellikle tırnaklarda, kalınlaşma, renk değişimi, sertleşme ve kırılmalar şeklinde olur ve tırnağın şekli bozulur. Eğer zamanında tedavi edilmezse tırnak yatağını da bozup kalıcı şekil bozukluğuda yapabilir.

    Kasık mantarı (t. inguinalis), ise genellikle uyluk ön, üst ve iç yüzeyinde görülüp kaşıntı, kızarıklık ve su toplama gibi belirtileri vardır.

    Genital bölge mantarları, beyazımsı kremimsi akıntı, kaşıntı ve kızarıklık ile kendini gösterir. Islaklık, maserasyon, gebelik, şeker hastalığı ve antibiyotik kullanımı hastalığın sebebi olabilir veya mevcut hastalığı arttırabilir.

    Baş saçlı deride ise, özellikle puberte öncesi çocuklarda görülür. Genellikle kırık saçlar içeren kepekli alanlar, kıl diplerinde mantar birikimi, iltihaplanma biçiminde görülür. Zamanında tedavi edilmezse kellik ile sonuçlanabilir.

    Vücut mantarları (tinea verzikolor), genellikle göğüs, sırt, boyun ve kolları kapsar. Yüzeyi ince kepekle kaplı, açık kahve rengi ve bazen beyaz yama tarzında lezyonlar görülür kolaylaştırıcı nedenler arasında yağlı deri aşırı terleme ve ıslak kalma sayılabilir.

    Mantar enfeksiyonu, bahsettiğimiz şekillerin haricinde bir de bebeklerde dil üzerinde beyaz veya kırmızı plak şeklinde görülür.

    Kimlerde görülür

    Mantar hastalığı;

  • Aşırı terleyen insanlarda, ayakların duş, yüzme ve abdest sonrası nemli kalması

  • Aşırı el yıkama, çamaşır ve bulaşık gibi nedenlerle ellerin sürekli ıslak kalması

  • Ortak terlik, ayakkabı ve çorap kullanımı

  • AIDS başta olmak üzere bazı enfeksiyon hastalıklarında

  • Topikal ve sistemik bazı ilaçların uzun süre kullanımında

  • Ergenlik öncesi çocuklarda sıklıkla saçlı deride

  • Gebelikte, diabetlilerde ve kanser hastalarının ileri döneminde, vücut direnci kırılmış hastalarda görülür.

    Tedavisi

    Direk mantar bölgesi üzerine sürülen kremler, losyonlar, spreyler veya ağızdan alınan mantar ilaçları ile tedavi edilir. Tırnaklarda ise tırnak yatağı tamamen bozulmuşsa, tırnak çekimi yapılır.

    Tedavi geciktiğinde hastanın karşılaşacağı sorunlar

    Mantar üzerine başka enfeksiyonlar eklenebilir. Lenf bezlerine yayılarak lenfanjit denen lenf bezi iltihabı yapar. Selüloit ve erizipel gibi cilt ve cilt altı yumuşak doku enfeksiyonuna sebep olur. İlerlediği takdirde fil ayağı denen hastalığı görülebilir
  • *

    Nörofibromatozis
    Nörofibromatozis (Sinir Tümörü);

    Derinin irsi bir tümöral hastalığı. Diğer ismi Von Reckling hausendir. Deride iki çeşit değişiklik görülür. Birincisi; lekelerdir. Bunlar, sütlükahve renkli küçüklü büyüklü değişik şekillerdeki renk değişiklikleridir. İkincisi; darı büyüklüğünden yumurta büyüklüğüne kadar değişen çeşitli büyüklükteki tümörlerdir. Çok defa bütün vücuda serpilmiş olarak bulunurlar. Bunlardan bazıları sinir kökenli olabilir. Belirtiler el içi ve ayak tabanı hariç derinin her tarafında yerleşebilirler.

    Hastaların şikayetleri genellikle ya hiç olmaz, veya ileride iyice büyüyen tümörlerin bulunduğu bölgelere göre çeşitli şikayetleri olur. Göz sinirinde, beyinde, akciğerlerde çeşitli bozukluklara sebebiyet verebilir.

    Bazan her iki çeşit belirti mevcut olmaz, bir de çok az belirti olabilir. Bu vak'alar takip edilmeli ve araştırılmalıdır. Vücutlarında ikiden fazla ikişer santimetrekareden büyük kahverengi leke varsa, çeşitli tetkikler yapılmalıdır. Çünkü, bu hastalık çeşitli konjenital (doğumdan beri mevcut) bozukluklarla beraber bulunabilir.

    Tedavisi için belli bir metod yoktur; sinire tazyik yapan tümörler cerrahi olarak çıkartılmalıdır.

    Bu hastalığı yaşıyan diğer hastalarla buluşun, deneyimlerinizi paylaşın:
    www.yalnizdegilim.com
    Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

    Denetleme :
    Uzm. Dr. Sertaç Sever
    Dermatolog

    *

    Pişik
    Pişik Özellikle vücudun eklem yerlerinde, deri kıvrımları arasındaki sürtünmeden veya cildin herhangi tahriş edici bir maddeyle temasından meydana gelen kızarıklık. En fazla tenasül organları çevresinde, koltuk altlarında, meme altlarında, ayak parmakları arasında ve altında görülür.

    Konuşma dilinde pişik kelimesiyle daha ziyade bebeklerde ciltte görülen ve önem verilmeyen kızartı ve kabarcıklar ifade edilir. Bu tarif yanlış olup, pişikler büyüklerde de sıklıkla görülebilir ve ayrıca yalnız büklüm yerlerinde değil, tahrişe maruz kalmış olan her yerde ortaya çıkabilir. Özellikle yaz aylarında naylon çorap giyenlerde, ayak parmakları arasında pişik çok görülür.

    Bebeklerde cilt çok hassas olduğu için aşırı sıcak, ter, idrar veya başka bir şeyle tahriş olabilir. Eğer tedbir alınmazsa meydana gelen pişikler, zamanla açık yara haline dönüşebilir ve mikrop kapabilir.

    Tedavisi iki yönlü olmalıdır: Birincisi pişiğin meydana gelmesini önlemek, ikincisi de pişiğin iyileşmesi ve enfeksiyona mani olunmasıdır. Pişiğin meydana gelmesini önlemek için, gerek bebeklerde, gerekse büyüklerde sentetik çamaşır kullanılmasını önlemelidir. Vücudun kıvrım yerleri nemli tutulmamalıdır. Bebeklerin altı sık sık temizlenmeli, bir süre oda havasında açık bırakılmalıdır. Bebeklerin kıvrım yerlerine ve tenasül organları çevresine talk pudrası serpilmelidir. Pişiği iyileştirmek için yukarıdaki tedbirlere ilaveten pomadlar kullanılabilir. Enfeksiyon meydana gelmişse, doktor tavsiyesi üzerine antibiyotik kullanılabilir. Basit pişiklerde zeytinyağı da sürülebilir.

    Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

    *

    Roseola İnfantum
    Herpesvirus tip 6’nın neden olduğu, iyi huylu, yaklaşık 3 gün süren ateşin arkasından ortaya çıkan pembe, makülopapüler döküntü ile karakterize bir çocukluk çağı hastalığıdır. Hastalık solunum yolu sekresyonları ile bulaşır. Dört yaşına kadar çocukların hemen hemen tamamı hastalığı geçirmekte ve ömür boyu bağışıklık kazanmaktadır. En sık ilk yaşın ikinci yarısında ve, İlkbahar ve sonbahar aylarında görülür.

    Klinik : Yaklaşık 3 günlük ateşli bir dönemden sonra ateşin normale dönmesinden hemen sonra makülopapüler veya eritematöz döküntü ortaya çıkar. Döküntü gövdeden başlar, boyun ve ekstremitelere yayılabilir, 2 gün içerisinde, iz bırakmadan kaybolur. Kaşıntı yoktur, basmakla solar. Vakaların bir kısmında ishal görülebilir. Yüzde 14 vakada huzursuzluk ve irritabilite şeklinde prodromal semptomlar olabilir. Fontanel belirginliği (% 26), Nagayama lekeleri (yumuşak damak ve uvulada eritematöz papüller - % 65), periorbital ödem (ateşli dönemde, % 30), servikal, postaurikular ve postoksipital lenfadenopati (% 31) bulunabilecek diğer bulgulardır. Nadiren splenomegali, ensefalopati ve konjunktival eritem görülebilir. İnkübasyon süresi ortalama 9 (5-15) gündür.

    Komplikasyonlar : Hastalığın en önemli komplikasyonu ateşli dönemde görülebilen febril konvülsiyondur (% 6-15). Ensefalit, fulminan hepatit, hemofagositik sendrom ve dissemine enfeksiyon herpesvirus tip 6’nın nadiren neden olduğu klinik tablolardır.

    Tanı : Rutin tanı testleri gereksizdir. Kesin tanı gerekirse, virus periferik kandan izole edilebilir veya serolojik olarak herpesvirus tip 6 Ig M pozitifliğine konvelasan serumda akut döneme göre herpesvirus tip 6 Ig G’nin en az 4 kat artışına veya negatifken pozitif oluşuna bakılabilir. Lökosit düzeyine bakılırsa, lökopeni bulunabilir.

    Ayırıcı tanı : Enfeksiyöz mononukleoz, febril konvülsiyon, eritema infeksiyozum, kızamık, menenjit, rubella, ilaç erüpsiyonu.

    Tedavi : Spesifik tedavi yoktur. Ateşli dönemde ateşin antipiretikler ile ve ılık banyolarla düşürülmesi önerilir.

    Korunma : İzolasyon önerilmez. Etkin bir aşı bulunmamaktadır

    *

    Saç dökülmeleri
    Hayatımızın büyük bir kısmını bizimle geçiren saçlarımız... Yaşadıkça rengini, formunu hatta bazen tamamını yitiririz. Başımızda bulunan ortalama 100 bin saç teli her ay 1 cm. uzuyor. Her gün ortalama 100 saçımız dökülüyor. Ve diğer öğrenmek istedikleriniz.

    Saçlarınız tarakta, yastıkta, lavaboda birikip, günden güne seyrekleşmeye başladı. Siz bunu farkettikçe strese giriyor, strese girdikçe saçlarınızı daha da fazla kaybediyorsunuz. Peki saçlarınızın dökülmesini engelleyebilmek için onları daha yakından tanımaya ne dersiniz...

    Kıllar; gerilmeye, eğilip bükülmeye oldukça dayanıklı, keratinize iplikçiklerdir. İnsan vücudundaki kıllar fizyolojik görevleri yanında kozmetik olarak da önem taşırlar. Kıllar daimi olarak kalıcı değildirler. Hayatları devamlı olarak birbirini takip eden belli başlı iki safha ile periyodik olarak değişir. Bu safhalardan birisi büyüme safhasıdır. İkinci safha kılın dinlenme safhasıdır. Bu safhada popilladaki aktivite durur, dolayısıyla kılda son uzunluğunu alır. Bu safhadan sonra yeniden büyüme safhası başlar ve eski kıl yeni oluşan kıl tarafından itelenerek dışarı atılır.

    Saç hastalıkları çeşitlidir

    Hastalar genellikle saçlı deride kaşıntı, kepeklenme, yara, saç dökülmesi ve seyrekleşmeden şikayet ederler. En çok kaşıntıya sebep olan hastalıklar; saçlarda bitlenme, saç ekzemaları ve diabetes mellitus yani şeker hastalığıdır. Kepeklenmeye sebep olan hastalıklar ise; saç ekzaması, sedef hastalıkları, sinirsel ekzama ve mantar hastalığıdır.

    Saç dökülmesinin ardında yatan gerçekler

    Saç dökülmesi ve seyrekleşmesi yaygın ve bölgesel olarak karşımıza çıkar. Yaygın saç dökülmesine neden olan hastalıklar arasında özellikle; ateşli hastalıklar, demir-protein-çinko eksikliği, tiroid hastalıkları (tiroid bezinin az veya çok çalışması durumlarında), gebelik, şeker hastalıkları, karaciğer ve böbrek hastalıkları, anemi, zayıflama için aşırı diyet yapma, kanser hastalıklarının seyrinde bazı ilaçlar ve kimyasal madde kullanımı, merkezi sinir sistem hastalıkları ve stres yer alır. Bunların dışında bir de kadınlarda görülen, erkeklerdeki olağan kelliğe benzer (androgenetik alopesi) mevcuttur. Bu duruma en çok over kistleri, hormonal bozukluklar ve andrenal tümörler sebep olabilirler. Bu nedenlerden dolayı androgenetik tip alopesi çok iyi araştırılmalı ve tetkikleri yapılmalıdır.

    Yaygın saç seyrekleşmesi ve dökülmesinin yanı sıra bazen bölgesel saç dökülmesi de olabilir. En sık rastlanan bölgesel saç dökülmesine örnek olarak mantar hastalıkları, saç kıran, bazı kozmetiklerin fazla kullanılması ve sürekli bir bölgeden saç koparılması sayılabilir.

    Saç kıran, mantar hastalığı ve dönüşümü olmayan dökülmeler

    Saç kıran, birkaç mm ile 1-2 cm. çapında yuvarlak bir alanda ani saç dökülmesi şeklinde karşımıza çıkar. Bu tür saç dökülmesi bir bölgede olabildiği gibi birkaç değişik yerde, örneğin sakal, saç, kaş ve kirpiklerde de olabilir. Saçkıranların asıl sebebi strestir. Fakat bazı otoimmun ve cilt hastalarında da görülebilir. Mantar hastalığı ise özellikle buluğ çağından evvelki çocuklarda ortaya çıkar. Burada kırık saçlar içeren kepekli alanlar, kıl diplerinde kepek ve mantar birikimi üzerine iltihap bulunan ve kılların kolay çekildiği inflamatuar nodüler biçimde karşımıza çıkar. Bu hastaların dışında, bir de saçlı deride kıl, folliküllerinde tahribat yaparak dönüşümü olmayan saç dökülmesi oluştururlar. Bunlar en çok doğumsal olurlar fakat enfeksiyon, fiziksel, tümöral ve diğer nedenlere de bağlı olabilirler.

    Saçlarınızın döküldüğünü fark ettiğinizde

    Saç dökülmesi şikayeti ile gelen hastaların öncelikle saçlarının ne kadar döküldüğü öğrenilmelidir. Çünkü günde 25-100 saç telinin dökülmesi normaldir. Her saçın yaşı farklıdır. Ve her saç farklı zamanlarda dökülecek demektir. Gelişim döneminde saç en fazla 2 ile 6 yıl arasında kalır. 4-5 yıl sonra bu dökülecek yerine yenisi gelecektir. Bunun dışında kişinin her gün 150-200 saç teli döküyorsa problemi var demektir. Hastanın rejim yapıp yapmadığı, aşırı stresli olup olmadığı, yaşadığı ortamın fiziksel şartları öğrenilmelidir. Çünkü bu faktörler kişinin saç sağlığı ile doğrudan ilgilidir. Eğer bunlardan sonuç alınamazsa kişinin hastalık problemi olup olmadığı öğrenilmeye çalışılmalıdır. Vücutta enfeksiyon var mı, troid bezlerinde sorun mu var, kanser tedavisi mi gördü? Kan tahlilleri yapılmalı ve böylece bütün hormonların dengesi öğrenilmelidir. Ve testler sonucunda saç dökülmesinin nedeni iyice öğrenilip ona göre bir tedavi uygulanmalıdır.

    Tedavi şekilleri

    Saçlı deride kepeklenme, kaşıntı ve dökülmesi olan hastalar iyi sorgulanmalıdır, hastalığın durumuna göre çeşitli tetkikler yapılmalı, patolif durum ortadan kaldırılmalıdır. Bunun dışında tedavide genelde lokal iritonlar, lokal korti kosteroidler, intralezyonel ve diğer tedavi yöntemleri ile iyi sonuçlar elde etmek mümkündür. Tedavinin geç kaldığı taktirde dönüşümü olmayan kellikler ve skarlar oluşabilir

    *

    Saç Dökülmesi
    Tüm toplumlarda saç ve saç şekillerinin sosyal ve kültürel bir önemi vardır. Saç dökülmesi ile karşılaşan bir insan kendisini fiziksel ve ruhsal olarak zayıf görmeye başlayarak bu durumdan kurtulabilmek için değişik yöntemlere başvurabilir. Ancak saç dökülmesine neden olan sebep bulunmadan doğru bir tedavi şekli uygulanamaz. Bu nedenle , aşırı saç dökülmesi, saç köklerinde zayıflık ve saç tellerinde incelme şikayetleri başlayan insanların Deri Hastalıkları Uzman hekimlerine başvurmaları gerekmektedir.


    Nomal Saç Büyümesi:

    Sağlıklı bir insansanda saçların yaklaşık %90'ı sürekli uzama halindedir. Bu büyüme evresi 2-6 yıl kadar sürebilir.Geriye kalan %10'luk kısım ise 2-3 ay kadar süren dinlenme evresinde bekler.Bu dinlenme evresi sonucunda saçlar dökülür. Dökülen saç köklerinden yeni saçlar büyümeye başlar ve döngü bu şekilde devam eder. Saç telleri ayda ortalama 1-1.5 cm kadar uzar. İnsanlar yaşlandıkça saç uzama hızları yavaşlar. Doğal sarışınlar(140.000), esmer(105.000) ve kızıllardan(90.000) daha çok saç teline sahiptirler. Saç dökülmelerinin çoğunun sebebi normal saç büyüme döngüsünden kaynaklanır. Günde 50-100 adet saç telinin dökülmesi normal sınırlar içerisinde kabul edilir.Eğer aşırı miktarda saç kaybı,saçlarda gözle görülen incelme oluşursa en kısa zamanda doktora baş vurulmalıdır.

    Saç dökülmesinin başlıca nedenleri:

    Uygunsuz saç bakımı ve kozmetik ürün kullanımı: Saça uygulanan her türlü boya, renk açma, saçı düzleştirme veya perma gibi yöntemler uygun koşullarda yapılmazsa saça zarar verebilir.Bu yöntemlerin sık sık veya aynı anda uygulanması da saçı zayıflatıp kırılmasına neden olabilir. Saçı çeken saç şekillerinin de (atkuyruğu, örgü, saçı sıkı lastiklerle toplama gibi) sıklıkla uygulanmaması gerekir çünkü saç diplerine etki eden sabit çekme kuvveti saç kaybına neden olabilir. Saçı sık sık yıkamak, taramak ve fırçalamak da saçı kırabilir.Saçı sampuanladıktan sonra saç kremi kullanmak saç taranmasını kolaylaştırır. Saç ıslakken daha kırılgandır bu nedenle havlu ile saçı ovalayarak kurutmaya çalışmak, taramak ve fırçalamaktan kaçınılmalıdır.Geniş ağızlı ve düz uçlu taraklar tercih edilmelidir.

    Ailesel saç kaybı : Saç dökülmelerinin en sık sebebi kalıtsal özelliktir. Bu kalıtıma sahip olan kadınlarda da saçlarda azalma görülür ancak kellik oluşmaz. Bu duruma ' Erkek Tipi Kellik' denir, 10-20-30'lu yaşlarda başlayabilir. Son zamanlarda yeni tıbbi tedavi seçenekleri sunulmasına rağmen kalıcı bir düzelme sağlamak saç transplantasyonu dışında henüz mümkün değildir. Hasta için uygun olacak yöntem doktor tarafından seçilmelidir.

    Alopesi areata: Bu tip saç kayıplarında düzgün yüzeyli, para büyüklüğünde veya daha geniş yuvarlak yama tarzı alanlar oluşur. Nadiren tüm saç ve vücut kıllarında kayıp oluşabilir. Çocuk ve erişkin her yaşta gözlenebilir. Saç dökülmesini yapan neden bilinmemektedir.Bir çok hastada saçlar kendiliğinden büyür. Şiddetli ve uzun süren durumlarda sürme veya ağızdan tedaviler uygulanabilir.

    Doğum sonrası: Gebe bayanlarda saçlarının büyük bir kısmı büyüme halindedir. Doğum sonrası saçlar saç büyüme döngüsünün dinlenme fazına geçerler. 2-3 ay içerisinde saçların aşırı miktarda döküldüğü fark edilebilir, bu süreç 1-6 ay kadar sürebilir ve çoğunlukla saçlar büyüyerek eski miktarlarına ulaşırlar.

    Yüksek ateş, ağır enfeksiyon ve soğuk algınlığı: Hastalıklar saçların dinlenme evresine girmesine neden olabilir. Yüksek ateş ve ağır bir hastalıktan 4 hafta ile 3 ay sonra yoğun bir saç kaybı gelişebilir.Zaman içerisinde saçlar tekrar eski halini alır.

    Tiroid hastalıkları: Fazla ve az çalışan tiroid bezi saç kaybına neden olabilir.Tiroid hastalıkları laboratuar testleri ile araştırılabilir. Tiroid hastalığının tedavisi ile saç kayıpları da düzelir.

    Eksik protein içerikli beslenme: Proteinden fakir diyetler yapan veya anormal beslenme alışkanlığına sahip kimselerde protein eksikliği oluşur ve vücut proteini muhafaza etmek için saçları dinlenme evresine sokar.2-3 ay sonra yoğun bir saç kaybı oluşur. Saç kökleri zayıflar. Bu durum diet ile yeterli miktarda protein alınımı ile düzelebilir.

    İlaçlar: Bazı ilaçlar geçiçi bir süre saç dökülmesine neden olabilir. Romatizmal, gut, depresyon, kalp hastalığı, yüksek tansiyon için reçete edilen ilaçlar ve yüksek doz A vitamini saç dökülmesi yapabilir.

    Kanser tedavileri: Bazı kanser tedavileri saç hücrelerinin bölünmesini durdurabilir. Saçlar deriden çıkınca zayıflar ve kırılır. Bu durum terapiden 1-3 hafta sonra gerçekleşir ve hastalar saçlarının %90 'ını kaybeder , terapi sona erdikten sonra saçlar tekrar büyüme gösterir ve eski haline döner.

    Doğum kontrol hapları: Doğum kontrol hapı kullanan bir bayanda saç dökülmesi sıklıkla kalıtsal bir yatkınlıkla oluşabilir. Saç dökülmesi gelişirse haplar Kadın-doğum doktorları tarafından değiştirilmelidir. Hap kullanımını kesen bir bayanda 2-3 ay sonra saç dökülmesi başlayabilir ve 6 ay kadar sürebilir. Bu durum doğum sonrası gözlenen saç dökülmesi mekanizması ile benzerdir.

    Düşük serum demir düzeyi: Demir eksikliği saç dökülmesine neden olur.Bazı insanlar demiri besinsel olarak eksik alırken bazılarında ise demirin bağırsaklardan emilimi yetersizdir. Bayanlarda adet kanamaları nedeni ile demir eksikliği daha sık görülür. Demir eksikliği laboratuar testleri ile araştırılıp , demir hapları ile tedavi edilmelidir.

    Büyük cerrahi girişimler ve kronik hastalıklar: Büyük cerrahi operasyon geçiren hastalar 1-3 ay içinde aşırı bir saç dökülmesi fark edebilirler. Bu durum birkaç ay içinde geçer. Ağır kronik hastalığı olan hastalığı olan kişilerde saç kaybı ömür boyu devam eder.

    Mantar hastalıkları: Küçük yamalar halinde kabuklanmalar ile başlayıp yayılabilir, saçlarda kırılma saçlı deride kızarıklık şişlik ve hatta sızıntıya neden olabilir. Bu bulaşıcı hastalık çocuklarda daha sık görülür ve ilaç ile tedavi edilmelidir.

    Trikotilomani(Saç koparma hastalığı): Çocuklar ve bazen erişkinler saç, kaş veya kirpiklerini koparıncaya kadar çekebilirler ve bunu bir alışkanlık haline getirirler. Böyle durumlarda psikoloji danışmanlarına başvurulması uygundur.

    Denetleme :
    Uzm. Dr. Sertaç Sever
    Dermatolog

    *

    Sedef (hastalık)
    Sedef deri hastalıklarının en önemlilerinden olup kronik,tekrarlayıcı ve sık rastlanılan bir rahatsızlıktır.Deri örtüsünün olduğu tüm bölgeleri tutabilir.Saçlı deride, tırnakta, elde, ayakta,gövdede, dizde,dirsekte kısaca tepeden tırnağa bütün vücudu etkileyebilir.Ancak şiddeti kişiden kişiye değişir.Kimi hastalarda sadece bir nokta veya plaklar halinde gözlenebilirken,kimi hastalarda vücudun muhtelif alanlarına yayılarak çok geniş deri bölgelerini etkileyebilir.Şu bilinmelidir ki sedef bir cilt rahatsızlığı olup, diğer organların bozuklukları ile bir ilişkisi yoktur.

    Birçok kronik hastalıkta olduğu gibi belirli aralıklarla tekrarlama özelliği vardır.Bu nükslerin sıklığı, yaygınlığı bireysel olarak değişebilmekte bazen uzun yıllar boyunca hiçbir atak yaşanmamasıda mümkündür.

    Bu son derece sık hastalığın görülme ihtimali %1-3 arasında değişmektedir.En fazla görülen bölgelerdiz, dirsek,bel, saçlı deri, genital bölgedir.Tipik görüntüsünde kırmızı ,net sınırlı zemin üzerinde beyaz ince kabuklanmalar şeklindedir ancak sedefin kabuk olmadan sadece kırmızı alanlar veya bu alanların üzerine eklenmiş iltihaplı toplu iğne başı büyüklüğünde püstüllerle seyreden formlarıda olabilir.

    Genetik bir hastalık olan sedef özellikle 20-40 yaş gurubunda sıkça görülür.Ailesel özelliği olan bu hastalığın ebeveynlerde olması çocuklarında görülme ihtimalini artırır.

    Belirli faktörler hastalığın hızlanmasına yahut ilk atağın başlamasına neden olmaktadır.Bunların başında fiziksel ve psikolojik stresler,aşırı güneş ışığı, alınan birtakım ilaçlar(ağrı kesiciler, hormon ilaçları, kortizon,tansiyon ilaçları) yeralmaktadır.Hastaların rahat bir hayat sürmesi, aşırı yorgunluktan kaçınılması, mümkün olduğu kadar az ilaç tüketmesi sedefin stabil kalmasına yardımcı olur.Sedefin tipik belirtilerinden birtaneside kaşınan yada yaralanan bölgelerde yeni sedef plaklarının gelişmeye meyil göstermesidir.Bu olaya "Köebner fenomeni" denmektedir.

    Klinik görüntüye bakılarak teşhis konulan sedef bazen egzema, allerjik deri hastalıkları ile karışabilmektedir.Lokal bir sedef formu olan "palmoplanter psoriasis" (el-ayak sedefi) ise el ve ayakta su toplamaları çatlak ve soyulmalar şeklinde gözlenebilir.

    Kronik olan sedef hastalığı, sanıldığının aksine başarıyla tedavi edilebilen bir hastalıktır ancak kronik olduğu için zaman zaman tekrarlayabilir.Bu tekrar ataklarının süresi ve aralığı kişiden kişiye değişebilir ve yıllarca tedavi ihtiyacı duyulmayabilirde.

    Tedavi seçiminde başlıca üç başlık göze çarpabilir.

    1-Lokal tedavi

    2-PUVA tedavisi

    3-Sistemik(ağızdan veya damardan ilaç) tedavi

    Lokal tedavi:Özellikle birkaç alanda kısıtlı sedefi olan hastalar için yeterli bir yöntemdir.Kabuk sökücü kremler, yumuşatıcılar, kortizonlu kremler, Dvitamainli kremler kullanılabilir.

    PUVA tedavisi:Çok az merkezde gerçekleştirilebilen bu tedavi ideal bir yöntemdir.Vücudunun geniş kısmına yayılmış, ufak noktalar halinde dağınık bölgelerde olan sedef plaklarında ve lokal tedaviye dirençli hasta gurubunda başarıyla uygulamaktayız.Güneş ışınındaki ultraviyole A ve B'nin etki gücünden faydalanılan bu tedavide özel kabinlerdegündebirkaç dakikalıkışın tedavisi yapılmaktadır.Haftada 3-4 seans ile başlayan uygulama etki alındıktan sonra daha seyrek aralıklara indirilerek sonlandırılıyor ve uzun süren iyilik dönemleri yaşanabilmektedir.Uygulamanın hastaya ciddi bir zarar vermemesi , kolay uygulanabilmesi, zaman alıcı bir tedavi olmamasıda diğer avantajları oluşturmaktadır.

    Sistemik tedavi:Çok şiddetli vücudun %50-70'inden fazlasında yayılmış sedeflerde ve PUVA tedavisi şeçeneğinin uygulanamadığıhastalarda yapılmaktadır.Mümkün olduğunca kaçındığımız bir yöntem olup siklosporin, methotraksat,acitretin gibi zararlı yan etkileride olabilecek ilaçlar ancak ritmik dıktor takipleriyle hastaya verilebilir.

    *

    Sedef hastalığı
    aha çok, baş derisinde, dizlerde ve dirseklerde veya tırnaklardameydana gelen düzensiz kırmızı lekelerle kendini gösterir. Lekeler,gümüş renginde ve pul pul olup, deriden yüksektir. Kaşıntı yoktur.

    Sedef hastalığı, hızlı büyüyen pürüzlü, kuru, ölü cilt hücrelerinin kalın bir pullanma meydana getirdiği yaygın bir cilt hastalığıdır. İnflamasyon, eğer ciltte görünüşü bozan lekeler, rahatsızlık ve hatta ağrıya neden oluyorsa can sıkıcı olabilir.

    Normalde cilt hücrelerinin oluştukları ilk yer olan cildinizin en alt tabakasından, öldükleri ve pul pul döküldükleri en üst tabakasına doğru çıkması yaklaşık bir ay sürer. Sedef hastalığında cilt hücrelerinin yaşam döngüsü, cildinizin en üst katmanında çok sayıda ölü hücreler yaratacak şekilde hızlanır.

    Sedef hastalığı ısrarcı, periyodik olarak nüksetme eğilimi gösteren ve sonra iyileşen, ama genelde yıllarca aktif kalan,kronik bir hastalıktır. Tahminen 5,5 milyon Amerikalıyı etkilemektedir. Sedef hastalığı her yaşta ortaya çıkabilir, ama başlangıcı genelde yavaştır ve teşhis yaygın olarak 15 ila 35 yaş arasında konulur

    *

    Selülit
    Selülit, cildinizde meydana gelen ve ciddileşme olasılığı bulunan bir bakteri enfeksiyonudur. Derinizde, yanan ve acıyan, şişik, kırmızı bir alan görülür ve hızla yayılabilir.

    Bacakların alt kısmında veya yüzdeki deri, bu enfeksiyondan en yaygın olarak etkilense de, selülit cildinizin herhangi bir bölümünde oluşabilir. Enfeksiyon sadece yüzeysel olabildiği gibi, derinizin altında yatan dokuları da etkileyebilir ve lenf düğümlerinizle kan akışınıza karışabilir.

    Yayılan bakteri enfeksiyonu, tedavi edilmeden bırakıldığı zaman, ölüm tehdidi bulunan bir rahatsızlığa dönüşebilir. Bu nedenle, selülitin belirtilerini ve semptomlarını tanımak ve bunlar oluştuğunda anında tıbbi yardıma başvurmak önem taşır

    *

    Sigara ve derimiz
    Sigaranın bu etkisi, özellikle bayanlarda daha sık görülür ve deri yaşlanması belirtilerinden en önemlisi olduğu için, sigara bıraktırma konusunda sigaranın ölümcül sonuçlarına göre daha etkili olmaktadır. Sigara tiryakilerinde hiç içmeyenlere göre 5 kat fazla kırışıklık olduğu saptanmıştır. Hatta bazı çalışmalarda sigaranın güneş ışınlarından bile etkili olduğu bildirilmiştir.

    Soluk, kirli beyaz-gri renkli ve kırışık deri �sigara tiryakisi derisi� olarak tanımlanmaktadır. Sigara içenlerin %79�unda bu görünüm mevcuttur. �Sigara tiryakisi yüzü�nün özellikleri şunlardır:

    1- Kalıcı çizgi veya kırışıklıklar,
    2- Alttaki kemik çıkıntılarının belirginleşmesi sonucu çökmüş yüz ifadesi,
    3- Deride incelme, hafif gri görünüm,
    4- Derinin hafif turuncu-mor-kırmızı renk alması.

    �Sigara tiryakisi yüzü� 70 yaşın üzerindeki kadınların yüz yapısı ile aynıdır. Sigara içenlerde kırışıklığın erken yaşta başlaması dikkate değerdir

    Kırışıklık oluşumu bir yılda içilen sigara miktarı ile doğru orantılıdır. Sigaranın kırışıklık yapıcı etkisine kadınlar daha fazla duyarlıdırlar.

    Nikotin ve sinir sisteminin uyarılması sonucu gelişen damarlardaki daralma, dokuların oksijenlenmesinde azalma, pıhtılaşmada artış, kollajen depolanmasında azalma, kırışıklık oluşumunu kolaylaştıran etkenlerdir. Sigaranın deri üzerindeki etkilerini açıklayan faktörler şu şekilde özetlenebilir:

    1- Direk toksik etki: Sigara içenlerde derinin neminin azalmış olması, onun toksik etkisine bağlıdır.

    2- Mekanik faktörler: Kırışıklığın şeklini belirlemede önemli role sahiptir. Sigara içerken kullanılan yüz kaslarıyla ilgili olarak dudak çevresinde; tek taraflı içenlerde aynı tarafta kırışıklık görülmesi veya kazayağı kırışıklıkları gibi özel görünümler ortaya çıkar.

    3- Genetik faktörler: Bütün sigara içenlerde �sigara tiryakisi yüzü� görünümü olmadığı için genetik faktörlerin rolü de düşünülmektedir.

    4- Sigara içenlerde vücudun güneş görmeyen yerlerinde derideki elastik tabakanın , sigara içmeyen aynı yaş grubundakilere göre daha kalın ve parçalı olduğu gösterilmiştir. Derideki kronik oksijenlenmenin azalması, kollajen sentezini düşürerek belirgin kırışıklığa neden olmaktadır.

    5- Sigara damarlardaki daraltıcı etkisiyle deride gri-esmer renklenmeye neden olur.

    6- Sigaranın kısırlık, erken menapoz, adet düzensizlikleri gibi anti-östrojenik etkileri bilinmektedir. Östrojenin deri üzerindeki fizyolojik etkileri menapoz sonrası dönemde açıkça görülmektedir. Sigara içen kadınlarda göreceli bir hipoöstrojenik durum meydana gelmekte ve bu da deri kuruluğu ve kırışıklığa neden olmaktadır.

    7- Sigara A vitamini seviyesini azaltır, dolayısıyla hücrenin bir numaralı düşmanı olan serbest radikallere karşı korunmayı azaltarak, kırışıklıkların oluşumunu kolaylaştırır.

    Sigara içen beyaz veya gri saçlı kişilerde katrana bağlı olarak sarımsı bir saç rengi ortaya çıkar.Sigara içerken sigaranın tutulduğu parmaklar ve tırnaklarında sarı-kahverengi renklenme ortaya çıkar. Bu bulguya �nikotin belirtisi� denir. Sigara içenlerde ağız içi daha koyudur. Hatta yanak iç yüzlerinde inatçı, sert, düzensiz beyaz tabakalar oluşabilir. Sigara damarlardaki daraltıcı etkisi ile kan akımını bozarak, yara iyileşmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Tek bir sigara içiminin 90 dakika süren bir damarlarda daralmaya yol açabileceği gösterilmiştir. Sigara dumanında 4000 den fazla kimyasal madde bulunur ancak kan akımı azalmasından en çok nikotin sorumlu tutulmaktadır.

    Dr. Zekayi KUTLUBAY
    Dermatoloji Uzmanı

    *

    Siğil
    Siğil bir çeşit virüsün sebep olduğu bulaşıcı deri hastalığı. Virüsün hastalık hâlini husûle getirebilmesi için şahsın veya hastalığın yerleşme yerinin predispoze olması (meyletmesi) lâzımdır. Siğiller iki çeşittir:

    a) Verruca vulgaris: Çok defâ deri renginde, bâzan sarı veya sarı esmerimtrak, üstü girintili çıkıntılı, karnıbahar manzarasında, sert, pürtüklü, derinin kornium tabakasının aşırı kalınlaşmasından hasıl olan küçük urlardır. Bâzan birkaç adedi birleşerek plâklar meydana getirirler. Kişide belli bir şikâyet husûle getirmezler. Bununla beraber tırnak kenarlarında, el parmaklarının oynakları üstünde olanlarla tabanda yerleşenler ağrılı olur. Adetleri çok defâ birkaç tânedir. Bunların içinde birisi büyük olup, buna “ana siğil” denir.

    Siğiller çok defâ el sırtında, ön kolda, bacak ve yüz gibi açık bölgelerde yerleşirler. Ayak tabanında yerleştiği zaman epidermisin kalın olmasından dolayı dışarıya doğru büyümeyerek derinlere doğru ilerler. İlk bakışta nasırı andırır. İkinci tarak kemik, ikinci ayak parmağı arası mafsalında ve topuk kısmında yerleşir. Derinin epidermisinde yerleştiği için iyileşince skatris (iz) bırakmaz.

    b) Verruca plano juvenilis: Gençlerde ve çocuklarda görülür. Deri renginde veya hafif sarı kahve renginde, düz, yaygın urlardır. Toplu iğne başından mercimek büyüklüğüne kadar çeşitli irilikte olurlar. Gruplaşmaya meylederler. Traş ve kaşınma ile hastalık derinin diğer kısımlarına yayılır. En çok yüzde ve elde yerleşir.

    Tipik siğilleri teşhis etmek kolaydır. Tabandakiler nasırlarla karışır. Siğillerin üzerindeki kalınlaşmış cornium tabakası (hiperkeratoz) kaldırılırsa nokta şeklinde kanamalar görülür.

    Tedâvi: Çok defâ müdâhalesiz iyileşir. Duâ okunarak iyileşenler pekçoktur. Elektrokoter ile tahrip edilebilir (yakmak). Yâhut “Pate oxyde de zinc” ilâç, siğilin etrafına sürülür, böylece sağlam deri kısımları korunur. Siğilin üzerine de % 30’luk triklor asetik asit solüsyonundan sürülür.

    *

    Sivilce
    Toplumda sık görülmesi ve son derece rahatsız edici bir kozmetik problem olan sivilce (akne vulgaris) tedavi edilebilen bir hastalıktır.Özellikle ergenliğin başlaması ile ciltte yağlanma artmakta ve yağ bezlerinin faaliyeti bozulmaktadır. Bunun derideki görüntüsüde istenmeyen yağ birikimleri, şişlikler,iltihaplanmalar, deri altı kistleri olabilmektedir.

    Oniki yaşından başlayarak onsekiz yaşına dek akne gençleri etkileyebilir. Ancak unutulmamalıdırki her yaşta, her dönemde ve her insanda bu sorun
    gelişebilir.Kadınların %70'i, erkeklerin ise %80'inde hayat boyunca herhangi bir zamanda sivilce oluşabilir. Ne yazık ki kendi kendine geçebileceği gibi yanlış bilgilendirmeler tedavide geç kalınmalara , kalıcı izlerin oluşumuna ve hatta şikayetin artmasına neden olabilmektedir.

    Cılt altındaki yağ bezlerinin fonksiyonun bozulması, porların kapanması ve birtakım bakterilerin iltihaplanmaya neden olması ile klasik sivilce görüntüsü cilt üzerinde belirir.

    Akne oluşumunu etkileyen faktörler şunlardır:

    1-Genetik:Annede veya babada akne olması, çocuklarda görülme sıklığını artırır.

    2-Ultraviyole:Güneş ışınları sivilce oluşumunu olumlu veya olumsuz yönde etkileyebilir.

    3-Terleme:Terleme ile sivilceler yoğunlaşır.

    4-Diyet:Gıdaların sivilce oluşumunda artırıcı hiçbir etkisi yoktur.

    5-Hormonlar:Adet düzensizliği ve hormonal bozukluklar sivilceleri yoğunlaştırır.

    6-Kozmetik ürünler:Yanlış birçok kozmetik kullanımı, kozmetilk salonlarındaki uygulamalar cildin bozulmasında önemli bir pay oluşturmaktadır.

    Akne klinik görüntüsüne göre çok farklı tiplerde gözlenebilir. En hafif formu olan komodojenik akne siyah noktalar veya beyaz butonlar şeklinde görünürken, iltihaplı formda olanlara püstül denir. En şiddetli formunu ise nodül ve kistler oluşturur; bunlar deri altında ağrılı büyük sertlikler olarak gözlemlenir ve ciltte kalıcı izlere neden olabilir.

    Akne sadece yüzde değil ayrıca göğüs sırt gibi alanlarda da görülebilir. Yüz bölgesinde oluşan sivilceler ağrılı kaşıntılı olabilir.Fiziksel görüntünün bozulması psikolojik stres ve gerginliklere yol açabilir. Toplumdan uzaklaşma, mutsuzluk, hatta depresyon gelişimi bile gözlenebilir.

    Akneli kişilerin birtakım kozmetik kremlerden, losyonlardan ve güzellik salonlarından çare arayışları ise hastalığın büsbütün kötüleşmesine , tedavinin zorlaşmasına neden olur. Bu merkezlerdeki uygulamalar kalıcı izlere dahi yol
    açabilir ve hasta iyileşmediğini düşünerek yanlış bir inanışa kapılabilir.

    Akne düzenli, ısrarcı ve uzun süreli tedavilere mutlak cevap verir. Hastanın doktoruna güvenmesi ve takiplerini devam ettirmesi gerekir. Öncelikle hafif
    formlarda sadece lokal tedaviler yeterli olabilir. Bu tedavi iyi bir temizleyici jel ile kombine edilir.Daha yoğun sivilcelerde ise antibiotik kullanımı gerekebilir ve bu genelde 3-5 aylık uzun bir dönemi gerektirir. İnatçı, şiddetli hastalarda ise A vitamini türevleri oldukça başarılı sonuçlar verir.Hastaları psikolojik olarak da yıkan bu hastalık başarılı bir şekilde doğru bir takiple düzeltilebilir.


    Uzm.Dr.Ayşe ÖZBOYA NACAK

    *

    Sivilceler hakkında yanlış bilinenler
    "Bazı besinler bende sivilce yapıyor."

    Yanlış. Besinler ve akne üzerine yıllarca süren çalışmalar sonunda herhangi bir besinin akneye sebep olduğu gösterilememiştir. Ne çikolata akne yapar, ne yağlı yemekler ne de süt. Eğer öyle olmuş olsaydı o besinlerden yemeyerek insanlar sivilcelerinden kolayca kurtulurlardı. Oysa gerçek öyle değildir.

    Beslenme şeklinizi değiştirerek sivilcelerden kurtulamazsınız, kurtulan da görülmemiştir. Sivilcelerden ancak sivilce tedavisiyle kurtulabilirsiniz.
    "Yüzümü iyi yıkarsam sivilcelerimden kolay kurtulurum."

    Temizlik eksikliği sivilceye neden olmaz. Eğer öyle olsaydı yüzünü hergün düzenli yıkayan kimselerde sivilcelerin geçmesi, fazla yıkamayan kimselerde de çıkıyor olması gerekirdi. Yüz yıkanarak ancak yüz temizlenir fakat sivilceler geçmez. Hatta aşırı yüz yıkamak yüz derisini kurutup hasar bile verebilir ve bu hasar mevcut sivilceleri artırabilir.
    "Stres sivilce yapar."

    Stres sivilcelere yol açmaz. O yüzden stresten kurtularak sivilcelerin geçmesini beklemek boşunadır. Dahası stresli insanların kullandığı bir takım ilaçlar yan etki olarak sivilce yaparlar. Stres, cilt yüzeyine daha fazla sebum salgılanmasına neden olarak belki dolaylı olarak mevcut sivilceleri arttırabilir ancak hiç yoktan sivilce varetmez. Stressiz olduğu bilinen kimselerde de sivilce çıkmaktadır.

    Sivilcenin tedavisi başka türlü, stresin tedavisi başka türlüdür.
    "Güneşışığı sivilcelere iyi gelir."

    Hayır, sadece yüzünüz biraz daha bronzlaşacağı için sivilceler daha az dikkat çeker. Güneş ışığı birkaç sivilceyi kurutsa bile yenilerinin gelmesini engelleyemez, epidermise(cilt üstü tabakası) zarar verebilir ve ilerleyen safhalarda sivilceler artabilir. Güneş ışığına maruz kalmak ciltte erken yaşlanma ve yanıklara neden olabilir. Güneşe çıkmadan önce koruyuculuk katsayısı en az 15 olan koruyucu losyonlar kullanmanızı tavsiye ederiz. Sivilceleriniz içinse sivilce tedavisi görmelisiniz.
    "Sivilcelerimi zaman zaman patlatıyorum."

    Sakın! Sivilcelerinizi patlatmakla mikroplara davetiye çıkarırsınız ve eğer enfeksiyon kaparsanız yüzünüzde ömür boyu geçmeyecek kalıcı yaralar meydana gelebilir.

    Siyah noktaları(komedonları) da sıkmamak gerekir.
    "Sivilceler yaş ilerledikçe geçer."

    Sivilceler ileri yaş grubunda daha az görülür. Ancak sivilcelerden büyüyerek kurtulunmaz. Bazı kimselerde sivilcelerin neden olduğu kalıcı yaralar kalmaktadır. Tedavi edilebilecek bir hastalığı tedavisiz bırakmamak ve kalıcı yara riskinden mümkün olduğu kadar erken kurtulmak gerekir.

    "Büyüklerde akne olmaz."

    20-44 yaş arası insanların yüzde yetmiş beşinde akne görülmezken geriye kalan yüzde 25'inde akne mevcuttur. Bazı hanımların adet dönemleri boyunca değişen hormon dengeleri sivilcelere neden olabilir. Doğum kontrol hapları sivilce yapabilirler. Hamilelikte de sivilceler çıkabilir

    *

    Su Çiçeği ve Zona zoster
    Su çiçeği herpes virus grubundan varicella-zoster virusunun neden olduğu primer enfeksiyondur. Yaygın, kaşıntılı, makülopapüler, veziküler ve büllöz döküntülerin aynı anda görüldüğü, ateşin sıklıkla tabloya eşlik ettiği, ancak sistemik semptom ve bulguların seyrek görüldüğü bir enfeksiyon hastalığıdır. Zona zoster ise aynı virusun vücutta bir süre latent kaldıktan sonra ortaya çıkardığı bir post-primer enfeksiyondur.

    Klinik :

    Su çiçeği : İnkübasyon süresi 10-21 (ortalama 14-16) gündür. Özellikle varisella-zoster immün globulini (VZIG) kullanılan vakalarda bu süre 28 güne kadar uzayabilir. Primer enfeksiyonda asemptomatik olma şansı düşüktür (% 3-5). Birden çok su çiçeği geçirilmesi son derece nadir görülürse de, serolojik testlerle tesbit edilen asemptomatik rekürren enfeksiyonlar gelişebilir. Tipik klinik tablo ateşle birlikte jeneralize, kaşıntılı, veziküler lezyonlardır. Döküntü pleomorfiktir, yani aynı anda farklı evrelerde (makül, papül, vezikül, bül) döküntüler bulunur. Veziküller eritemli zemin üzerinde, birbirinden ayrı olarak görülür.

    Zona zoster : Varisella-zoster virusu primer enfeksiyondan sonra sinir sisteminde latent olarak kalır. Aylar veya yıllar sonra, immünitenin baskılandığı bir anda bir veya birkaç sinir trasesi boyunca ilerleyerek, o sinirlerin dermatomunda ağrılı vezikül kümeleri oluşturur. Genellikle organ tutulumu yoktur, ancak ağır immün yetmezlikli vakalarda dissemine deri ve organ tutulumu gözlenebilir.

    Komplikasyonlar : Sekonder bakteriyel deri enfeksiyonları, meningoeensefalit, hepatit, pnömoni, artrit, trombositopeni ve dissemine intravasküler koagülasyon gibi komplikasyonlar düşük oranda görülürse de, hastalığın insidansının çok yüksek olması nedeniyle yılda görülen su çiçeği komplikasyonlu vaka sayısı kızamıktan daha az, ancak kabakulak komplikasyonlu vaka sayısına yakındır. Su çiçeği özellikle salisilat alan hastalarda nadir görülen fatal bir hastalık olan Reye sendromuna da sıklıkla yol açarsa da, esas önemi başta kemoterapi alan kanserli ve HIV enfeksiyonlu hastalar olmak üzere, immün yetmezlikli kişilerde çok komplikasyonlu seyretmesi ve ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer almasıdır. Bu vakalarda klinik tablo da farklı olabilir, döküntünün karakteristik özelliği olan pleomorfizm gözlenmeyebilir. Yetişkinlerde de, pnömoni başta olmak üzere (özellikle sigara içenlerde) komplikasyonlar çocuklara göre daha sık görülür.

    İlk trimesterde geçirilen maternal su çiçeği bebekte ekstremite atrofileri ve deride skatrisyel lezyonlarla karakterize, nadiren de santral sinir sistemi ve göz bulgularının eşlik ettiği “konjenital varisella sendromu”na yol açabilir. Bu çocuklarda primer su çiçeği görülmeden, infant döneminde zona ortaya çıkabilir. Ayrıca yenidoğan döneminde su çiçeği hafif bir enfeksiyon olarak seyrederse de, annenin doğumdan önceki 5 gün ve doğumdan sonraki 2 gün içerisinde geçirdiği su çiçeği, bebeğe maternal antikor geçmesi yada bebeğin kendi antikorunu yapması için yeterli zaman bulunmadığı için, % 30 gibi yüksek bir mortalite ile seyreder.

    Epidemiyoloji ve bulaşma : Tek konak insandır. Genellikle hastalarla direk temas veya sekresyonlardan hava yolu ile, nadiren de zona lezyonlarından bulaşır. Bilinen en bulaşıcı enfeksiyondur. Kapalı odada bir hasta ile bir saat birlikte bulunan, bağışık olmayan bir kişinin hastalığa yakalanma şansı % 96’dır. Uzun mesafelere de bulaşabilmesi nedeniyle, “koridor enfeksiyonu” adı verilir. En fazla kış sonu ve ilkbaharda epidemiler yapar. Solunum yoluyla bulaşma döküntünün ilk beş gününde görülür, ancak lezyondan temasla bulaşma en son vezikül kabuklanıncaya kadar devam eder.

    Tanı : Tipik vakalarda tanı klinik olarak konur. Laboratuvar testi ancak atipik seyreden, özellikle immün yetmezlikli vakalarda gerekebilir. Virus döküntünün ilk 3-4 günü veziküllerden izole edilebilir, virus antijeni dokuda immünofloresan boyama ile gösterilebilir veya serolojik olarak Ig M veya Ig G bakılabilir. Ig M pozitifse veya konvelasan dönemde Ig G akut dönemdeki Ig G’nin en az 4 katı ise veya negatifken pozitif olmuşsa tanı konulur. Lezyonlarda intranukleer inklüzyonlar içeren çok çekirdekli dev hücrelerin görülmesi (Tzank testi) çok güvenilir değildir, çünkü herpes simplex virus enfeksiyonlarında da pozitiftir.

    Ayırıcı tanı : Böcek ısırıkları, ilaç erüpsiyonları, el-ayak-ağız sendromu, eritema multiforme, petigo, uyuz, dermatitis herpetiformis ve diğer herpetik enfeksiyonlar.

    Tedavi : Tedavi semptomatiktir. Ateş yüksekse aspirinin dışındaki (Reye sendromu riski nedeni ile) antipiretikler, kaşıntı fazla ise antihistaminikler kullanılabilir. Sekonder bakteriyel enfeksiyonu önlemek için veziküllerin temiz tutulması ve el temasının önlenmesi gerekir. Acyclovir hastalığın ilk 24 saatinde verilirse hastalığın şiddetini ve süresini azaltabilir. Oral formu 12 yaşın üzerindeki hastalar, kronik deri veya solunum yolu hastalığı olanlar, kronik salisilat tedavisi alanlar gibi hastalığın komplikasyonlu seyretme şansı yüksek olan kişilerde verilir. Bazı merkezlerde eviçi temas sonrası gelişen sekonder vakalar daha ağır seyrettiğinden bu vakalara ve gebeliğin 3. trimesterinde gelişen maternal su çiçeğinde de oral acyclovir verilmektedir. İ.v. acyclovir esas olarak immün yetmezlikli hastalardaki su çiçeği enfeksiyonlarında kullanılır. Hafif immün yetmezlikli hastalarda yüksek doz oral acyclovir de kullanılmaktadır. Oral acyclovir ağır zona zoster tedavisinde de kullanılabilir. Yetişkinlerde bu amaçla kullanılan diğer iki ilaç famciclovir ve valacyclovir’dir, bu ilaçların çocuklarda kullanımının güvenilirliği henüz tam olarak bilinmemektedir.

    Korunma : Hastalık ömür boyu koruyuculuk sağlar. Hastalar döküntünün ilk 5 günü ve bütün veziküller kabuklanıncaya kadar hava yolu ve temas izola