|
|
 |
 |
Okunma |
|
124 |
Sen De Gitme
Gözlerindeki heyecanın ışığı, hayatındaki o karmaşık renkler, bir türlü aşmayı beceremediğim, içindeki o tepeye çıkıp, zirvede, içinde, sende özgürlüğümü ilan etmemi sağlayacak sancağı dikemediğim bulutlara değen tepeler, kapıldığıum, sürüklendiğim içindeki o azgın dereler… Hepsi de sen, hepsi de sen kadar güzel. Ve ben, senin bu tropik güzelliğinin yoğun baskısı altındayım. Tüm ruhumla, bu cennet ülkenin beni kabul etmesi için Allah’a bile yalvardım. İstemedin, beni kabul etmedin! Diğer cennet ülkelerden nasıl da farklı gelmiştin… Sen de mi diğer cenet ülkeler gibi yanılsamadan ibaretsin yoksa?
Bu yaşımda öğrendim; aşk acısı insanı çabuk yaşlandırıyor. İşte bir gün daha geçip gitmekte senden bir iz bırakmadan. Mezara bir adım daha yaklaşmakta; sana karşı heyecan duyan bir insan. Sudan çıkan balıklar ölür. Sensiz ne farkım kaldı ki sudan çıkmış bir balıktan?
Her kadın, çocukluğundan beri bekler; güçlü, her yönden tanınan ve her zaman kale duvarı gibi sarsılmaz bir erkeği. Benim duvarlarım çatlak. Benim kalem yaralı, ağır yaralı. Yazın ölümcül sıcağı, tozları seyahat ettiren keskin rüzgarlarla işbirliği yapar. Ve benim kalemden çürük kokuları yayılır etrafa. Terk edilenlerin, terk edemeyen ruhlarının o ezik kokuları… Boş kalemin surlarının arasında ölemeyen, yarım bırakılmış ruhlar volta atar.
Kazanımda boş hazlar kaynayacak yine. İçimdeki pütürlü, kurumuş kahverengi yaralar azacak. Bir şeyler hatırladığımda acıyan, dokunduğumda kanayan. Demek, bu yüzden sevgiliye yar deniliyor. Demek, bu yüzden aşk bir uçuruma benzetiliyor. Demek, bu yüzden öldürmeyen her acı, seven insanı diriltiyor. Demek bu yüzden bir parçalanmışlıkmış sevmek; parçaları birleştirecek o ilahi parçaları başka birinin ruhunda arıyoruz biz, bulunca yapıştırıp, böylece unutuyoruz sırlarımızdan gelen yalnızlığı…
Bu şımarık, bu serseri, bu deli adam kostümünün altına saklanan, seni seven yürek hiç gözüne çarpmadı mı? Kaç bedende aradın sana dokunan cümleleri, kelimeleri? Ve kaç yürekte bulabildin sana duyulan bu sevgiyi? Hangi beden kapında sabahladı, hangi yürek içini ısıtmak için bu kadar can attı? İtmene, kakmana, horlamana, aşağılamana rağmen, hangi yüreğe gözlerindeki pırıltı can verdi?
Seven için sevilen her zaman hayatta düşünülebilecek en güzel şeydir. Güzellik, bakanın gözündedir! Kendimizi olduğumuzdan başka biri sanır, o başka birinin hissetmesi gerektiğine inandığımız duyguları kendi duygularımızın üzerine örteriz. Ve hatamızı fark ettiğimizde telafisi olmaz genellikle. Yaşam inanılmaz bir karmaşayla kurulmuş ki, bir gün bütün hayatımızı bir yalana, bize ait hiçbir yanı olmayan bir sanrıya, bir oyuna adadığımızı anlayabiliriz. Ve belki o gün her şey için çok geç olabilir!
Ne yapayım? Benim gönlümdeki aşk! Suç mu? Bende senin gibi etten, kemikten yaratılmışım. Banada senin gibi duygular verilmiş. İçimdeki kalp be gülüm, taş değil! Ben de bir insan evladıyım, elimde değil sevdalıyım…
Bana cümlelerimi ve kelimelerimi fısıldayan acı bir sesle uyanıyorum senden. Bakıyorum, yoksun! Bırakıp gitmişsin beni, olduğum yerde hareketsizim. Her yerde bırakıp gidiyorsun beni. Düşlerin yüreğinde bırakıp gidiyorsun beni. Yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gidiyorsun beni. Yüreğin yarısında sen, yarısında özlem… Bırakıp gidiyorsun beni…
Buna yürek mi dayanır?
Üç dişimi kırdı hayat. Gözüme perde düştü. Kangren oldu ellerim. Lal oldu dilim. Bin kere yandı yüreğim. Sana her dokunan hayalet sevgiliden sonra Çözüldü dizlerim. Eğildi bedenim. Taşıdım, yine taşırım yüreğimde İstersen git. Ben burada yine beklerim
|